Kullanıcı girişi

alfabetik liste: # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

bejan matur



şair


25 entry --

admin kullanıcısının resmi
 #

bu kadına kıl olduğumu söylemiş miydim hiç. yok söylememiştim. merkez sağa oynarken merkez solda olmak en mantıklısı. merkez sola da oynamak istediğinde merkez sağda söylem üretmelisin.

kısaca sözlerinizin anlam ihtiva etmesi için öncelikle kim tarafından kabul edilmesi gerekiyorsa onun karşısında durarak bir muhalefet sergilemelisiniz. sonra. sonrası zaten geliyor. siz bir şey diyorsunuz önemseniyor.

bejan bunu bilinçli yapmadı. ama soldan başlayıp sağa evrilmenin nimetlerinden faydalanıyor.

şunu söylemekte yarar var. tam sağcı olmasın bir süre sonra ismet özel'e benzer.

doğru durmak önemlidir.
bejan doğru duruyor belki ama nedense onu sevemiyorum.

 
sitare kullanıcısının resmi
 #

'Kürt açılımı başörtüsünü de çözecek'
devamı...

http://www.haber7.com/haber/20090828/Kurt-acilimi-basortusunu-de-cozecek...

 
sitare kullanıcısının resmi
 #

rüzgârı acıtan doğu

geldim
suskun ve kederli
bıraktım kendimi toprağına
kalbim bekle diyordu
bir tapınak bu geç olmadan.
ama geciktim
gölgesi kalmış duvarların
kendileri gitmiş uzaklara

doğu diyorum bazan
rüzgârı acıtan doğu
yeter mi anlamama.
avunmak için
dörtlükler ve haritalar
topladım çantama
taşlar biriktirdim
saçlarımı uzattım kahırla.

senden konuşan
o tuhaf kalabalığın ortasında
baktım dağ göllerinin derin uykusuna
görünen tüm yollara baktım
gücüm yok
acıyan yaralarını sormaya

orada
tanrının biliniyor kuşlar
kadınlar tanrının biliyor kuşları
ve soruyorlar ona
tanrım ne yaptık sana
kuşlarının kanatlarını mı kırdık
ne yaptık sana

tanrı sessiz
annem kadar sessiz
bakarak
neden bekliyorsunuz burada
diyordu kalanlara

ah sevgili ten
neden bekliyorsun burada
alıp kokunu git
git
o acı rüzgârın ardından.

bejan matur

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #

bejan matur dağdaki teröristlerle yaptığı söyleşilerde en derine inmiş. her türlü politik görüşün, bize sunulanın dışına çıkmış. çocukluğu, ailesiyle ilişkileri.. vb. sonuçta hikayelerin birbirine benzediğini, insan olma özelliğimiz dışında dışarıdan empoze edilenlerin bizi etkileyebildiğini yazmış, bu etkilere karşı başka bir duruş sergilememiz gerektiği sonucuna varmış.
(bkz. dagin ardina bakmak)

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #

diyarbakır kültür ve sanat vakfı(yanılmıyorsam)nın önderliğinde kurulucak olan ortadoğu araştırma enstitüsü'nde çalışacakmış. başarılar diliyorum genç şaire.

 
Zeliş kullanıcısının resmi
 #

etkili, büyüleyici. söylenmemiş sözlerin sahibi.

 
sakat şemsi kullanıcısının resmi
 #

hüzünden sadr olan basit şiir sahibi
kadın karaşın kürttürk
her annenin kucağına yüzünü değdirmeye niyetli

 
freeit kullanıcısının resmi
 #

bejan matur'un kürt sorununu dağa çıkan insanlarla konuşarak anlamamızı sağlamaya çalıştığı "dağın ardından bakmak" dizi yazısından bir tutam alındı...

"Annesinin bir gün onu görmek için okula gelişini içi ezilerek anlatıyor: 'Çamurlu olduğu için ayakkabılarını çıkarıp girmişti sınıfa. Herkes güldü anneme. Çok utandım. Oysa herkesin annesi aynıydı.' Bir çocuk olarak annesinden utandığı o yılların izini belli ki hiç atamamış üzerinden. Yıllar sonra üniversite yurdundan aylardır haber almadığı annesiyle konuşmak üzere telefon sırasına yazılmış. Annesi köyde telefondan Ferhat'la konuşurken bağlantıyı kuran kadın 'Yasaklı bir dil konuşuyorsunuz. Devam ederseniz keserim.' demiş. Ferhat, 'O an bilemedim ama düşününce, evet dedim yasak dil Kürtçeydi! Kadın tekrar kabini açtı ve 'Siz yasak bir dil konuşuyorsunuz, keseceğim.' dedi. Gözlerim doldu. Anneme anlatmaya çalışırken telefon kapandı. Ağlıyordum. Öyle bir zoruma gitti, öyle içim ezildi ki.' Üniversite yıllarında yaşadığı bu çatışmalar ve boşluk duygusu öfkesini daha da görünür kılmış. O boşluğu doldurmayı vaat eden bir ideoloji, insanı 'Dağa çıkayım kahraman olayım noktasına getirir' diyor. Ve ironik üslubuyla bir çocukluk hayali anlatıyor..." 13,03,2008- zaman gazetesi. yazının tamamı için bkz. http://zaman.com.tr/dizi.do?dizino=32

 
markiz kullanıcısının resmi
 #

Bejan matur;14 Eylül 1968 tarihinde Maraş'ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep'te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı.
ödülleri;1997 Halil Kocagöz Şiir Ödülü,1997 Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü.
Yapıtları;Rüzgâr Dolu Konaklar (1996)Tanrı Görmesin Harflerimi (1999)
Ayın Büyüttüğü Oğullar (2002)Onun Çölünde (2002)

 
tuncay özk kullanıcısının resmi
 #

demekki neymiş: şairmiş.

 
markiz kullanıcısının resmi
 #

Beyaz mesela

İnsan duvarları olmayan tapınakta
Bir gece uyursa
Sanıyor ki kederi azalacak.
Ama yetmiyor
Bezler bağlıyor
Bulduğu her ağaca.
Hikayeler anlatıyor
İnanıyor aşkın hep olacağına.
Oysa aşk biter
Dinginliği başlar göllerin.
Bekleyiş,
Sonsuz mavi bir göz olur
Camdan ve gittikçe uyazan.
Acı verir bazan renkler
Beyaz mesela
Kuş gibidir insan beyaz bir yatakta
Ölümü gibi çocukların
Soluğu kesik
Suda dolaşan.
Bir kaya mezarında ağlayan adam
Ölülerini suya ve göğe gömüp,
Gelir acısıyla avunmaya.
Dua ve kuş gibidir zaman
Bir şey olur bulutlara,
Bir ağırlık
Bir koyuluk taşırlar uzaktan.
Tuhaf yitik hayatların
Seslerini doldururlar kovuklara.
Bir şey olur
Sarnıçtaki sularda
Unutulmuş anahtar parlayınca
Yağmurumuz der biri
Sarnıçlarımızda gizli
Acımız avuçlarımızda.

Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiyat

 
markiz kullanıcısının resmi
 #

ÇÜRÜME,TANRIDAN GİZLENEN

Keskin bir kılıçla toprağa çizilmiş
Dar ve kavuşmasız sokaklar.
Kan izi, kaçıyor hayat.
Küf, eski yurdun belleğinden akarak,
Giriyor duvarlara.

Çürüme,tanrıdan gizlenen.
Ve kurban edilecek oğul hazır.

Kediler,eski karanlık prenslerin yerinde,
Uzun kuyruklarıyla duruyorlar.
Fıskiyelerin gölgesi,
Dişli hançer,
İçerde ilerleyen çelik.
Ve bir halktan artakalan lehçe,
Tütsü,
Merdiven.

Her kapı eğilecek bir boynu bekliyor.

 
tuncay özk kullanıcısının resmi
 #

şair diyorlar. inandım.

 
markiz kullanıcısının resmi
 #

Rüzgar dolu konaklar

Doğduğumuzda
Bizim için yaptırdığı sandıklara
Gümüş aynalar
Lacivert taşlar
Ve Halep ten kaçak gelen kumaşlar
Dolduran annemiz
Bir zaman sonra
Bizi koyup o sandıklara
Yol
Rüzgar
Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
Çocukluğumuzu ekleyecek
Avunmamızı isteyecekti
O çocuklukla.
Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
Karıştığı uzun ırmağa
Bırakıldığımızda
Annemiz bu kadarını istemezdi
Bu yüzden
O uyurken
Uzaklaştık
Diyorduk sulara.
Gidişin kendisinden artakalan
Her şey, herkes burada.
Ben buradayım
Kardeşlerim yitikliğiyle burada
Annem elbiseleriyle
Erkek kardeşim savaş korkusuyla
Babam burada hiç uyanmış olmasa da
Dünya eksilmiş etrafımda
Bir düş sanki olanlar
Uzayan ve uzadıkça acıtan

I

Annemiz
Siyah kadife elbisesini olkadığında
Saçlarını düşürerek bakışlarına
Babamızı hatırlardı:

Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onun
Beyaz ve her bahar küçülen bir dağda

II

Hepimizden büyük olan
Ve uzaktaki savaştan korkan
Erkek kardeşimiz
Dönmeyince bir daha
Biz de korktuk savaştan.
Ama savaş değildi onu bırakmayan.
Gelmirken yanımıza
Atıyla uyumuş
Babamızın karşısındaki karlı dağda

Annemizin yüzü azaldıkça
Omuzları küçüldükçe annemizin
Şaşındık hangi dağa bakacağımıza

III

Evimizin uzun sofasında
Kadife elbisesi uzayıp
Gümüş başlığı ağırlaştıkça
Bolardıkça gümüş kemeri
Annemiz benziyordu baktığı dağlara.
Baharda inceliyordu kabuğu
Ama ulaşamıyorduk ona.
Ölüyordu
Bu defa gerçekten eriyordu
Bir daha görünmedi sofada

IV

Her kış kaybolan
Ve baharda ortaya çıkan
Bir ağaç oldu annemiz

Dövmeleri olan bir meşeydi o
İniltisi geliyordu kulağımıza

V

Annemiz
Her gece siyah kadifesiyle
Dolaşıyordu dağların arasında
Kökleri olmayan bir meşeydi o
Suskun, arasıra ağlayan

Ayrılmadan daha
Toplaşır gölgesine annemizin
Fısıldaşırdık aramızda
Tanrım n olur bağışla
Evimizi bağışla tanrım n olur
Dokunma sofamıza
Orada gülebiyoruz ancak
Orada adamakıllı susuyoruz
Orada ağzımız bizim oluyor
Dokunmasak da

Görüyoruz annemizi uzaktan

VI

Soğuklar başladığında
Atlılar gelmişti bizi almaya
Yaşlı ve tahaf atlılardı
Korkutmuşlardı bizi
Kar yağmıştı bakışlarına.
Ve hiç konuşmadan bizimle
Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne
Konaklara götüreceklerdi bizi
Rüzgarla uğuldayan konaklara

VII

Annemiz
Babamızın ve kardeşimizin ortasında
Usulca uyurken
Uzaklaştık yaşlı atlılarla.
Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktan
Gözlerimiz uzadı her kıvrımda.
Ama boşuna
Boşuna bizim ağlayışımız
Hastalığımız boşuna
Yönü yitirmişti atlılar

Dönemedik bir daha

VIII

Dağlardan yuvarlanan taşlar gibiydik.
Dörk kızkardeş
Gölgesiyle derinleşen vir vadide
Artık bizim olmayan
Yatağımızı aradık
Aradık yatağımızı günlerce.
Kaç dağ gittiysek
O kadar uzaktık birbirimizden
O kadar yalnız dendimizle

IX

Ne son ne başlangıç
Ne içeri ne dışarı
Oradaydık
O taştan dünyanın ortasında.
Yollarımız uzadıkça
Annemizin dövmeleri kararmakta

X

Ayrılacaktık herbirimiz
Bir yolağzında.
Ama önce kim
Kim korkacaktı
Yoldan
Geceden
ve yaşlı atlıdan.
Sıramız yoktu
Bu yüzden ürperiyorduk her ayrımda.

Ben kalmıştım sona
Önümde uzanan dar yolla
Acılarından güç alan
Bir yolcuydum artık hayatta

XI

Geldiğimde rüzgar dolu iki konağa
Günlerce uyudum
Kilimler ve bakırlar arasında.
Rüzgarı sevebilirdim
Kapılar ve pencereler olmasa

XII

On yılım geçti rüzgarla
Üşüdüm her konakta
Konuşmanın ne anlamı var diyorum
İnsanın yankısı olmazsa

Suskun konaklar gibiydim
Kapıları gittikçe çoğalan

XIII

Gümüşler ve atlar azaldıkça
Taşınıyordum oradan oraya
Yıldızların sesini tanıyordum
Güneye yaklaştıkça

XIV

Geceleri
Yalnız ve budala ay
Bana benziyordu
Bir tuhaflık vardı gülüşümde
Büyüyordum.
Aşkı düşünüyordum arasıra
Efendisini gövdenin.
Hangi gece uykusuz kalsam
Toprak kokuyordum

Ve çıktığım her yolculukta
Yorgunluğuma aldırmadan
Düşler kuruyordum.
Yolların korkutmadığı bir zamanda
Yoksulluğuyla alay eden
Yeşil gözlü bir adam çıktı karşıma
Gözleri koyulaştı adamın
Yaşlandıkça

XV

Çocuklarım oldu o yeşil gözlü adamdan
Biri askerdeyken, diğeri kızıl saçlı olan
İki oğlan.
Ve gelinim,
Her gece kızıl saçlı oğlumla uyuyan.
Üşürdü hep
-yenge ayakların ne sıcak-
Derdi ona sokolarak.
Onüç yaşında iki çocuk
Uyurlardı her gece fısıldaşarak.
O gecelerden birinde
Yağmur girmişti uykusuna.
Saçlarını bana bırak
Saçlarını bana bırak
Diyen yağmur,
Büyülemişti oğlumu uykuda.
Saçlarını rüzgarla yıkadığı
Tepeye çıktığımda
Görünen ova
Sular altındaydı
Bulutlar yapışmıştı toprağa.
Bir kıpırtı bekliyordum
Bir ses
Oğlumu gizleyen sulardan.
Arkamda toplanan köylüler
Uçları yanan sopalarla
Karanlığı hatırlattılar bana.
Duramazdım
İndim buharlaşan toprağa.
Çamurlar arttıkça
Gücüm yetmiyordu karanlığa.
Üşümesinden korkuyordum yine
Saçlarının kirlenmesinden.
Bir ses
-Ölmüş- dediğinde
Üşümüyordu artık oğlum
Sessizdi yağmurdan.
Yüzüm çamurlu ve keder içinde
Taşıdım gövdesini,
Saçlarını taşıdım ellerimde.
Yüzükoyun bindirildiği at
Tepeyi çıkarken
Işık sızdırıyordu gizlice.

XVI
Yeşil gözlü adamın
Bıraktığı yatakta
Yaşlanıyorum tavana baktıkça.
Artık
Anneminki kadar uzun eteklerim.
Saçlarım uzun
Oğlumun kızıl saçlarından.

Kısa sürdü her şey
Yolculuklar
Ölüm
Ve konaklar
Hiçbir şey kalmadı etrafımda
İsten kararmış sütünlardan başka

Gücümü toplamalıyım son defa
Saçlarım kına kokmalı
Elma çiçekleri olmalı suyumda.
Ve tanrı beni duyuyorsa
Daracık bir mezar istiyorum ondan
Konakların büyüklüğünü
Uğultusunu unutturan

Rüzgar Dolu Konaklar-Metis Edebiyat

 
markiz kullanıcısının resmi
 #

kürt edebiyatında ses eden ilk dişi şairim...

 
kötüadam kullanıcısının resmi
 #

fazlasıyla poh pohlanmış. doğudan zuhur eden şiir açısından en kötüsü filan diyorum. ha kendisi güzeldir tabi. zaman gazetesi de güzel. güzel güzel yazıyoruz işte; ayrıca;

"Bejan MATUR

14 Eylül 1968 tarihinde Maraş'ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep'te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı."

 
peyami kullanıcısının resmi
 #

ulan batur'un bi mahallesi

 
admin kullanıcısının resmi
 #

son dönemde beyaz kürt algısının doruk noktasına ulaşmış şairemniz.
DTP neden bir Gerry Adams çıkaramaz? isimli yazısında bakın şöyle demiş,

"'Ede Bese-Artık Yeter!' mitingini birlikte izlediğim gazeteci arkadaşım akşam tekrar görüştüğümüzde 'Sana inanılmaz bir görüntü göstereceğim.' demişti. Sözünü ettiği görüntü İstasyon Meydanı'na yakın bir kahvehaneye elinde gaz silahıyla dalan bir Çevik Kuvvet polisinin çıkış anını görüntülüyordu. Aceleyle dışarı fırlayan polisin arkasından gözleri kan çanağı olmuş öksüren ihtiyar erkekler çıkıyordu. Kimisi mendilini çıkarmış gözlerini silerken kimisi ağlıyordu. Dışarı çıkan takım elbiseli yaşlı bir Diyarbakırlı, polislere seslenerek 'Yahu yapmayın günahtır, yazıktır. Biz İslam'ız, Müslüman'ız, günahtır, yapmayın.' diyor ve belki de polise ettiği sitem onu rahatlatmadığı için mitingde toplananları kastederek 'Onların Allah belasını versin.' diye küfrediyordu. Sonrasında görüntülerde ağlayan ihtiyarlar ve çaresiz etrafına bakınan kahve müdavimleri vardı. Polise öfkeliydiler. Gösteriler düzenleyerek politika yapan, sokakları şiddetin 'meşru savunma alanı' haline getiren kadrolara daha da öfkeliydiler."

bu bölümün inandırıcılığı ve şüphesiz üzücülüğü yadsınamaz. diğer bölümlerde ise bejan'ın demek istediklerini herkesin bildiğini ve çözümününün merkezden olmayacağı şeyler. siyasetin tek kişinin kontrolünde gelişmesi üzerine yaptığı eleştiriler makul görünüyor. makul ve fakat gelinen noktaya neden gelindiğinin unutulması olarak algılıyorum. sanki "kürtlerin şiddet merkezli bir yapılanması olduğunu" ifade ederken oradaki temel şeyin tepkime olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor. matur'un müslim bir dil ile olaya baktığı da buradan anlaşılmaktadır. oysa metin kaygalak şunu ifade etmiştir "bu müslim dil bizi çıkarır mı düzümüze". kürtlerin siyaset yapamamasının sebebinin türkiye toplumuna özgü olduğunu da unutmuştur matur. kontrol mekanizmasını eline almamış bir dtp'nin hangi mirastan beslendiğini de düşünmemiş. mirasın üzerine yeni bir açılım yapmak elbette merkezden bakıldığında kolaydır. ama kazanımların ve gelinen noktanın öncesindeki siyasal süreçlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. ayrıca dtp 'nin yapamadığı siyasete karşın oylarını korumasının altında yatan etmelerin araştırılması gerekmektedir. bir önceki yazısında bizzat oradaki algının sosyolojik açılımlarını gösteren matur, canı yanmışlara canınız yansın önemli değil demeye götürüyor. bedel'in bu kadar basit olmaması gerektiğini en azından şair olan bejan matur'un anlaması gerekirdi kanaatindeyim. en azından ismet özel'in o ince ve dahiyane mısrası olan "kapanmaz yağmurun açtığı yara çocuklarda" dan anlamalıydı. siyasal dönüşümlerin nesillerle ilişkili olduğunu. bunca acıdan hadi güle oynaya demokratlaşalım nidalarının çıkmayacağını, diyarbakırda sevgilisi ile chat yapan bireylerin vakti geldiğinde gerekeni yapmak konusunda tereddüt etmeyeceğini de bilmesi lazım. bireyden topluma bir tümevarım yöntemi uygulamadan oradaki psikolojik algının da anlaşılmayacağını öğrenmesi lazım. en azından benim gibi faili meçhul görmüş, yollarda hayvanlar gibi sıraya dizilmiş(irlanda filmindeydi pardon) ya da artistik olsun diye polisten jop ya da tekme yemiş gençlerin neden şiddete meyyal olduklarını öğrenmesi lazım gelecektir. kolaydır merkezden bakmak. şunu devre dışı bırakın, şunu şöyle yapın , demokrat olun demek.
demekki diyorum ki morifyus. evroşım evroşım. neo can derdinde matrix et derdinde.

mizah bir yana, şairin kalbi vardır morfiyus. hey mephisto, tutma beni bu gelen kızı öpeceğim.

 
freeit kullanıcısının resmi
 #

[Yorum - Bejan Matur] Kürtlerin ve Türklerin algısı

Dağdakilerin indirilmesi ile ilgili 'eve dönüş yasası' yeniden gündemde. Çıkarılacak yeni yasanın etkin ve verimli uygulanması merkez siyaseti nasıl etkiler, hepimizin merak konusu.

Benim asıl merak ettiğim, tüm siyasetini dağa endekslemiş ve yaratılan dağ sembolizmi ile kendisi ovada siyaset üretemez hale gelmiş DTP'nin bu yasanın uygulanmasından nasıl etkileneceği. Bu sorunun cevabını almak için DTP'nin anlam dünyasına yakından bakmakta fayda var.

DTP'nin düzenlediği 'Artık Yeter' mitinginin olduğu gün Diyarbakır'daydım. Tıpkı Batman ve Van'da olduğu gibi Diyarbakır'da da mitinge katılım beklenenin çok altındaydı. Ünlü İstasyon Meydanı'nda yüz binlerin katılması hedeflenen mitingde resmî olmayan rakam yaklaşık on binlerdeydi. Mitingin yapıldığı saatlerde oraya çok yakın Ofis semtinde ise sokaklar tıklım tıklımdı. Bir arkadaşım, gösterilerden esirgenen ilgiyi, "İnsanlar 'kimlik ve siyasal onur' gibi motiflerle meydanlara toplanmıyorlar artık. 'Artık yeter!' diye seslenilen bir miting var ve gençler ya internet kafelerde sevgilileri ile chat yapıyor ya da pastanede flört ediyorlar. Diyarbakır değişiyor. Bu gençleri hiçbir güç o meydana götüremez artık." diyerek izah etti. Evet, Diyarbakır değişiyordu. Bu değişimin vitrini olan ilçenin belediye başkanına, "Büyümekte olan inşaatların, yükselen binaların, parkların, alışveriş merkezlerinin ve bowling salonlarının tüketicisi olan bu insanlara DTP ne vaat ediyor?" diye sordum. Sorudan rahatsız olduğunu gizlemeden, projelerinin Türkiye'ye model olabilecek nitelikte olduğunu söylemekle yetindi. 'Dağdakiler indirilsin, İmralı boşaltılsın' sloganına indirgenen politikalar dışında bir önerisini duymadığımız DTP, önümüzdeki yerel seçimlere hangi argümanlarla hazırlanacak ve tabanını nasıl koruyacak, herkes için merak konusu. Gerek belediye başkanının söyledikleri, gerekse diğer görüşmelerde edindiğim izlenim, yaklaşan tehlikenin, yani hızla taban kaybettiklerinin farkında olduklarını, bunun sancılarını yaşadıklarını kanıtlar nitelikteydi. Fakat ne yazık ki DTP içinde bu değişim sinyalini doğru algılayıp, doğru yönlendirecek herhangi bir iç mekanizma üretilebilmiş değil. Bugün merkez siyaseti tıkayabilecek, partilerinin Meclis'ten dışlanmasına sebep olabilecek türden bir siyaseti devamlı var eden DTP'nin şahin kanadının anlam dünyasına, algılamasına bakmak merkez siyasetteki belki de en önemli düğümü doğru yerinden tutmak anlamına gelebilir.

Görünen şu; Diyarbakır'da bambaşka bir zihinsel algı ve bu algıya eşlik eden bambaşka bir ruh hali siyaseti var ediyor. Ankara ve İstanbul'dan bakınca asla anlaşılamayacak olan bir siyaset bu. Bambaşka değerlerin öne çıktığı ve bu değerlerin kendi iç hiyerarşisini ürettiği bir siyasî atmosferden söz ediyorum. Şiddetle bağlantısı olmayan, kendi gündelik hayatında şiddete asla tolerans göstermeyen, son derece iyi niyetli pek çok kişi, hiç farkında olmadan şiddetin bir parçası, hatta destekçisi haline gelebiliyor orada.

Diyarbakırlı pek çok insan için PKK bir sonuç. Var olan sorunun ürettiği bir sonuç. Kürtlerin hakları için silahı çözüm gören, buna zorlanan bir siyasal yapı PKK. Silah işin sadece bir yanı... Hızla çözülmesi gereken küçük bir ayrıntı... Yaklaşık iki milyon seçmeni olan, uluslararası kurumları olan siyasal bir yapılanmadan söz ediyorlar. Şiddet, sorun görünen küçük bir kısmını oluşturuyor onlar için. Üstelik Diyarbakır'dan bakınca terörün tanımı da değişiyor. Terör herhangi bir siyasal hedef gütmeden amaçsız yapılan bir şiddet onlara göre. Halbuki burada siyasal bir hedef var. Tıpkı İrlanda ve İspanya örneklerinde olduğu gibi... Konuştuğum bir DTP'li, söylediklerini temellendirmek için şunu söyledi: "Çocukları dağda olan ailelerin oyu ile partimiz Meclis'e taşındı, o insanların çocuklarına terörist dememizin bizden beklenmesi haksızlık." Çocukları dağa Kürtlük onurunu yüceltmek için çıktılar, masumların canına kastetmek için değil. Ayrıca çocukları dağda olan aileler, çözüm yaratmaları, çocuklarını dağdan indirmeleri için DTP'yi Meclis'e gönderdiklerini söylüyorlar. Parti içi hiyerarşide etkili olan değer oluşumunu anlamamız için en önemli ipuçlarını bu sözler içeriyor. Yaklaşık otuz yıldır süren bir mücadelenin hangi aşamasında kim ne bedel ödemiş, bunların hepsi hiyerarşideki rolleri belirliyor. Mesela C çıkışlılar diye bir kategori var. İmralı'nın da işaret ettiği gerek yerel yönetimlerde gerekse parti içi siyasette öncelik C (cezaevi) çıkışlılara ve çocukları dağda olan ailelere veriliyor. Yani bir kan bedeli var. Değer olarak kimin ne kadar kurban verdiği, hayatını ne ölçüde vakfettiği liyakat sisteminin temelini oluşturuyor. Öyle olunca parti içinde her ne kadar büyük değişim talepleri olsa da, bu talepler birleşip var olan bedel hiyerarşisini aşıp demokratik bir mekanizma üretemiyor. Ayrıca parti yapılanmasına hâkim olan ideoloji fazlasıyla Stalinist olduğu için bu mantığı devamlı üretiyor. Bu mantığın yani kan siyasetinin nasıl aşılabileceği sorusunu sorduğum aynı siyasetçi 'Mutlak şiddetsizlik bir felsefe olabilir; ama biz siyaset yapıyoruz, felsefe değil.' dedi. Gandi örneğini verdiğimde Ortadoğu gerçeklerinden söz etti. 'Hindistan daha mı az sorunlu bir coğrafyaydı?' dediğimde cevap vermek yerine susmayı tercih etti.

Var olan şiddeti rasyonalize etmenin terminolojisi de hazır zihinlerde. Pek çok kişi; uygulanan şiddetin masumların hayatına yöneltilen bir şiddet olduğuna inanmıyor. 'PKK, hiç çocuk öldürmedi' diyorlar mesela. Var olan ölümlerin çoğunun sebebi kontrgerilla ve korucu terörü. Öcalan, eline asla silah almadığı için saygıyı hak eden bir siyasî liderdi onlara göre. Bir örnek verelim; mesela Diyarbakır koşu yolunda bir bomba patladığında Diyarbakırlı pek çok kimsenin gözünde o bombayı derin devletin beslediği bazı güçler Kürtlere zarar vermek için koyuyor ve masum insanları katlediyorlar. Sorunu çözmek için sadece elinde silah olan teröristi değil, zemini de tanımak zorundayız. Hangi sosyolojinin nasıl düşünceler ürettiğini ve bu düşüncelerin siyasete hangi argümanlarla dahil olduğunu anlamak zorundayız. Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan'ın, 'Dağda yaşayan insanımız ülkenin en onurlu insanıdır.' cümlesinde ifade ettiği bir algı uçurumu var arada. Sorunun taraflarının gözünde nasıl algılandığına derinden bakmanın en önemli argümanlarından biri, sözü edilen onur meselesi. Milyonlarca insanı bir davanın ve onun silahlı savunucusunun peşinden koşturan kavram bu onur meselesi çünkü. Yani DTP'ye oy veren ortalama bir Kürt'ün zihin dünyasında dağda olmak özgürleşmenin, onurun simgesi. O bilinen tavırla ovada kalmış olmak, işbirliğinin değilse de iyi ihtimalle cesaretsizliğin sembolü. Kendi iç retoriklerinde bolca kullandıkları iki kavram "özgürleşmek" ve "köleleşmek" olan bir siyasal hareketin dağdakilere biçtiği özgürleşmiş, kendini geçekleştirmiş bireyinin karşısına koyduğu geride kalanlar köleleşmiş, boyun eğmiş yığınları temsil ediyorlar. Öcalan'ın defalarca yazıp söylediği gibi: 'Her Kürt ailesinden bir şehit istiyorum, Kürt tarihi kirli bir tarihtir ve bu tarih ancak kanla temizlenir. Milyonlarca Kürt'ün ölümü pahasına olsa da bu tarihin temizlenmesi gerekir.'

DTP'nin yasal ve Meclis'te grubu olan bir parti olarak dağdakiler ve İmralı'ya mesafe koyması ve kendini ayrıştırması gerekir, doğru. Ama sosyoloji bu kadar basit ayrışmaların alanı olamıyor ne yazık ki. Kamuoyunun gözünde önce silahlar susacak, terör bitecek, öyle Kürtlerin hakları konuşulacak. Kürtlerin gözünde de önce dağdakiler inecek, kan durdurulacak. Kilit yine aynı... Öyle olunca da batıdaki, dağda elinde silahla dolaşan gençleri cani diye tanımlarken, ovadaki Kürt, dağdaki gençleri özgürlük mücadelesinde bedel ödemiş, ödemekte olan olarak görüyor ve bu ödenen bedelin bir siyasal karşılığı olmalı diye düşünüyor. Yoksa onca ölüm neden yaşanmış olsun? '30.000 insan öldü. Bunların 25.000'i bizim evladımızdı. Bunun bir bedeli olmayacak mı? Bu insanlar boşuna mı öldüler, hayatları söndü?' diye soruyor bir siyasetçi. Ben 'Mantığını böyle kurarsan bu bedel psikolojisinin üreteceği tek mekanizma bedel ödemeyi devam ettirmek olacaktır.' dediğimde susuyor. Vicdanın bedeli siyasetin bedelinden yüksek geliyor belli ki...

BEJAN MATUR
11 Aralık 2007, Salı

 
kötüadam kullanıcısının resmi
 #

doğudan zuhur eden kadın şairlerdendir.

14 Eylül 1968 tarihinde Maraş'ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep'te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı.

 
Pali Canon kullanıcısının resmi
 #

Bejangelik:

bulunduğum diyarın mistik ve gizemli olduğunu söylemişti:

bir gün de msn'sinde başkası vardı:

messenger iletici demek: Bejan'ın ileticisini kim sürüyordu?!

vallahi ben rüzgar dolu konakları'nı okuduğumda bir fidandı:

ama şimal kokusunu aldım mavi karga kokusunu:

ya da bilmediğim bir kokuydu diyeceğim ama remiz diyeceksiniz

bugün bir şairle tanıştım: kanarya kahkalarını duyduğunu söyledi:

adı Nursel Türkemiş: bu isme dikkat edin: O da içime kaldırımları akıttı: bir de diyor ki ayaklar konuşurmuş:

Bejan hanesindeyiz değil mi:

valla burda sınır yok: tanımıyom Bejan Mejan:
isim yok burda:

kokusunu bilmediğim hiçbir şey yok:

mavikarganınmavisikokuyordu:

Mado diyor dondurmacı:
ben Vikaku diyorum bu koku ismine:

Vikaku:

işte Bejan Maraşlı filan değil: Vikakustan'lı:

inkar eden inkarın evinden ayrılamaz:

 
mirzelal kullanıcısının resmi
 #

KADINLAR

Mavi dövmeleri
Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle
Durup ateşe bakıyorlar.
Rüzgâr estiğinde hepsi ürperiyor
Göğüsleri değiyor toprağa

Ellerinde yanan odunlar taşıyan kadınlar
Siyah kazanların pası çökmüş yaşlılığıyla
Dolaşıp duruyorlar.
Ateşin öfkesi kabardığında

Sesler artıyor.
Orada ateş hiç bitmiyor
Söndürmek bir belâ

Göğüsleri pörsüyen kadınlar
Ellerinin korkunç inceliğiyle
Tutacakları odunların sertliğini düşünmekte
Ve susmaktalar.
Sustuklarında yaşları farkedilmiyor
Toprak kokuyor bağırdıklarında
Nereye yaslanacaklarını unuttuklarından
Gözlerini toprağa bırakıyorlar
Çünkü bulutlar gökte kalıcı değil
En içten
Toprağa veriyorlar kendilerini
Ve kokuyorlar arasıra

 
erkanyar kullanıcısının resmi
 #

Mutsuz kraliçe

Etekleri buz tutmuş
O mutsuz kraliçe
Artık inanmıyor
Gözün büyüsüne

Günlerdir beklediği ses
Gizlenmiş tepelerin ötesine

Arasıra buluşup
Kervanların sığacağı darlıktaki
Sokaklardan sözeden adam artık yok
Anlayan yok
Baharat satılan hanların
Kokulu yalnızlığından

Bir ses bekliyor ısrarla
İnce parmaklı tütün kokusundan

Ormanda fısıldayan
Güz kadar yaşlı kralice
Dökülüyor
Buzdan ve siyah eteğiyle

 
cooker the kullanıcısının resmi
 #

14 Eylül 1968 tarihinde Maraş'ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep'te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.

Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı

 
jesannah kullanıcısının resmi
 #

"İnsanın dönüp döneceği yerdir
Çocukluğu.
Sabah ezanı
Bu yüzden
Müslümanlara
Allahın selamını öğretir.
Allahın çocukluğu
Gündoğumunda
Ölüleri anmakla başlar.
Ve anne ölür
Ezanda ölür anne
Selamı üzerine olan her çocuk
Allahı düşünür."

 

ayşe teyze oto ara