ana dedigimiz

.

Ismet Kutbay's picture
1-Ana dedigimiz. Dünyada her

Ana dedigimiz.

Dünyada her gün milyonlarca kadın, şiddete maruz kalıyor. Hem de çoğu zaman bu şiddet, onları sevmeye, iyi günde ve kötü günde yanlarında olmaya söz veren eşleri tarafından uygulanıyor. Çoğu kadın bundan konuşmamayı ve bu hassas konuyu kapatmayı tercih ediyor. Şiddete maruz kalan kadınlara baktığınızda, eğitim seviyelerinin düşük olduğunu ve ekonomik özgürlüklerinin olmadığını görmeyi bekleriz. En azından ben bu kanıdaydım. Ta ki, çok yakından tanıdığım iki hanımın, eşleri tarafından dayak yediğini öğreninceye kadar. Söz konusu hanımların ikisi de, üniversite mezunu. İkisinin de fizikleri düzgün. Ve yine ikisinin de ekonomik durumları, eşlerininkinden daha iyi. Bir gün, birinin bacağındaki morluk dikkatimi çekti. Bir başka gün diğerinin merdivenlerden düşüp kırdığı kolu. İkisi de, "Kaza işte, düştüm" deseler de, gözleri yalan söylüyordu.

Zaman geçip, gerçeği öğrenince, ilk anda kocalarından nefret ettim. Ama olayın harareti bitip, biraz düşününce, sormam gereken asıl sorunun, "Dayak yemenin, ya da atmanın, gerçekten eğitimle bir bağlantısı var mı?" sorusu olduğunu fark ettim. Meydana gelen kötü olayların hepsinin kaynağını, genelde eğitimsizliğe bağlarız. Trafik kazası olur, nedeni eğitimsizliktir. Evde sobadan zehirlenirler, nedeni eğitimsizliktir. Elektrik çarpan birini kurtarmak isterlerken, canlarından olurlar, nedeni eğitimsizliktir. Kocalarından dayak yerler, nedeni eğitimsizliktir! İyi de, nedenler bu kadar basit değil! Çünkü üniversite mezunlarımız, pata küte dayak yedikleri o taş devrinden kalma adamlarla oturmaya devam ediyorlar. Kendinden güçsüz ya da güçlü, bir kişiye el kaldırmak, sorunları şiddetle çözmek hangi kültüre ve zeka seviyesine uygun bunu sizin takdirinize bırakıyorum. Ama şiddetin ne türlüsü olursa olsun, cezasız kalmasını onaylamıyorum.

Artık alıştık, biri, bir diğerini bacağından vuruyor ama vurulan davacı olmuyor. Ortada işlenen bir suç ve yaralı biri varken, davacı olmamak hangi adalet anlayışına uyuyor acaba? Allah'tan Türkiye Cumhuriyeti'nde unvanı savcı; işi de adaleti sağlamak olan insanlar var da, işlenen suç cezasız kalmıyor. Yoksa bu ülke çoktan Teksas'a dönmüştü.

Dayak yiyip, hala o insanla beraber olmak için mücadele eden arkadaşıma en çok sormak istediğim, "Senin hiç aklın ve zerre kadar gururun yok mu?" sorusuydu. Ama onu kırmamak için, hiçbir zaman bu soruyu soramadım. Dayak yiyip, evini terk etmeyen; hakarete uğrayıp, sineye çeken; kendi aldığı arabası altından alınıp, sesini çıkarmayan arkadaşım, aldatılınca eşinden boşandı. Kimsenin değer yargısını sorgulamak bana düşmez ancak, "Vurabilir ne de olsa kocamdır. Ama aldatırsa, tanımam" anlayışı hangi eğitim düzeyine uyuyor, söyler misiniz lütfen. Gündüz vakti, sokak ortasında, karısını polislerin çaresiz bakışları altında doğramaya çalışan adamı ne çabuk unuttuk.

Şimdi kendinize, "Birine şiddet uygulandığına şahit olunca, ne yapıyorum?" diye sorun. Büyük bir ihtimalle, ya kafanızı başka yöne çeviriyorsunuz, ya da yardım haykırışlarını duymamak için müziğin sesini yükseltiyorsunuz. Gönül isterdi ki ülkemizde ne bu ekiplere ihtiyaç, ne de Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan'a gerek olsun. Ama bunlar, yaşadığımız sosyal çevrenin gerçekleri ve bir kabus gibi gözünüzü açtığınız an kaybolmuyorlar. Ne dersiniz belki de problem, taş devrinden kalanlarda değil; bakan fakat göremeyen gözlerdedir.

Kutbay

mr. grey's picture
2-eşlerini dövenleride 36.

eşlerini dövenleride 36. paralelden öteye sürelim...