ankara bilindiği üzre memur(e kalın) ve öğrennci şehridir. vakitler nakte tahvil edilememiştir. edenler varsa da bunlar genel olarak memurin muhakemat kanunundan istifade edenler ve devlet-i aliye(doğru mu yazdım hocam?) müteahhitleridir. konuyu jack gibi deşersek, vakitler bol oluncası kentin bütün yürüyen merdivenleri yaşamın süratine ayak uydurur. istanbul kadar harale gürele durumlar söz konusu olabilemez.
insanlar önce asansör yürüyen merdiven gibi konforlu yaşamın sırını buldular lakin başka bir derdi oluştu insanların obezite. kilo almaya birebir yürüyen şeylere binin ayırım olmasın
ankara'da hiç bir vakit, kayıp değildir.
her bir salisesi ayrı bir zevk verir insana.
bir de yürüyen merdivenlerde vakit kaybeden insan diyorlar... cık cık cık
mesela karafil sokağa çıkan merdivenlerdesiniz. yavaş yavaş sizi gökyüzüne/yeryüzüne çıkaran o merdivenlerden yükseldikçe ruhunuzun da yükseldiğini hissedersiniz. biraz sonra görüşeceğiniz insanlara anlatmak için muhakkak bir güzellik/ilginçlik görürsünüz.
ya da sakarya caddesine çıkan merdivenler. dövizsatmakisteyenillegalsatıcılar, seyyar satıcılar, aba-hosta müşterileri, ssk iş hanına girip çıkanlar, birilerini bekleyenler, sizi bekleyenler yani gökkuşağı çay ocağı müdavimleri, ya da zamansız meyhane müşterileri, türkü cafe, türkü bar, "tiki" bar, her çeşit cafe, çay ocağı, buralardan yükselen sesler, herşey iç içedir.
merdivenlerden inerken bir dünyadan başka bir dünyaya gidersiniz; çıkarken bambaşka bir dünya. ruh haliniz de iniş ve çıkışınıza göre değişiklik gösterebilir.
ankara'yı bilmem ancak yürüyen merdiven denildiğinde sanırım şehir, mekan farketmiyor. adı üstünde yürüyen merdiven o halde duracaksın üstünde bekleyeceksin ki seni götürsün.
insanlar yürüyen merdivenin üstünde bile kıpırdamıyorlar! acelen mi var, çok mu kalabalık merdiven, olsun bekleyeceksin çünkü yürüyen merdivendesin haddini bileceksin. oysaki yanda yürümeyen bomboş bir merdiven vardır:) garibim:) ama siz o yürümeyen merdiveni kullandığınızda da diğer yüksek makamdakiler:) yan gözlerle size tuhaf tuhaf bakarlar:) artiste bak derler. sabit devingenlik iyidir iyi! ben dayanamam.
Yürüyen merdivenlerde duran Ankara insanı nedense bana bir aralık anını yaşamayı, bir nefeslenmeyi değil de kuralcılığı, tek düzeliği, vaktin kurbanı olmayı hissettiriyor. Sanki şehrin tüm miskinliği ve bereketsiz koşuşturması, hareketliliği bir ağırlık olup bu insanların üzerine çökmüş... Durmak yapılabileceklerin en güzeli... Düşünmemenin, hissetmemenin en sancısız ve farkedilmez hali...
'Durmak' aslında yürüyen insanı dinlendiren, çevikleştiren ve dahi düşündüren (yani bakmasını ve görmesini sağlayan) bir durum olabileceği gibi zaten duran insanı da yosun bağlatan, paslandıran, öldüren bir başka haldir. Bu ikinci anlamın bağlamında Ankara'nın 'dur/gun' hayatı ve insanı bana 'durmak ölümdür' sözünü hatırlatıyor. Vakti ölü, zihni ölü olmak... işte Ankara'nın tüm yapaylığına ve yapılmışlığına en çok yakışan şeyler bunlar. Bu durağanlıkta elbette insanın kendini koruması, kollaması oldukça zor.
Tuhaf olmuş bu, sanki tamlamada hata var. Yürüyen merdivenlerde vakit kaybeden Ankara insanları gibi bir şey mümkün. Gerçi ne fark eder anlaşılmıyor mu denirse eh o da mümkün.
ankara bilindiği üzre memur(e kalın) ve öğrennci şehridir. vakitler nakte tahvil edilememiştir. edenler varsa da bunlar genel olarak memurin muhakemat kanunundan istifade edenler ve devlet-i aliye(doğru mu yazdım hocam?) müteahhitleridir. konuyu jack gibi deşersek, vakitler bol oluncası kentin bütün yürüyen merdivenleri yaşamın süratine ayak uydurur. istanbul kadar harale gürele durumlar söz konusu olabilemez.
insanlar önce asansör yürüyen merdiven gibi konforlu yaşamın sırını buldular lakin başka bir derdi oluştu insanların obezite. kilo almaya birebir yürüyen şeylere binin ayırım olmasın
ankara'da hiç bir vakit, kayıp değildir.
her bir salisesi ayrı bir zevk verir insana.
bir de yürüyen merdivenlerde vakit kaybeden insan diyorlar... cık cık cık
mesela karafil sokağa çıkan merdivenlerdesiniz. yavaş yavaş sizi gökyüzüne/yeryüzüne çıkaran o merdivenlerden yükseldikçe ruhunuzun da yükseldiğini hissedersiniz. biraz sonra görüşeceğiniz insanlara anlatmak için muhakkak bir güzellik/ilginçlik görürsünüz.
ya da sakarya caddesine çıkan merdivenler. dövizsatmakisteyenillegalsatıcılar, seyyar satıcılar, aba-hosta müşterileri, ssk iş hanına girip çıkanlar, birilerini bekleyenler, sizi bekleyenler yani gökkuşağı çay ocağı müdavimleri, ya da zamansız meyhane müşterileri, türkü cafe, türkü bar, "tiki" bar, her çeşit cafe, çay ocağı, buralardan yükselen sesler, herşey iç içedir.
merdivenlerden inerken bir dünyadan başka bir dünyaya gidersiniz; çıkarken bambaşka bir dünya. ruh haliniz de iniş ve çıkışınıza göre değişiklik gösterebilir.
ya yavaş yürür, ya yürümez. ne gerek var, vakit kaybı. merdivenleri çok dik de değildir yeraltı geçitlerinin.
ankara'nın kendisi vakit kaybıdır.
Ankara'nın yürüyen merdivenlerinin boyu İstanbul'dakilerin yarısı kadardır bunu da not düşelim.
ankara'yı bilmem ancak yürüyen merdiven denildiğinde sanırım şehir, mekan farketmiyor. adı üstünde yürüyen merdiven o halde duracaksın üstünde bekleyeceksin ki seni götürsün.
insanlar yürüyen merdivenin üstünde bile kıpırdamıyorlar! acelen mi var, çok mu kalabalık merdiven, olsun bekleyeceksin çünkü yürüyen merdivendesin haddini bileceksin. oysaki yanda yürümeyen bomboş bir merdiven vardır:) garibim:) ama siz o yürümeyen merdiveni kullandığınızda da diğer yüksek makamdakiler:) yan gözlerle size tuhaf tuhaf bakarlar:) artiste bak derler. sabit devingenlik iyidir iyi! ben dayanamam.
Yürüyen merdivenlerde duran Ankara insanı nedense bana bir aralık anını yaşamayı, bir nefeslenmeyi değil de kuralcılığı, tek düzeliği, vaktin kurbanı olmayı hissettiriyor. Sanki şehrin tüm miskinliği ve bereketsiz koşuşturması, hareketliliği bir ağırlık olup bu insanların üzerine çökmüş... Durmak yapılabileceklerin en güzeli... Düşünmemenin, hissetmemenin en sancısız ve farkedilmez hali...
'Durmak' aslında yürüyen insanı dinlendiren, çevikleştiren ve dahi düşündüren (yani bakmasını ve görmesini sağlayan) bir durum olabileceği gibi zaten duran insanı da yosun bağlatan, paslandıran, öldüren bir başka haldir. Bu ikinci anlamın bağlamında Ankara'nın 'dur/gun' hayatı ve insanı bana 'durmak ölümdür' sözünü hatırlatıyor. Vakti ölü, zihni ölü olmak... işte Ankara'nın tüm yapaylığına ve yapılmışlığına en çok yakışan şeyler bunlar. Bu durağanlıkta elbette insanın kendini koruması, kollaması oldukça zor.
Tuhaf olmuş bu, sanki tamlamada hata var. Yürüyen merdivenlerde vakit kaybeden Ankara insanları gibi bir şey mümkün. Gerçi ne fark eder anlaşılmıyor mu denirse eh o da mümkün.
merdiven yürüyorsa vakit kaybedilmiş midir ki? bende uydum bu felakete.
gözlem gücünüze, felsefi idrakinize ve vakit nakittirinize hayran oldum.