dusunbil

0
points
Zeliş's picture

iyi de ulus devlet modelini

0
points

iyi de ulus devlet modelini kim yarattı. alçak emperyalistler değil miydi?

admin's picture

erol manisali'nın

0
points

erol manisali'nın müritleri mi desek. abartmış mı oluruz.
aşağıdaki metinde kullandıkları birkaç yabancı kelime
e- elektronik (ing)
laik: fransızca
fonksiyon: ingilizce
piyasa : italyanca
posta: italyanca
demokrasi latince
düşman farsça
emperyalizm fransızca
kul: arapça
satmak arapça
ekinsel(yok öyle bir kelime)
parçalanma farsça
eğer metnin tümünü tahlil edersek battık.

admin's picture

bir dergi. dil hakkındaki

0
points

bir dergi.
dil hakkındaki düşünceleri;

EMPERYALİZME KARŞI EN BÜYÜK SİLAH: DİL

Olcay Yılmaz

Geçenlerde dergimize gelen çalışmaların yabancı sözcüklerden arındırılmaması amacıyla “emperyalizme karşı en büyük silah dil’dir” başlıklı bir e-posta gönderdim. Bu e-postaya bir de yabancı sözcükleri ekledim. Bu sözcükleri özellikle seçmemiştim; yalnızca yazılarımda sık kullandığım ve bilgisayarımda sakladığım yabancı kökenli sözcüklerdir bunlar. Bu sözcüklerin çoğunun Arapça olması bazı kişileri tedirgin etti. Biri: “emperyalizmi batılıların temsil etmesine rağmen, karşı çıktığınız kelimelerden hiç birinin batı kültürüne ait olmaması gerçekten tuhaf bir mantık bozukluğunu ortaya koymaktadır” dedi. Bir başkası (tanınmış bir köşe yazarı): “Dil gibi ciddi bir konuyu böyle çalakalem gündeme getirmeyiniz. En iyisi bu işi TDK’ye bırakın. –R.Z–” dedi.
En başta şunu belirtelim ki, emperyalizm denen olgu ne batıdan gelir ne de doğudan. Emperyalizmin kökeni bilinçsizliğin kendisidir; kişilerdir yani. Kişilerin düşleri emperyalizmi yaratır. Topluma, bireye, düşünceye, binlice, demokrasiye, laikliğe, paylaşıma ve eşitliğe karşı olan her bireyci bir emperyalisttir. Sınırları çizilmiş bir ülkenin dili yok oluyorsa, o ülke kuşatma altına alınmış demektir. Bu kuşatmanın ana nedeni o ülke içerisinde yaşayan ve topluma, düşünceye, binlice, demokrasiye, laikliğe, bireye, paylaşıma, eşitliğe düşman olan kişilerin emperyalizme hizmet etmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca dil gibi önemli bir konuyu bir kuruma bırakmak sorumsuzluk örneğidir. Benim en başta anlatmak istediğim, dil sorununu bilinç boyutunda ele almaktır ve buna karşı gerekli olan savaşımı vermektir.
Ülkemiz her alanda kuşatma altındadır. Bu konu üzerinde dururken Erol Manisalı’nın sözlerine kulak vermemiz gerekir. Manisalı şöyle der:
“Türkiye’nin işgalinin önlenmesi için gerçek demokrasi gerekli, çağdaş demokrasi gereklidir. Türkiye’nin yavaş yavaş iktisadi, siyasi, kültürel nasıl işgal edilmekte olduğunu; bankaların devredilmesi, tarım batı tekellerinin esiri haline gelmesi, yabancı malların Türkiye’ye dolması, vb. gelişmeler çok iyi izlenmeli ve görülmelidir.”
Ulusalcılık ve dil arasında kopmaz bir bağ vardır. Ulus devlet yapısı, sınırlarını, emperyalizme karşı koruyan bir sistemdir. “Sömürgeleşmeye hayır” diyenler bu sınırları korumak zorundadır. Bugün ulusalcılar, “milli demokratik devrim” adı altında emperyalizme, sömürgeleşmeye karşı durmaktadırlar. Aslında burada söz konusu olan bir ülkede eşitliğin mi geleceği yoksa eşitsizliğin mi geleceği kavgasıdır. Emperyalistler eşitsizliği yaratarak kendi paylarını kapmaya çalışırken, ulusalcı güç eşitliği yaşatıp sömürünün yok edilmesi için savaşım vermektedir. Manisalı şöyle der:
“Neoliberalizm (özel girişimciden yan olanlar), bölücülüğü ve dinci sosyal yapıyı "ulus devletin yerine koymak için" ABD ve AB tarafından dayatılmaktadır. Devletin toplumsal fonksiyonlarını serbest piyasaya bırakmak isteyen bu düzen, "serbest piyasa üzerinden dincilerin ve bölücülerin amaçlarına ulaşmalarına yardım ediyor".
Sayın Manisalı yeni liberalizmin öngörülerini şöyle sıralar: - her şey özelleştirilecek, sosyal devlet yok edilecek, - dışa tamamen açık bir iktisadi düzen getirilecek, - her şey "serbest piyasaya" bırakılacak, - kapitülasyonlar, Osmanlı'da olduğu gibi yeniden getirilecek.
Bunlara, yani sömürgeleşmeye, bölünmeye, parçalanmaya karşı herkesin milli demokratik devrim cephesinde bütünleşmesini söyler. ve şöyle sürdürür:
“Bu ülkede, "Ben Türkiye'nin yanındayım" diyen herkesin milli demokratik devrim cephesinde bütünleşmesi gerekir. Bunu başarmazsak Türkiye parçalanacak ve tam bir sömürge haline gelecek.”
Erol Manisalı’ya ek olarak –dil duyarlılığımızı da içine katarak– şöyle diyebiliriz:
Bir ülke emperyalistlere karşı savaşım vermiş ve bu savaşı kazanmış ise ve kendi sınırlarını çizmiş ve bu sınırları korumak ve emperyalistlerin karşısında dimdik durmaya ve bu duruşu sonuna dek korumaya çalışıyor ise gerçekten de ülkemiz tehdit adlındadır. Nasıl koruyacaktır? En başta ülke içerisindeki her türlü bölünme ve parçalanma oyunlarına kimsenin gelmemesi ve ülkenin iktisadi, sosyal ve ekinsel gelişiminin korunması, yozlaşmaya izin verilmeden ülke gelişiminin sağlaması gerekir. Bütün bunların koruma çemberi dil üzerinden gerçekleşmektedir. Dil’e, yabancı sözcüklerin girmesi demek, o ülkenin üretiminin durması, kendini emperyalistlere sömürge yapması, kişilerin birey olmaktan çıkıp kul/köle haline gelmesi anlamına gelir. Burada dil derken önemle vurgulamak istediğim kişinin birey bilincidir. Kişiler birey ya da bilinçli olduğu an sorun kökünden çözülecektir. Bireyler devleti oluşturmalı ve devlet bireyleri her alanda mutlu yaşama kavuşturmalıdır. Devletin kurumlarını –özellikle yabancı ülkelere– satmak, ülkeyi ve birlikteliğinde insanları satmaktır. İnsanları da kul/köle yapıp yazıklı duruma düşürmektir amaç.
Dilimizde bulunan yabancı sözcükleri incelerken beni en çok üzen sözcük “insan” sözcüğü oldu. “İnsan” Arapça bir sözcüktür. Kendimizi arplaştırdığımızı ve kim bilir bir gün daha nelerleşeceğimizi düşünmek ve kendimizi yok saymak ve üretimsizliğimizi ve mutsuzluğumuzu daha nice yıl yaşamak ne acı. Son söz olarak şunu söylemeliyiz: Eşitliğe düşman her kişi emperyalisttir.