çiçeklerin eksilen suyuna su
yazın yanına hatırayı ekledik
çekirge sesleri ve
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik
bekledik, başka başka odalarda
çektiğimiz ağrı dinsin
bir çocukluk düşü gibi
ince bir sızıya dönsün diye
yaza sedeften bir anlam ekledik
biliyorsun
bir başdönmesi gibi sürüyor hayat
yazların yanına yazlar ekleniyor
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya...
sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı
ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek
köklerinde sürecek mi aşk
ah benim hayal kardeşim
bizim bu aşktan alacağımız var
dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı
yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.
ayrılığın ilk üç ayında y'ol şiirlerinin okunması önerilmez.
"Darmadağınım
Darmadağğğınıııımmmm ve
Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
Haşim, Kadı Burhaneddin
Hepsi burada, kör, topal, haşin
Bağğğğrrrrıyorlar:
Bırak soğusun,
bırrrak soğusssuuun
bırak soğusun parçaların
tekrar bitiştiğinde
başka birşey olacaksın."
her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm. her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her gün bir kez 'neredeyim' diye sordum kendime. her gün bir kuzey kışı indi içime.her gün karşımda duran fotoğraflara baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gün ezan sesleriyle ben açtım. her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her cümle bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm.ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez 'sevgilim' diye seslendim. her gün sana bir kez 'zalim' diye seslendim...
sunu
(ya da bir parça matematik)
yol'dan
şimdi diyecekler ki sıkıysa sen yaz, yazalım kötü bir şiir;
keder, akmak, nehir, aşk, zaman, insaf, siyah kelimeleri bizim taglarımız.
şuh şarkıdan bölündü nehir, akmaz keder.
zamanın kırıklarına dokurken kendini
ah bu çılgın zemheri, ah insafsız biçim
bende bir yara gibi duruyor hala
notasında biriken kuşları sevimliliğin.
çarpıp suretimi siyahtan ve alabildiğine uçsuz
reddedilmiş bir bakirenin gözlerinde biriktim
beni ıslak sevesin diye, bir nakış soldan
bir nakış tam ortasından hüznün
işte böyle örüyorum bu nehri
şuh şarkıdan yana ne var
bir hayale inandıkça akıyorsa keder.
biçim vermiyorum yıktığım ne varsa
öyle ortada kalsın diye sinesi
öyle mecalsiz
öyle buğulu
aşk bir
senin hançerin iki
kanayınca siyah.
burada
bir evin dibini görüyorum
bunu anla ve öl beni.
kendi içinde.
Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler
zaman insafsızlık etmese
kederin oyduğu tarafımı sana getirsem
kalem beni tutmasa, anlatsam sana
siyah, simsiyah bir engerektir zaman
ve kış neler eder insana
nasıl yarım bırakır, ayırır parçalara
sense kışı yaşamadın daha
reddetim bütün kesinlikleri
kalbim bu hayale bir daha inansın diye
siyah... değişmiyor,
siyah hala nehir içimde
ve kalbim anlamıyor
adalet yok, niye?
Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm
Bir yangın yerindeyim
İçimde sadece, dediğim gibi
Her gidenden biriktirdiğim melekler
Kalbimin üstünde bir daha hançer
"icimdeki narı dürtme / beyaz gomlek var ustumde" olarak ezberimde kalmıs ve ıcımde seslendırdıkce vurulmus oldugum dizelerin aslıyla sonunda karsılastım.yazık ki bu güzel oyunu aklım oynamıs bana.
Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de
yaz boyunca
nasılsa her keder eksilir
kendini doldurarak
sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor
sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
sağ yanımda unuttuğun keder.
20 lak tabletle zirveye çıkmış sonra inişe geçmiştir. hastası olduğumuz ama bizi ters köşeye yatıran yalnızlık burcu şairi. herkes öğrenince tadı kalmıyor bazı şeylerin...
Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.
Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.
Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini. Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece
parktaki salıncağa binmeyi
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.
Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi.
Benim de söyleyemediklerim
var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle,
yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile. Penguen,
kim bağışlayacak beni
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle.
onu seviyorum, şiirlerini, şair duruşunu..
ama hiç bakmıyor cemaline.. o ne hal öle abla?
çok zayıfsın..bak azıcık canına!
geçen hafta bir kaç dostla birlikte gördüğüm ama acelem olduğundan oturup çay içemediğim şair.
nar
çiçeklerin eksilen suyuna su
yazın yanına hatırayı ekledik
çekirge sesleri ve
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik
bekledik, başka başka odalarda
çektiğimiz ağrı dinsin
bir çocukluk düşü gibi
ince bir sızıya dönsün diye
yaza sedeften bir anlam ekledik
biliyorsun
bir başdönmesi gibi sürüyor hayat
yazların yanına yazlar ekleniyor
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya...
sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı
ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek
köklerinde sürecek mi aşk
ah benim hayal kardeşim
bizim bu aşktan alacağımız var
dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı
yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.
ayrılığın ilk üç ayında y'ol şiirlerinin okunması önerilmez.
"Darmadağınım
Darmadağğğınıııımmmm ve
Hepsi burada; Aprın Çor Tigin
Haşim, Kadı Burhaneddin
Hepsi burada, kör, topal, haşin
Bağğğğrrrrıyorlar:
Bırak soğusun,
bırrrak soğusssuuun
bırak soğusun parçaların
tekrar bitiştiğinde
başka birşey olacaksın."
ankara
Birhan Keskin
Ben burada kumunda kımıldanan hatıra,
bütününden ayrılmış bir diş sarımsak gibiydim,
şaşkındım eylül boyunca.
Ben burada, mutfak tezgahında..
Böyle kalmış aklımda, yaz sonuydu, ha?
şairin bir şiiri luntu-poetikhars'a eklenmiş. buraya alalım.
gül toplamak
Birhan Keskin
İçinden geçen çocukluğunu, gençliğini gördüm senin.
Yüzünde yol açan can kuşunu, aşka dair cümleni.
Ben gördüğümde bütün zamanlardaydın sen.
Anladım bir kadına düşerse ışık nehirlere fısıldayandan,
gecenin koynundan gül toplar, başka şey gelmez elinden.
Sadece bunlar değil, sadece bunlar değil..
Yokluğunda çınlayan boşluklardan mezunum.
Çok şey hissediyorum senin için
Ama bunlar değil senin istediğin.
aşkı en iyi anlatan kadın.
abartılıyor.
(bkz. kisisel kararlar)
her gün bir kez bu kitabın başına geçtim. her gün bir kez dışarı çıktım kırık bir bulutla yürüdüm. her gün bir insana bakıp, yüzümü yere eğdim. her gün bir gazeteye boş gözlerle baktım. her gün birileri konuştu, onları dinliyor gibi yaptım. her gün bir kez 'neredeyim' diye sordum kendime. her gün bir kuzey kışı indi içime.her gün karşımda duran fotoğraflara baktım. bir kez öfkelendim her gün bir kez sordum kendime neden bu kadar bağlandın. her gün adalet ve zalimlik üzerine düşündüm. belki de her şey. her gün bir barbar, bir medeni ile gezdim sokaklarda. minareleri her gün ezan sesleriyle ben açtım. her gün bir perdeyi aralamaya çalıştım. her gün hiçbir şeyi anlamadığımı düşündüm. güvercinleri yolculadım. her gün, günlere dayanamadığımı düşündüm. kitapları alt alta dergileri kıvırarak yan yana dizdim. ne idüğü belirsiz yerler benimle yürüdü. gördüğüm her cümle bana bir bıçak gibi battı, anlamadım. her gün bir taş parçası söktüm içimden. her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım. her gün gün bitiyor gece bitmiyor dedim. her gün işlerin beni avutmadığını gördüm.ayrılık günlerini sonradan niçin sisli bir perde gibi hatırlarız diye sordum. öfkeni unutma dedim kendime her gün, unutursan düşersin dedim. her gün en az bir saati ayakta durmaya, dimdik durmaya ayırdım. her gün ömür sözcüğünü bir kez kalbimden geçirdim. her gün ömür sözcüğü kömür gibi tınladı içimde. her gün sana içimden bir kez 'sevgilim' diye seslendim. her gün sana bir kez 'zalim' diye seslendim...
sunu
(ya da bir parça matematik)
yol'dan
şimdi diyecekler ki sıkıysa sen yaz, yazalım kötü bir şiir;
keder, akmak, nehir, aşk, zaman, insaf, siyah kelimeleri bizim taglarımız.
şuh şarkıdan bölündü nehir, akmaz keder.
zamanın kırıklarına dokurken kendini
ah bu çılgın zemheri, ah insafsız biçim
bende bir yara gibi duruyor hala
notasında biriken kuşları sevimliliğin.
çarpıp suretimi siyahtan ve alabildiğine uçsuz
reddedilmiş bir bakirenin gözlerinde biriktim
beni ıslak sevesin diye, bir nakış soldan
bir nakış tam ortasından hüznün
işte böyle örüyorum bu nehri
şuh şarkıdan yana ne var
bir hayale inandıkça akıyorsa keder.
biçim vermiyorum yıktığım ne varsa
öyle ortada kalsın diye sinesi
öyle mecalsiz
öyle buğulu
aşk bir
senin hançerin iki
kanayınca siyah.
burada
bir evin dibini görüyorum
bunu anla ve öl beni.
kendi içinde.
şairimizin bir kötü şiir örneği aşağıdadır;
Aksın, içimde bir nehir gibi
Dolanan keder
Unuttuğum, unutmaya çalıştığım ne varsa
Bende durmasın
İçimde öyle çok ki, her gidenden
biriktirdiğim melekler
zaman insafsızlık etmese
kederin oyduğu tarafımı sana getirsem
kalem beni tutmasa, anlatsam sana
siyah, simsiyah bir engerektir zaman
ve kış neler eder insana
nasıl yarım bırakır, ayırır parçalara
sense kışı yaşamadın daha
reddetim bütün kesinlikleri
kalbim bu hayale bir daha inansın diye
siyah... değişmiyor,
siyah hala nehir içimde
ve kalbim anlamıyor
adalet yok, niye?
Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm
Bir yangın yerindeyim
İçimde sadece, dediğim gibi
Her gidenden biriktirdiğim melekler
Kalbimin üstünde bir daha hançer
ona hayranlığım öle böle değil. bi peri, bi o...
(bkz. yol)
baccımsın
http://www.youtube.com/watch?v=OwUgpU4aaKI
furuğ'ûn çok iyi bir taklidi. gören diyecek ki haşim çevirmiş şiirlerini. ben diyeyim. kendisi yazdı.
siz anlayın ne demek istediğimi.
hamiş: keskin.
"icimdeki narı dürtme / beyaz gomlek var ustumde" olarak ezberimde kalmıs ve ıcımde seslendırdıkce vurulmus oldugum dizelerin aslıyla sonunda karsılastım.yazık ki bu güzel oyunu aklım oynamıs bana.
Saf Sabır
Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de
yaz boyunca
nasılsa her keder eksilir
kendini doldurarak
sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor
sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
sağ yanımda unuttuğun keder.
aşk
..
....
...
durup durup geçmesin içinden ağlamak
dur,neden ağlıyorsun can'ım
yetmez mi ikimize bir sağanak...
ba , 20 lak tablet.. çok iyi kitaplardı. altınportakalı aldı geçen sene. istanbul sosyoloji mezunu. delikanlı kadın ayrıca.
geçen yıl ödül verdiler gündeme getirdiler.
şiiri galiba iyiye gidiyor ama hep iyi değil.
tabii eleştirmen değil okur olarak söyleyorum bunları.
20 lak tabletle zirveye çıkmış sonra inişe geçmiştir. hastası olduğumuz ama bizi ters köşeye yatıran yalnızlık burcu şairi. herkes öğrenince tadı kalmıyor bazı şeylerin...
Penguen
Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum,
sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.
Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar,
çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.
Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.
Bir yanım bembeyaz ışık
kör ediyor, bir yanım zehir gece
parktaki salıncağa binmeyi
beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.
Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.
Dünya yordu bizi.
Benim de söyleyemediklerim
var.
Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle,
yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.
Penguen,
kim bağışlayacak beni
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle.
Birhan KESKİN