''hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gelmişti.''
masumiyet müzesi'nden..
yarım kalandır
boğazında ki düğüm
kuytunda ki ateştir
sarmaşıktır bedeninde.
ufkundaki fırtına
gözlerinde yağmurdur
unutamadığın kokusudur
hücrelerinde.
doğmak gibi yeniden
ölüm gibi çaresiz olmaktır.
görememektir.
özlemdir,
kavuşmaktır,
tutkudur,
aşk.
unutmak istesende unutamadığındır
acı cektiren
dostlarınla selamı sabahı kestiren
sana şişeler devirten
yine tükenmiyendir şişeler gibi aşk.
o nun yokluğunda berbat hisetmendir
çaresiz suskun ve onsuz kaldığında
sana ögretendir aşk.
anlatamadığın tarif edemediğin
burukluk,yerine koyamadığın
mazindir aşk.
rüyalarında sevişip uyandığında
yanında bulamadın sevgilidir.
kendini affefedemediğin
ve seneler sonra bile sana ahh çektirendir aşk...
ilk dizelere devam ettim,sahibinin affına sığınarak.
sözlüğe üye olduğum gece kaydetmiştim kimin bu dizeler hatırlamıyorum ama hoşuma gitti bir yere karaladım.
ve hangi başlıkta rastladım bulamadım.
sahi kimin?
aşk
yarım kalandır
boğazındaki düğüm
kuytundaki ateştir.
''aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur.aşkın ise hiçbir sıfata veya tamlamaya ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk. ya ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.''
elif şafak/aşk/kırkıncı kural
aşk;yaşarken tarifsiz bitince köküne kadar ızdırap çektiren karşılık alınamayınca ise deliye döndüren, kimine göre var olma sebebi kimine göre de aslında var olmayan bir his ya da ruh hali
hayatın sunduğu en büyük ödül. şiirle, şarkılarla; unutulmaz anları yaşarken, tacımı başıma takarken alıyorum ödülümü. ne söylenebilir ki başka: çok teşekkürler...(and the oscar goes tooo..)
edebiyat ve aşk; o kadar iç içeler ki birbirinden ayırt etmesi çok zor. insan aşkla sözcüklere farklı anlamlar katıyor elinde olmadan. diyor ki insan içinden; öyle sözcükler olmalı ki aşkı onlar anlatsın ben dinlemede kalayım. satırlar, dizeler kayıp gitsin su gibi...bazen de senden çıkıp gidiyorlar arkalarından yetişemiyorsun.
''ve ben ne desem şimdi benden değiller...''misali.
aşık değilken aşk dan bahsedince aşk dan, sevgiliye hissedilenden bahsedincede kendimden soğumama sebebiyet veren ...
dile düşmesiyle yabancılaşan bayağılaşan bende, bence. üzgünüm ama öyle...
3 satırda bu kadar çok aşk dediğim için kendimi affetmicem dersem
abartmış
olucam.
"bıla bıla bıla", "bıla bıla bıla", "bıla bıla bıla"
neyse... en doğrusunu allah bilir (tüm doğu politika kitaplarında adamlar onca sözden sonra hep bunu der.
elif şafak' ın son kitabı.
bir popüler bir popüler sormayın gitsin. ben de bu popularizm akımına kapılıp, kitabı satın alma gafletinde bulundum.
aman yarabbi!
60. sayfasına kadar dayanabildim.
demek ki neymiş.
popüler her şey güzel değilmiş.
ya da mrs cobain çok fena zevksizmiş.
Tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
Tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
Tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
Tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
Tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
Tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
Zürafayı yarattığında sarhoştu
Uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
Ve intiharı yarattığında bunalımdaydı
Senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
Ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı
Bazı hataları oldu
Ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
Tüm Kutsal Evren’ in üzerine boşaldı
İnsanlar '' AŞK'' kavramını tanımlamakta zorluk çekiyorlar. Neticesinde ya aşık olunanın yada bizzat aşkın esiri oluyorlar. Bu durumda önce '' AŞK'' kavramını bir tanımlayalım. İnsanda, yaratılmış olduğu için Yaradan'ı tanımaya yarayan ,Arapça'da ''ENE'' yani ''BEN '' denilen bir olgu vardır. İnsan bu ene'yi açabilirse abartısız kainatın tüm sırlarına ulaşır. Lakin kendisi bizzat büyük bir sır çözülmesi çok zor bir muammadır.
Tabir yerindeyse bir ölçü birimi gibi iş görür. Karanlık olmadan ışık soğuk olmadan sıcak hastalık olmadan sağlık bilinemeyeceği gibi yaratıcının ''muhit'' yani her şeyi kuşatan isim ve sıfatlarının tecellilerini zıttı ya da bir sınırı olmadığından anlamak mümkün değildi. Bunun için yaratıcı insanlara ' 'mevhum'' bir '' rububiyyet'' yani aslında olmayan ama var sayılan bir tür ''rab '' lık vermiş. Şöyle ki sen bir sanatkar olarak güzel bir eser yapıyorsun bunun adına sanat diyorsun kendine de sanatkar. Sonra kainata bakıp ondaki muazzam sanatı gözlüyorsun ve şöyle diyorsun '' bu kainatında bir sanatkarı var''. Böylece yaratıcının ''SANİ'' ( yani her şeyi sonsuz sanatıyla yaratan Allah) sıfatını kavramış oluyorsun.
Bir örnek daha ''ben bu elimdeki mala sahibim'' diyorsun. Tasarrufun altındaki mala mülke '' Malik '' olduğunu ''Sahip'' olduğunu söylüyorsun. Sonra bütün kainatın da seninde herkesinde
üstünde gerçek tasarruf sahibin ''MALİK'' ( yani her şeyin gerçek sahibi olan Allah) sıfatını kavrıyorsun. İşte bizler ''ben'' liğimizdeki hassas ölçü birimlerini mevhum güçleri gerçek sanarak ''BENİM MALIM.'', ''BENİM SANATIM.'', '' BENİM KUDRETİM.'', '' BENİM İLMİM.'' Vb. Demeye başlayıp ta yaratıcıyı unuturlarsa o zaman insanın içindeki '' BEN'' İnsanı yutar safi '' ben'' olur tanrılık ittihaz etmeye başlar.
İşte firavunlar nemrutlar şedattlar, deccaller, yunan ilah ve ilaheleri bu durumun uç noktalarındaki bilinen çarpıcı örnekleridir. Ama her şeye bakarak yüce yaratıcıyı görebilmek noktasında kullanılan '' ENE'' adeta tılsımlı bir anahtar gibi kainatın tüm sırlarını birer birer açmaya başlar. İşte bu sırdandır ki insanlar ' 'EMANET '' verilen ''ENE'' de var olan aşk şehvet gazap akıl şefkat gibi ; (bir anlamda) aletleri heveslerinin eline verip oyuncak etmişlerdir. Yaratıcıyı algılamakta güçlük çeken bu duygular yönünü bu sefer beşeri dünyevi aşklara yani ''MECAZİ AŞK'' lara çevirmişlerdir. Mecnunun leyla'yı ararken Mevlayı bulması gibi ''HAKİKİ AŞK ''ı bulamayanlar Allah'a layık olan bu ''sevmek'' lerin karşılığını dünyevi ''mahbub'' larından almayınca insanlar bunalıma düşmekten kurtulamamaktadır.
Yukarıda yazdıklarım koca bir okyanustan bir damla bile değil. Özetin özeti bir '' KAVRAM'' çalışması.
Yapılan her tarifi okyanustan alınan bir kova suya benzer.Ucundan bir şeyleri yakalayacak fikriniz olur ama tamamına ulaşmak mümkün değildir.(bkz. Peyami Safa)
eski ilişkilerden kalmış kalıplaşan yaraların inadına,
etraftaki örneklerde görülen sahtekarlıkların inadına,
ömrü 4 yıl olsun, 10 olsun, kaçsa kaç, ilişkiyle birlikte yıllar geçtikçe değişen insanların inadına,
her "ilk umut"un "son hayal kırıklığı"na dönüşümü sürecini bilmenin inadına,
ve en çok da aşkın aslında "hastalıklı bir ruh hali" olduğunu bilmenin inadına,
herşeyi göze alabilmek,
ve herşeyi unutarak bir yenisine balıklama dalabilmektir;
evde milyon tane oyuncağı olan çocuğun, komşudaki külüstür tahta araba için hüngür hüngür ağlaması gibi...
Bitmiyor söndü sanıyorsun ama ilk nefeste alevleniyor. Saçma sapan bir şey aslında tiksiniyorsun bir noktadan sonra. Bunca yaşadığımdan sonra salak mıyım ben diyorsun.
şunu öğrendim
nükseden bir şeydir. ve kroniktir.
kanser nasıl sürekli bir hastalıksa. aşk da sürekli bir şeydir.
sanırım ölünce çıkar.
ve insan tek kişiye aşık olur. diğerleri yanılsaması olur onun filan.
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
aşk dört bir yanımda bu aşk
aldığım her nefeste
güneşin ateşinde
gördüğüm her güzel düşte
canımın her damlasında bu aşk
aşk içtiğim her yudum su bu aşk
rüzgarın ılık sesinde
baharın gülen yüzünde
duyduğum her güzel sözde
canımın her damlasında bu aşk
yok senden uzakta olmak zor
gel bari hayallerimde ol
yalnızlık allah'a mahsus
bütün dargınlıkları
bütün kırgınlıkları
unutur zamanla aşk
''hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gelmişti.''
masumiyet müzesi'nden..
tek başına aşk hiç bir şey dir.
AŞK
yarım kalandır
boğazında ki düğüm
kuytunda ki ateştir
sarmaşıktır bedeninde.
ufkundaki fırtına
gözlerinde yağmurdur
unutamadığın kokusudur
hücrelerinde.
doğmak gibi yeniden
ölüm gibi çaresiz olmaktır.
görememektir.
özlemdir,
kavuşmaktır,
tutkudur,
aşk.
unutmak istesende unutamadığındır
acı cektiren
dostlarınla selamı sabahı kestiren
sana şişeler devirten
yine tükenmiyendir şişeler gibi aşk.
o nun yokluğunda berbat hisetmendir
çaresiz suskun ve onsuz kaldığında
sana ögretendir aşk.
anlatamadığın tarif edemediğin
burukluk,yerine koyamadığın
mazindir aşk.
rüyalarında sevişip uyandığında
yanında bulamadın sevgilidir.
kendini affefedemediğin
ve seneler sonra bile sana ahh çektirendir aşk...
ilk dizelere devam ettim,sahibinin affına sığınarak.
sözlüğe üye olduğum gece kaydetmiştim kimin bu dizeler hatırlamıyorum ama hoşuma gitti bir yere karaladım.
ve hangi başlıkta rastladım bulamadım.
sahi kimin?
aşk
yarım kalandır
boğazındaki düğüm
kuytundaki ateştir.
devam etmeli.
''aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur.aşkın ise hiçbir sıfata veya tamlamaya ihtiyacı yoktur.
başlı başına bir dünyadır aşk. ya ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.''
elif şafak/aşk/kırkıncı kural
aşk;yaşarken tarifsiz bitince köküne kadar ızdırap çektiren karşılık alınamayınca ise deliye döndüren, kimine göre var olma sebebi kimine göre de aslında var olmayan bir his ya da ruh hali
hayatın sunduğu en büyük ödül. şiirle, şarkılarla; unutulmaz anları yaşarken, tacımı başıma takarken alıyorum ödülümü. ne söylenebilir ki başka: çok teşekkürler...(and the oscar goes tooo..)
edebiyat ve aşk; o kadar iç içeler ki birbirinden ayırt etmesi çok zor. insan aşkla sözcüklere farklı anlamlar katıyor elinde olmadan. diyor ki insan içinden; öyle sözcükler olmalı ki aşkı onlar anlatsın ben dinlemede kalayım. satırlar, dizeler kayıp gitsin su gibi...bazen de senden çıkıp gidiyorlar arkalarından yetişemiyorsun.
''ve ben ne desem şimdi benden değiller...''misali.
"bende bulduğun benim de aradığımdı"
bir arkadaşım; oyundur, stratejidir tamamen dedi.
hiç böyle düşünmemiştim. spontan gelişir, büyür diye bilirdim.
aramızdaki fark, mösyö:(
aşık değilken aşk dan bahsedince aşk dan, sevgiliye hissedilenden bahsedincede kendimden soğumama sebebiyet veren ...
dile düşmesiyle yabancılaşan bayağılaşan bende, bence. üzgünüm ama öyle...
3 satırda bu kadar çok aşk dediğim için kendimi affetmicem dersem
abartmış
olucam.
"bıla bıla bıla", "bıla bıla bıla", "bıla bıla bıla"
neyse... en doğrusunu allah bilir (tüm doğu politika kitaplarında adamlar onca sözden sonra hep bunu der.
postmodernitenin diline doladığı. eğreti duruyor canım ağzında; aşktan az bahset, iştahanı başka şeylere sakla. aşağılama edebiyatı nene yetmiyor?
bir adı da yorulmamaktır, der aşk risalesinde erdem beyazıt.
can dündar
(bkz. aska dair)
elif şafak' ın son kitabı.
bir popüler bir popüler sormayın gitsin. ben de bu popularizm akımına kapılıp, kitabı satın alma gafletinde bulundum.
aman yarabbi!
60. sayfasına kadar dayanabildim.
demek ki neymiş.
popüler her şey güzel değilmiş.
ya da mrs cobain çok fena zevksizmiş.
kendimi tutamıyorum şu an, özür..
:
"aşk" edemem. bilmiyorum nedenini ama edemem. "hermafroditlere" yakışmadığını düşünüyorum. bazı kalıpları kırmak zordur. ileride kırılır belki.
(bkz. Sarmaşığın özelliği; sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır.)
yarım kalandır
boğazında ki düğüm
kuytunda ki ateştir
sarmaşıktır
(bkz.Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı, “sarmaşık” demektir).
Tanrı aşkı yarattığında çoğu insana yaramadı
Tanrı köpekleri yarattığında köpeklere yaramadı
Tanrı bitkileri yarattığında eh işte idare ederdi
Tanrı nefreti yarattığında standart bir hizmete kavuştuk
Tanrı beni yarattığında beni yaratmış oldu
Tanrı maymunu yarattığında uyuyordu
Zürafayı yarattığında sarhoştu
Uyuşturucuları yarattığında kafası kıyaktı
Ve intiharı yarattığında bunalımdaydı
Senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
Ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı
Bazı hataları oldu
Ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
Tüm Kutsal Evren’ in üzerine boşaldı
c.b.
üstüne ne kadar konuştuysam o kadar öldürdüm.
onlar da öyle yaptılar.
HERO iLE AT: ecebaba
felç geçirmektir.
bahar rüzgarı, yaz meltemi, kış güneşi.
benzemez kimse sana.
ya da yokluğu
varlığı susturma ihtiyacıdır aşk
çok güzel bişeydir.buldunmu iyi bakıp,rahat ettirmek lazım ki kaçmasın.duyurulur.
sonsuzluğun farkedilmesi..
aşk bize küsmedi usta, sorun sistem sorunu
ay ol ask ol sen ol
ayyy aşk benim.
"aşk balkonudur hayatın
yaşamaksa sarkması"
gidilmeyen bir yoldan geriye/mahir karayazı
(bkz. yokluk fanzini)
insanların içindeyim
seviyorum insanları.
Hareketi seviyorum
kavgamı seviyorum
sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim
seni seviyorum
Aşk bir örgütlenmedir hoşgörüsüzlüğe...
aşk ilk sevgilidir.
AŞK ÜZERİNE BİR DENEME
İnsanlar '' AŞK'' kavramını tanımlamakta zorluk çekiyorlar. Neticesinde ya aşık olunanın yada bizzat aşkın esiri oluyorlar. Bu durumda önce '' AŞK'' kavramını bir tanımlayalım. İnsanda, yaratılmış olduğu için Yaradan'ı tanımaya yarayan ,Arapça'da ''ENE'' yani ''BEN '' denilen bir olgu vardır. İnsan bu ene'yi açabilirse abartısız kainatın tüm sırlarına ulaşır. Lakin kendisi bizzat büyük bir sır çözülmesi çok zor bir muammadır.
Tabir yerindeyse bir ölçü birimi gibi iş görür. Karanlık olmadan ışık soğuk olmadan sıcak hastalık olmadan sağlık bilinemeyeceği gibi yaratıcının ''muhit'' yani her şeyi kuşatan isim ve sıfatlarının tecellilerini zıttı ya da bir sınırı olmadığından anlamak mümkün değildi. Bunun için yaratıcı insanlara ' 'mevhum'' bir '' rububiyyet'' yani aslında olmayan ama var sayılan bir tür ''rab '' lık vermiş. Şöyle ki sen bir sanatkar olarak güzel bir eser yapıyorsun bunun adına sanat diyorsun kendine de sanatkar. Sonra kainata bakıp ondaki muazzam sanatı gözlüyorsun ve şöyle diyorsun '' bu kainatında bir sanatkarı var''. Böylece yaratıcının ''SANİ'' ( yani her şeyi sonsuz sanatıyla yaratan Allah) sıfatını kavramış oluyorsun.
Bir örnek daha ''ben bu elimdeki mala sahibim'' diyorsun. Tasarrufun altındaki mala mülke '' Malik '' olduğunu ''Sahip'' olduğunu söylüyorsun. Sonra bütün kainatın da seninde herkesinde
üstünde gerçek tasarruf sahibin ''MALİK'' ( yani her şeyin gerçek sahibi olan Allah) sıfatını kavrıyorsun. İşte bizler ''ben'' liğimizdeki hassas ölçü birimlerini mevhum güçleri gerçek sanarak ''BENİM MALIM.'', ''BENİM SANATIM.'', '' BENİM KUDRETİM.'', '' BENİM İLMİM.'' Vb. Demeye başlayıp ta yaratıcıyı unuturlarsa o zaman insanın içindeki '' BEN'' İnsanı yutar safi '' ben'' olur tanrılık ittihaz etmeye başlar.
İşte firavunlar nemrutlar şedattlar, deccaller, yunan ilah ve ilaheleri bu durumun uç noktalarındaki bilinen çarpıcı örnekleridir. Ama her şeye bakarak yüce yaratıcıyı görebilmek noktasında kullanılan '' ENE'' adeta tılsımlı bir anahtar gibi kainatın tüm sırlarını birer birer açmaya başlar. İşte bu sırdandır ki insanlar ' 'EMANET '' verilen ''ENE'' de var olan aşk şehvet gazap akıl şefkat gibi ; (bir anlamda) aletleri heveslerinin eline verip oyuncak etmişlerdir. Yaratıcıyı algılamakta güçlük çeken bu duygular yönünü bu sefer beşeri dünyevi aşklara yani ''MECAZİ AŞK'' lara çevirmişlerdir. Mecnunun leyla'yı ararken Mevlayı bulması gibi ''HAKİKİ AŞK ''ı bulamayanlar Allah'a layık olan bu ''sevmek'' lerin karşılığını dünyevi ''mahbub'' larından almayınca insanlar bunalıma düşmekten kurtulamamaktadır.
Yukarıda yazdıklarım koca bir okyanustan bir damla bile değil. Özetin özeti bir '' KAVRAM'' çalışması.
Burhan BALABAN
aşk;bir görünüp bir kaybolmaktır Onda.
Yapılan her tarifi okyanustan alınan bir kova suya benzer.Ucundan bir şeyleri yakalayacak fikriniz olur ama tamamına ulaşmak mümkün değildir.(bkz. Peyami Safa)
Kırılmasın diye durur kalbim
Usul usul bedeni aşar aşk
Aşk ölmez biz ölürüz.
S.E.
çocukça bir inattır aslında aşk az biraz...
eski ilişkilerden kalmış kalıplaşan yaraların inadına,
etraftaki örneklerde görülen sahtekarlıkların inadına,
ömrü 4 yıl olsun, 10 olsun, kaçsa kaç, ilişkiyle birlikte yıllar geçtikçe değişen insanların inadına,
her "ilk umut"un "son hayal kırıklığı"na dönüşümü sürecini bilmenin inadına,
ve en çok da aşkın aslında "hastalıklı bir ruh hali" olduğunu bilmenin inadına,
herşeyi göze alabilmek,
ve herşeyi unutarak bir yenisine balıklama dalabilmektir;
evde milyon tane oyuncağı olan çocuğun, komşudaki külüstür tahta araba için hüngür hüngür ağlaması gibi...
sözlüklerde aranılacak şey olmayandır..
korsan sözlükte bile..
pişmanlık duymamaktır; çok bilinen bir repete...
Bitmiyor söndü sanıyorsun ama ilk nefeste alevleniyor. Saçma sapan bir şey aslında tiksiniyorsun bir noktadan sonra. Bunca yaşadığımdan sonra salak mıyım ben diyorsun.
şunu öğrendim
nükseden bir şeydir. ve kroniktir.
kanser nasıl sürekli bir hastalıksa. aşk da sürekli bir şeydir.
sanırım ölünce çıkar.
ve insan tek kişiye aşık olur. diğerleri yanılsaması olur onun filan.
kevin lomax: what about love?
john milton: overrated. biochemically no different than eating large quantities of chocolate.
(bkz. the devil s advocate )
güzel bir cemal süreya şiiridir;
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.
(1954)
aşk dört bir yanımda bu aşk
aldığım her nefeste
güneşin ateşinde
gördüğüm her güzel düşte
canımın her damlasında bu aşk
aşk içtiğim her yudum su bu aşk
rüzgarın ılık sesinde
baharın gülen yüzünde
duyduğum her güzel sözde
canımın her damlasında bu aşk
yok senden uzakta olmak zor
gel bari hayallerimde ol
yalnızlık allah'a mahsus
bütün dargınlıkları
bütün kırgınlıkları
unutur zamanla aşk
nilüfer
durmasını ıstemedıgın durdugunda kabugunu acıp kanattıgın soyut varlık.
'Aşk bir trajedidir.'der Nietzsche ve haklıdır da bence.Aşık olursun,acı çekersin.Olay bundan ibaret
çırpındıkça tadı gelen bir şeydir diyor biri