Fatıma ile ilgili ne söyleyeceğimi bilemiyorum.nasıl söyleyebilirim ki…?
Birgün bir konferansta Hz.meryem’i anlatan bir Fransız yazarını taklid etmek istiyorum;
‘’ 1700 yıldır Hz. Meryem’den söz edildi. 1700 yıldır doğulu ve batılı değişik uluslardan bütün filozoflar ve düşünürler Hz. Meryem’in değerini anlattılar.1700 yıldır dünya şairleri, Hz. Meryem’e methiye dizmede bütün yaratıcı gayretlerini ve güçlerini seferber ettiler.
1700 yıldır bütün ressamlar ve artistler,Hz. Meryem’in suretlerini ve fresklerini gösteren muazzam eserler ortaya koydular.bütün bu söylenen ve düşünülenlerin tamamı,bütün artistlerin gayretlerinin tamamı,Hz. Meryem’in büyüklüğünü şu söz kadar güzel tasvir edememektedir; ‘’ Hz. Meryem; Hz. İsa’nın annesidir. ‘’
Ben de, Hz. Fatıma’yı anlatmaya bu şekilde başlamak isterdim.
Fakat yapamadım:
‘’Fatıma, Hz. Haticenin kızıdır.’’ demek isterdim. Fakat anladımki,
Fatıma o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Muhammed (s.a.v) ’in kızıdır’’ demek istedim. Fakat
anladımki, Fatıma o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Ali’nin eşidir’’ demek istedim. Fakat anladımki, Fatıma,
o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Hasan ve hüseyin’in annesidir’’ demek istedim. Fakat anladımki,
Fatıma o değil.
Hayır! ... Bütün bunlar doğrudur ve bunların hiçbiri Fatıma değildir:
Ölülerin koktuğu bir sokaktı,
Bir sokak mı desek, adamlar havariler ve kadınlar.
Karanfillerle yollara düştüğünü gördük.
Karanfiller küskün, karanfiller ölümlü, karanfiller gururlu
Ben adımı bir çırpıda pencerenin buğusuna yazdım
Fatma’nınkini hemen yanı başıma.
Ölülerin koktuğu bir sokaktı
Tren uzaklardan geçerdi.
Fatma’nın elleri çizgi çizgi
Ben Fatma’nın ellerini tuttum.
Çizgilerimiz birleşti
O gün düğünümüzdü Fatma ağladı
Fatma yer şekillerini ve yerçekimini hiçe sayarak ağladı
Bir dumanlı dağ gördü ağladı
Ben ağlama dedim.
ağladı bir minderde o gece sabaha kadar.
Ölülerin koktuğu sokağı bıraktık
Ben tutmasını bilmem Fatma’nın ellerini bıraktım.
Bazen tutmuyor değilim ama bir karanfil gibi
Biraz boynu bükük biraz hüzünlü
Bir banka oturur gibi yalnızlıkla
Yalnızlıkla yürür gibi
Ben tutmasını bilmem
Ölülerin koktuğu sokağı bıraktım.
Sır'at-ı müstakimden Fatıma (r.a) geçerken, mahşer halkına başlarını önlerine eğmesi için emrolunur. Çünkü Dünyadayken dahi Fatıma kendisini çok sakınırdı. Mihr olarak Allahtan Muhammed( s.a.v)'in şefaat edeceği müslüman erkek kadar müslüman kadına şefaat etme yetkisi dilemiş ve kendisine verilmiştir.
ikimiz mi desek
beraber hiçbir şey yaptığımız yoktu
beraber yürüyoruz desek, o kendiyle yürürdü
aramızda binlerce insan vardı belki
ben aramızdaki mesafeyi o günlerde görmüyordum.
üstelik aramızı yoklayan şeytanlara
büsbütün kızıyordum
otursak o kendiyle oturur gibi mutsuzdu
ben onunla oturur gibi
çayımı bir güzel içerdim, fatma'nın gözlerini içerdim
huysuzluk etti mi, içim ürperirdi huysuzluğundan
nasıl desem, korkunç bir uğursuzluk
düşen nar gibi etrafa saçılmış olurduk sanki
ben onda yoktum o zaman evinden bile sayılmazdım
elbiselerimiz ayrı, susuşlarımız, korkularımız;
böylce biz bir bütün sayılmıyorduk
ben kendi kendime severdim
o kendi kendine sevmezdi
bir elmaya dokunmuyor gibi
ısırmıyor gibi şeffaf yanlarından
öylece severdik o serin köşesinde denizin
herşeyde eksik herşeyde mutsuz
paltosuna sarılı bir yalnızlık gibi
çıkmış gibi uykusundan bir sübyanın
işte öylece kendi kendine
ben üzgünsem onunla birlikte üzgündüm
onun karaltısından filan bile üzgündüm
ayaklarının çarpmasından birbirine
bir sütun gibi döndüğü zaman yüzünü
onu bakmamak ordusu sanırdım
işte orada kahrolurdum,
aramızda bunca bina varken
bunca sözcük bunca duvara çarparken
fatma'yla ikimiz iki oyuncak gibi yanyana
sadece yanyana
aramızda binlerce insan vardı
ben aramazda masa var sanırdım.
çayımın en şehvetli yanı dudaklarımı ıslatırdı
sonra bir gün nedense fatmayla ikimiz kaldık
o ikimizken biz gökyüzüne baktık
o ikimizken yumuşak
o ikimizken hayat güzeldi
benim kalbim ondan sonra ağrıdı.
Ali ŞERİATİ'NİN Fatıma Fatımadır eserinden;
Fatıma ile ilgili ne söyleyeceğimi bilemiyorum.nasıl söyleyebilirim ki…?
Birgün bir konferansta Hz.meryem’i anlatan bir Fransız yazarını taklid etmek istiyorum;
‘’ 1700 yıldır Hz. Meryem’den söz edildi. 1700 yıldır doğulu ve batılı değişik uluslardan bütün filozoflar ve düşünürler Hz. Meryem’in değerini anlattılar.1700 yıldır dünya şairleri, Hz. Meryem’e methiye dizmede bütün yaratıcı gayretlerini ve güçlerini seferber ettiler.
1700 yıldır bütün ressamlar ve artistler,Hz. Meryem’in suretlerini ve fresklerini gösteren muazzam eserler ortaya koydular.bütün bu söylenen ve düşünülenlerin tamamı,bütün artistlerin gayretlerinin tamamı,Hz. Meryem’in büyüklüğünü şu söz kadar güzel tasvir edememektedir; ‘’ Hz. Meryem; Hz. İsa’nın annesidir. ‘’
Ben de, Hz. Fatıma’yı anlatmaya bu şekilde başlamak isterdim.
Fakat yapamadım:
‘’Fatıma, Hz. Haticenin kızıdır.’’ demek isterdim. Fakat anladımki,
Fatıma o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Muhammed (s.a.v) ’in kızıdır’’ demek istedim. Fakat
anladımki, Fatıma o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Ali’nin eşidir’’ demek istedim. Fakat anladımki, Fatıma,
o değil.
‘’ Fatıma, Hz. Hasan ve hüseyin’in annesidir’’ demek istedim. Fakat anladımki,
Fatıma o değil.
Hayır! ... Bütün bunlar doğrudur ve bunların hiçbiri Fatıma değildir:
‘’FATIMA FATIMADIR’’
isim im
Aşk Değil
Ölülerin koktuğu bir sokaktı,
Bir sokak mı desek, adamlar havariler ve kadınlar.
Karanfillerle yollara düştüğünü gördük.
Karanfiller küskün, karanfiller ölümlü, karanfiller gururlu
Ben adımı bir çırpıda pencerenin buğusuna yazdım
Fatma’nınkini hemen yanı başıma.
Ölülerin koktuğu bir sokaktı
Tren uzaklardan geçerdi.
Fatma’nın elleri çizgi çizgi
Ben Fatma’nın ellerini tuttum.
Çizgilerimiz birleşti
O gün düğünümüzdü Fatma ağladı
Fatma yer şekillerini ve yerçekimini hiçe sayarak ağladı
Bir dumanlı dağ gördü ağladı
Ben ağlama dedim.
ağladı bir minderde o gece sabaha kadar.
Ölülerin koktuğu sokağı bıraktık
Ben tutmasını bilmem Fatma’nın ellerini bıraktım.
Bazen tutmuyor değilim ama bir karanfil gibi
Biraz boynu bükük biraz hüzünlü
Bir banka oturur gibi yalnızlıkla
Yalnızlıkla yürür gibi
Ben tutmasını bilmem
Ölülerin koktuğu sokağı bıraktım.
fatma ile ilgili neden üç şiirim var bilmiyorum.
peygamber kizi Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ/cennetin sultani
Sır'at-ı müstakimden Fatıma (r.a) geçerken, mahşer halkına başlarını önlerine eğmesi için emrolunur. Çünkü Dünyadayken dahi Fatıma kendisini çok sakınırdı. Mihr olarak Allahtan Muhammed( s.a.v)'in şefaat edeceği müslüman erkek kadar müslüman kadına şefaat etme yetkisi dilemiş ve kendisine verilmiştir.
Fatma'yla İkimiz
ikimiz mi desek
beraber hiçbir şey yaptığımız yoktu
beraber yürüyoruz desek, o kendiyle yürürdü
aramızda binlerce insan vardı belki
ben aramızdaki mesafeyi o günlerde görmüyordum.
üstelik aramızı yoklayan şeytanlara
büsbütün kızıyordum
otursak o kendiyle oturur gibi mutsuzdu
ben onunla oturur gibi
çayımı bir güzel içerdim, fatma'nın gözlerini içerdim
huysuzluk etti mi, içim ürperirdi huysuzluğundan
nasıl desem, korkunç bir uğursuzluk
düşen nar gibi etrafa saçılmış olurduk sanki
ben onda yoktum o zaman evinden bile sayılmazdım
elbiselerimiz ayrı, susuşlarımız, korkularımız;
böylce biz bir bütün sayılmıyorduk
ben kendi kendime severdim
o kendi kendine sevmezdi
bir elmaya dokunmuyor gibi
ısırmıyor gibi şeffaf yanlarından
öylece severdik o serin köşesinde denizin
herşeyde eksik herşeyde mutsuz
paltosuna sarılı bir yalnızlık gibi
çıkmış gibi uykusundan bir sübyanın
işte öylece kendi kendine
ben üzgünsem onunla birlikte üzgündüm
onun karaltısından filan bile üzgündüm
ayaklarının çarpmasından birbirine
bir sütun gibi döndüğü zaman yüzünü
onu bakmamak ordusu sanırdım
işte orada kahrolurdum,
aramızda bunca bina varken
bunca sözcük bunca duvara çarparken
fatma'yla ikimiz iki oyuncak gibi yanyana
sadece yanyana
aramızda binlerce insan vardı
ben aramazda masa var sanırdım.
çayımın en şehvetli yanı dudaklarımı ıslatırdı
sonra bir gün nedense fatmayla ikimiz kaldık
o ikimizken biz gökyüzüne baktık
o ikimizken yumuşak
o ikimizken hayat güzeldi
benim kalbim ondan sonra ağrıdı.
Mehmet Şah Erincik