üç kuşak sonraya neşeyle baktım
mutlak bir durum vardı; ihanet
yalnızlığını bildi tevekkül ve şüphe
bilincim ölü bir bedene açılıyor artık
zavallı Aztek ve masum Peyote
kurtuluş incitiyor yeni tarihi
tuhaf bir yok oluş kalbin hissetmesi
bir baş dönmesi ve ölçünün kendisi
'' ...
sen olma emi topuk
aç bi mutuk
çek bi nutuk
aç bi mutuk
çek bi nutuk
Güzel haller diyarı
geldi desinler
Değmesin omuz yere
eskimesin şık pabuç.''
İmgelem Dergisi yıl: 3 sayı 14 ekim kasım 2005
Destur adlı şiirinden
Öğle vakitleri; benim ser-i mezarım
murdar ettiğim hayat yorganların altında
Hep böyle uyanıp çenemi yuvarlıyorum
Hacminden taşan bir karanlık
var. Canlı ve ölmeyecekmiş gibi duran
çalışkan insanların fotoğraflarında
belki bu yüzden yokum
Masumiyet, iplik, tuğla gibi kelimelerle
açıklanabilir bir durum yaratmak istiyorum
Anlam bir patırtı halinde dökülüyor dışarıdan
Şimdi ne yapmalıyım?
Diyelim ki ben dikenli bir kaktüsüm
günün soluksuz bahçelerinde büyüyen
Bu zavallı kaktüs ne yapmalı?
Uyanmak ağır eylem
hareket bölünerek çoğalıyor
meraka benziyor bu haliyle
kim ne nerede bana ne?
acımasız ve çiğ kalabalık
büyük yanıtlar peşinde sanki
henüz bitmeden sorular… imdaaat!
ben zamanı uyutayım mırıl mırıl
ufkun sandalında deniz tutmuş gibi
Göğü açıp kapatıyorum
mahrem yerlerini gösteriyorum
İşte bana benziyor, açlık dökülüyor
Suçlu gibi karışıp yer altında lağıma
her ruhtan bir lokma alıp yatışıyor
acımak yok artık..
Yeniden solucan olmak yok..
Bir dönence gibi gülümsemek var
Parçalar halinde söylenmeli yalanlar
Dışarıdan taşacak bütün bilgiler eksik
manası çözülmeyen şifreleri taşıyor
nasıl açıklarım bu keyfi zenginliği
devamlı kapılar açılıp kapanıyor
beş altı kişi olmak inanın kolay değil
bir yolu olmalı zırhla yaşamanın
ve onu her gün parlatacak gücü insanın
Gerçeği biliyor musunuz? belki o yaşlı kadını
ben öldürdüm
Parasını çaldım cesedini parçaladım
Ortadoğu’dan akar gibi aktı kanı
Artık olası kurban benim
Bütün üçüncü sayfalarda ben varım
pusuda bekleyenler var
çattım kaşlarımı
dışarı çıkmam çıkamam, kaşlarım var…
Güneş pek çiğ, tam ortada, günün ortasında
Bütün elmalar gülüyor hayat ne garip!
Asla bitmeyecek yapılacak işler
Bir daha yıkanmak istemiyorum
Fena koktuğumu söylüyorlar
kapıcı kapıyı çalıyor
Bir şey buyuracak. Ben fena kokuyorum
Soru şu: Kapıyı kim açacak?
Hep geciken biri kendine yetişemez
Sanki açlığın içinden geçer gibi aşınır
Bir hakikat defteri açılıp hemen kapanır
Ne vakit imzamı atacağım oraya
Araf’tayım istikbal vaadediyorum
Selamünaleyküm ey zehirli manzara
Artık yolundan çekildim.
(bkz. zehirli ruya)
(bkz. divanelige dönen pergel )
her yere geç kalmasıyla ünlü zalim kişilik..tam bir zaman katiliymiş..
Zehirli Rüya kitabının tanıtımından;
Emel İrtem
üç kuşak sonraya neşeyle baktım
mutlak bir durum vardı; ihanet
yalnızlığını bildi tevekkül ve şüphe
bilincim ölü bir bedene açılıyor artık
zavallı Aztek ve masum Peyote
kurtuluş incitiyor yeni tarihi
tuhaf bir yok oluş kalbin hissetmesi
bir baş dönmesi ve ölçünün kendisi
Şiir, Ekim 2006
82 sf.
yitik ülke yayınları
yıldızı parlayanlardan. birileri önemseyince oluyor demekki...
iyi şair:
o şimdi mardin'de şair:
yan meslekler yerini tutmaz ki Işığın:
onbin atlıdan biri:
amazon:
destur:
süper singer:
'' ...
sen olma emi topuk
aç bi mutuk
çek bi nutuk
aç bi mutuk
çek bi nutuk
Güzel haller diyarı
geldi desinler
Değmesin omuz yere
eskimesin şık pabuç.''
İmgelem Dergisi yıl: 3 sayı 14 ekim kasım 2005
Destur adlı şiirinden
o şimdi mardin'de hemşire
etten ve kemikten daha fazlası ölür
bir söyleyip diğeri anlamazsa eğer
sonra edebiyat - sayı 3 s. 65
Öğle Uçurumları
Öğle vakitleri; benim ser-i mezarım
murdar ettiğim hayat yorganların altında
Hep böyle uyanıp çenemi yuvarlıyorum
Hacminden taşan bir karanlık
var. Canlı ve ölmeyecekmiş gibi duran
çalışkan insanların fotoğraflarında
belki bu yüzden yokum
Masumiyet, iplik, tuğla gibi kelimelerle
açıklanabilir bir durum yaratmak istiyorum
Anlam bir patırtı halinde dökülüyor dışarıdan
Şimdi ne yapmalıyım?
Diyelim ki ben dikenli bir kaktüsüm
günün soluksuz bahçelerinde büyüyen
Bu zavallı kaktüs ne yapmalı?
Uyanmak ağır eylem
hareket bölünerek çoğalıyor
meraka benziyor bu haliyle
kim ne nerede bana ne?
acımasız ve çiğ kalabalık
büyük yanıtlar peşinde sanki
henüz bitmeden sorular… imdaaat!
ben zamanı uyutayım mırıl mırıl
ufkun sandalında deniz tutmuş gibi
Göğü açıp kapatıyorum
mahrem yerlerini gösteriyorum
İşte bana benziyor, açlık dökülüyor
Suçlu gibi karışıp yer altında lağıma
her ruhtan bir lokma alıp yatışıyor
acımak yok artık..
Yeniden solucan olmak yok..
Bir dönence gibi gülümsemek var
Parçalar halinde söylenmeli yalanlar
Dışarıdan taşacak bütün bilgiler eksik
manası çözülmeyen şifreleri taşıyor
nasıl açıklarım bu keyfi zenginliği
devamlı kapılar açılıp kapanıyor
beş altı kişi olmak inanın kolay değil
bir yolu olmalı zırhla yaşamanın
ve onu her gün parlatacak gücü insanın
Gerçeği biliyor musunuz? belki o yaşlı kadını
ben öldürdüm
Parasını çaldım cesedini parçaladım
Ortadoğu’dan akar gibi aktı kanı
Artık olası kurban benim
Bütün üçüncü sayfalarda ben varım
pusuda bekleyenler var
çattım kaşlarımı
dışarı çıkmam çıkamam, kaşlarım var…
Güneş pek çiğ, tam ortada, günün ortasında
Bütün elmalar gülüyor hayat ne garip!
Asla bitmeyecek yapılacak işler
Bir daha yıkanmak istemiyorum
Fena koktuğumu söylüyorlar
kapıcı kapıyı çalıyor
Bir şey buyuracak. Ben fena kokuyorum
Soru şu: Kapıyı kim açacak?
Hep geciken biri kendine yetişemez
Sanki açlığın içinden geçer gibi aşınır
Bir hakikat defteri açılıp hemen kapanır
Ne vakit imzamı atacağım oraya
Araf’tayım istikbal vaadediyorum
Selamünaleyküm ey zehirli manzara
Artık yolundan çekildim.