ask mektuplari

simone de beauvoir ki kendisine her bakımdan hayranlık duyduğum bir cins kadın dır... sartre'i aldattığıda söylenir ya... belki ondandır bu aşk mektupları kaçmaz... hele bu avradın şu kadın üçlemesi yok mu?

hiaq's picture
1-teeeee önceleri, T.Ö

teeeee önceleri, T.Ö (teknolojiden önce) kullanılan, kız arkadaşına ne kadar aşık olduğunu ispatlamak için yazılan, kimi zaman kokulu, kimi zaman renkli resimli olan duygu yüklü, edebiata ait her kavramın kullanıldığı (edat, zafr, yüklem, vole, rovaşata....) kağıt parçası, sanki tv deki siyah beyaz filmler gibi (tabi kızlarda yazar...)

ÅŸimdi ise teknolojiye yerini teslim etmiÅŸ, cep telefonundan mesaj atmak suretiyle;
- slm naber
- kızım edebiyat yaptırma bana,
- uff, peki beni güzel buluyomusun,
- offfff bak vermeyeceksen uğraştırma
- tmm be, hayret biÅŸi ya

şeklinde romantizmin sıfıra indiği, belkide hormonların ilişkilerde daha çok ön plana çıkmasıyla, tercih edilmeyen duygusal iletişim aracı..

âşiyan's picture
2-Halil Cibran..AÅŸk

Halil Cibran..Aşk mektupları..

admin's picture
3-Mektuplar / Cemal

Mektuplar / Cemal Süreya

s.211

Yüksek öğrenim yıllarında Başkent sokaklarında ceplerimi ellerimle doldurarak
yürürken, ilerde bir karım olacağını, çocuklarım olacağını düşünürdüm. Yüzsüz,
bedensiz bir şeydi bu kadın; bir gölge gibi düşlerimin arasından sıyrılır,
geçer giderdi zaman zaman. Sensin o kadın.

s.252

Evet, 17 yıl önce Söğüt'te Ziraat Bankası'nın önünde gördüğüm emprime giysili,
sırtına hırkasını atmış Müjgan öğretmen sendin. Bundan o kadar memnunum ki
anlatamam. Çünkü, inan buna ömrümde sokakta şöyle bir raslayıp da böylesine
ilgilendiğim, sonra da zaman zaman aklıma gelen hiçbir kadın olmamış. Bu nasıl
bir ilgiydi? Çarpılma gibi bir şey değil. Merak gibi, kişilik buluşması gibi,
anlamı biraz silik de olsa mutluluk isteği gibi bir şey. Çok sıkıntıdaydım o
sıra. Mutsuzdum, berbattım. Hiç sevmediğim bir kadınla evliydim. Çocuğumu
görmek için onun bulunduğu kasabaya gelmek zorunda kalmıştım. Üstelik
durumların, kasaba koşullarının nezaketi dolayısiyle onun evinde kalmam
gerekiyordu. Bu yüzden yalnız o ev değil, bütün o kasabayı, o bankanın önünü
de bir mahpushane gibi görüyordum. Şimdi anımsıyorum, ordaki işim bittiği
halde Eskişehir yoluyla Ankara'ya dönebilmem için o geceyi de Söğüt'te
geçirmem gerekiyordu. Ve sanıyorum Müjgan öğretmene saat 15.00 ya da 16.00
sularında raslamıştım. Yani Söğüt'te geçirilecek bütün bir gün vardı önümde.
Bunun bencileyin bir kişi için ne ağır olduğunu tahmin edersin. Birden seni
gördüm. Evet, sendin o. Senin oralı olmadığın belliydi elbet. Saçların kesik
saçlardı. Alnına da düşüyordu. Hatta alnını kaplıyordu. Bir parıltı gibi, akan
bir su gibi kaldın aklımda. Yine de bu bir kadına değil, bir insana, benzer
bir yaratığa bakış gibiydi bendeki. Onun için, Müjgan sen olmasaydın da
aşkımızın şu günkü görkemli manzarası için örseleyici bir yan olmayacaktı.
Sonra zaman zaman aklıma geldi Müjgan. Niçin geldi? Şaşıracaksın ama, bunu da
düşünmüşümdür zaman zaman. Balaban Mahallesinde oturan o eski sınıf arkadaşım
yerine şu bankanın önünde duran kızla hayatımı birleştirseydim daha iyi olurdu
diye düşünmüş, ya da öyle bir duygu içinde bulunmuş olabilirim. Müjgan
öğretmen, bende, o günkü sıkıntımın içinde bir parıltı olduğu için, anılarımın
defterine onunla birlikte geçtiği için, öylesine uzun süre kalmış olabilir.
Ama bugün öyle düşünmemek için büyük bir neden var. Ve geriye doğru da her
şeyi değiştiriyor, daha doğrusu daha yalın, daha gerçek bir yoruma götürüyor.
Böyle olunca da bu ilk raslantı hayatın küçük bir cilvesi olmaktan çok öte bir
anlam ve değer taşıyor. Bu anlamı, bu değeri alabildiğine büyütmek de bizim
elimizde. Müjgan sendin.

ZeliÅŸ's picture
4-Sartre'ye yaz anında cevap

Sartre'ye yaz anında cevap verir benimkisi bi on ay kadar düşünür.El cevap:teşekkür ederim...X(burda geçerli)

ZeliÅŸ's picture
5-naparsan ne yazarsan yaz

naparsan ne yazarsan yaz olmuyo adam duvar oluncası olmuyooo