İstanbul işte, üzerine ne çok şey söylenir, ne çok şiir, ne çok tevatür ve efsane... İstanbul işte..
| |
||
kafamız dolu |
||
|
|
istanbulHallac Hafız Fri, 08/24/2007 - 22:53İstanbul iÅŸte, üzerine ne çok ÅŸey söylenir, ne çok ÅŸiir, ne çok tevatür ve efsane... İstanbul iÅŸte.. » görüntülenen son 5 baÅŸlık |
tam şu anda 0 yazar ve 2 ziyaretçi online
|
| Copyright © kafamız dolu Powered by korsan sozluk Designed by Admin |
# bu sözlük bir "korsan kemalizm™" kuruluşudur. 18 yaş altındakilerin sitede dolaşması entry okuması ve başlık eklemesi sağlık açısından sakıncalıdır. yok ben 17 yaş üstüyüm diye bizi kandırırsanız bu sizin bileceğiniz iş. annenize babanıza ve de velilerinize durumu izah ederiz. yazarlara telif hakkı verilmemektedir. yazarların entry hakkı atılana kadardır. atıldıkları andan itibaren yazdıkları kamu malı sayılıp tmsf'ye devredilecektir. sitede verilen bilgiler gerçek değil matrixtir bu yüzden "abi ben ödevde kullandım hoca sıfır verdi" "verdiğiniz ilaç bilgisi yanlıştı, kör oldum." "dini site linki diye tıkladığım web sitesi erotik hikaye sitesi çıktı" gibi sorunlarda hiçbir sorumluluk almıyoruz. yok "ben sıfırı göze aldım", "boşver abi, kör olayım.", "yahu ne olacak siz link verdiniz, biz de kapatma tuşunu biliyoruz evelallah" derseniz lütfen kaynak belirtiniz. ayrıca TCK'ya aykırı maddelerden tırstığımızdan hemen yayından kaldırıp "görmedim, biri bişi mi yazdı." deyip yalan da söyleyebiliriz. * ayrıca bu sitede alıntı çalıntı bilgiler de çoktur. genellikle telifsiz yerlerden alıntılar ve çalıntılara müsade edilmektedir. rahatsız olduğunuz entry ve başlıklar için lütfen korsansozlukcu@gmail.com mailini kullanarak yönetimle temasa geçiniz. herkese iyi uçuşlar ... # |
|---|
1-tek kelimeyle muhtaÅŸem.
tek kelimeyle muhtaşem. müzik, görseller, ışık, kadran, seçimler, perspektif, aslanlar gibi yapmışlar. helal olsun.
2-http://www.ersineser.us/
http://www.ersineser.us/ sitesinde yayınlanan filmde kamera kullanilmamış.
10.000 adet fotografin birlestirilmesiyle, 'Dört Mevsim İstanbul'
filmi ortaya çıkmış.
3-Ankara olmayan ÅŸehir.
Ankara olmayan ÅŸehir.
4-"Bu kent ağır geliyor
"Bu kent ağır geliyor yüreğime.
Bu kent her defasında daha fazla nefessiz bırakıyor beni.
Gitmem ve yeniden nefes almayı öğrenmem gerek"
5-an itibariyle soÄŸuk olan ve
an itibariyle soğuk olan ve dün sabah sıcaklığı 3 derece olan sevimli şehirdir.
6-"hayal kırıklıklarımın
"hayal kırıklıklarımın başkenti"
7-"Âsitâne"dir..
"Âsitâne"dir.. İçindeyken dışınızda kalan, dışındayken içinizde akan bir nehirdir.
(bkz. özleyen yanım)
8-Beş gün dışında kalıp
Beş gün dışında kalıp özlemek gibi bir gaflete düştüm ki dün akşam dönüp neden özlediğime hayıflandım. Daha adımımı atar atmaz bir genç kızın arkasından "yürü git işine bak" diye bağırmak zorunda kaldım..ilgisiz ve saygısız insaların gölgesinde kabalaştım, "iftara yakın herkes stresli olur" yalanının sadece istanbulda doğrulandığına şahit oldum. ..BEn aslında sinirli değilmişim..İstanbul bir keşmekeşmiş..Özlemek de işin heyecanlı tarafı.
9-adı stanbuli kelimesinden
adı stanbuli kelimesinden gelmez..bu insanların inanmaya bayıldığı aptal asyalı Türkler mitinin bir parçasıdır. - bol ekinin proto-Türkçede -polis eki gibi bir anlamı vardır.adının kökeninin tam olarak bilinmediği bir gerçektir.
fakat İslambol olarak anılması doğrudur.İstanbulun İslam halifesinin ikamet ettiği yer olmasının ve Osmanlının İslamlaştırma politikaları ile ilgilidir.Osmanlı zaten ümmetleştirerek yöneten bir yapıdır.Türk olmak yada Türklaştirmek pek Osmanlının kitabında yazmaz.
10-adı "şehirde, şehire"
adı "şehirde, şehire" anlamlarındaki "stinpuli" kelimesinden gelir. bir devirde "islâmbol" şeklinde bile anılmış olması türk dehasının "yerlileştirme, benimseme" eğilimini gösterir.
11-istanbul çehre
istanbul çehre değiştiriyor. büyük duvarların ardındaki irili ufaklı siteler şehri sanki ötekilere karşı korunaklı bölgelere ayırmış. bir zamanların imparatorluk başkenti'ne, kendimi diğer şehirlerde olmadığı kadar özgür hissettiğim bu ticaret, sanayi, sanat ve kültür şehrine yakıştıramadığım bölünmüşlük ve yapaylık beni uzun süredir rahatsız ediyor. umudum tarihi yarımada'nın dokuya uygun olarak yeniden eski şaşaalı günlerine kavuşması. orada nefes alabiliyoruz en azından.
12-hiç gitmediğim ve hiç
hiç gitmediğim ve hiç dönmediğim şehir.
13-89 yazının sonuydu
89 yazının sonuydu tanıştığımızda. Cılız bir çocuktum, köprüyü görene kadar vardığımıza ikna olmamıştım.
Bir haftanın tadı damağımda kalmıştı. En çok da gidişi gelişi orta refüjle ayrılmış yollara ve bunların kesiştikleri yerlerdeki köprülü, yonca kavşaklara şaşmıştım. Aklım almamıştı uzun süre, yolun karşısına gidebilmek için kilometrelerce yol katedip geri dönmeyi.
Sonra bir hayal kurdum, koştum peşinden ve geldim hayalimin şehrine. 5 sene sürmüştü hayalimin gerçekleşmesi, çocukluğumun son demine dek. Sımsıkı sarıldım sonra, bırakmadım, herşeyimi paylaştım... Ta ki geçen seneye kadar. Uğursuzun teki yolverdi bana, işkillenmedim... 13 senelik yarımı/yarimi satıverdim bu uğursuzun lafına. Ancak gidince düştü jeton... Ahhh dedim vahhhh, ne yaptım ben.
Geri dönebilmem aylar sürdü, yıllar gibi geçen. Bahar biterken, ben ikinci baharıma girdim nihayet bu sene.
Ama işte kader!! Başka rotalar çizilmiş önümdeki bu kader denen kitaba. Yine uğursuz bir ses, hem de daha yeni kavuşmuşken... İşkillenmek de çare değil bu defa, çok acizim... Bile bile lades...
Son bir haftamı sokaklarını adımlamaya vakfedeceğim, aylak aylak... Ki, unutmasın sokakların ayak seslerimi.
Belki dönerim iki gün sonra, belli mi olur benim işim, belki üç baş hafta sonra, ya da ay... Belki de dönmem bir daha, gidip de bir daha dönmeyenler gibi...
Elveda.
14-Pali Canon İstanbul'un
Pali Canon
İstanbul'un Kayboluşu:
Demem o ki bir okursanız ancak anlamlandırabileceksiniz: Evren'in Kayboluşu'nu
Goa Yayınları.
New York'un Kayboluşu ya da Evrenin Kayboluşu yanında sanırım İstanbul nezdimde daha çabuk kaybolmuştur diyeyim bu telmih'le!
15-Pali Canon İstanbul süper
Pali Canon
İstanbul süper manyetik:
16-adım.. her dilde
adım..
her dilde karşılığım..
17-her şeyine aşık oldugum,
her şeyine aşık oldugum, dogdugum, uzak kalinca ozledigim ve ayrilamadigim sehir, benim sehrim.
18-yaz günü şakır şakır
yaz günü şakır şakır yağmur yağan şehir, misssler gibi toprak kokan şehir...
19-"sarmış ufuklarını senin
"sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoÄŸunluk ki, bakanlar
onun derinliÄŸine iyice sokulamaz, korkar!
ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
ey zulümler sâhası... evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
doğunun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
ey marmaranın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
ey köhne bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
içerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
yalnız işte bu... ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
milyonla barındırdığın insan kılıklarından
parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?
örtün, evet ey felâket sahnesi... örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
ey debdebeler, tantanalar, ÅŸanlar, alaylar;
kaatil kuleler, kalali ve zindanlı saraylar.
ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
geçmişlere rahmet! diye yazılı kabir taşları.
ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vaka sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
ey tabiatin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: ayak öpme yolu.
ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan hak!
ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin-fakir herkes, meÅŸhur koca bir millet!
ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... hele sizler,
hele sizler...
örtün, evet, ey felâket sahnesi... örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!"
tevfik fikret
20-hosgeldiniz:)
hosgeldiniz:)
21-Gelemedim ama hep gelmek
Gelemedim ama hep gelmek istedim...adını okul koydukları bir bela ile universite hayatımın sayamadığım bilmem kaçıncı vize seferini ve bilmem kaçıncı final seferini, kimi zaman yenik, ama pes etmeden, bitirmenin sevinci bir yandan da bu seferlerin devam edeceği düşüncesinin verdiği yorgunlukla sığındım kalenize.
karşımda 10 tane komutan en amansız silahları ile geldiler... çektiler silahlarını ateşlediler birer birer. bizimde sayımız çok ama birliğimiz yok. herkes kendi derdinde kendi silahı ile kendini savunur bir halde. 10 komutan ile girdiğim 11 savaşın 8 inde başım dik, 3 ünde yine görüşürüz sizinle deyip mahrur bir şekilde ayrıldım.
topladıklarım ile geri döndüm... takipteyim..
22-uzun aradan sonra
uzun aradan sonra hoşgelmiş olan korsan sözlük yazarı...
23-CANIM İSTANBUL Ruhumu
CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
BeyoÄŸlu tepinirken aÄŸlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahÅŸap konak, koca bir ÅŸehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir " Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
N.F.K.
24-gomorat
gomorat
25-bir adamı şair yapmak
bir adamı şair yapmak için yeterli. ya da istanbul'dasın ve yalnız olduğunu çok keskin hissediyorsun. seni seven kimse yok ama arkadaşların var. beraber vakit geçirebileceğin, borç para belki alabileceğin adamlar ama ağzına kadar dolu, koskocaman bir caddenin ortasında
mesela istiklal'de güvercinler ayak seslerinden
havalanıyor saçların kalabalık bu insanlar-
ın ortasında birden durup, "çokkkkkkkkkkkk yalnızııııımmmmmmmm"
diye bağırmak sırtından soğuk bir şey
inip.. yürümeye devam. herkes aynı. her yer yüz.
birileri seni sevmeli, sen birilerini köşede
aşık olmak karşılıkşız çekler gibi hem
hep biz yaş(l)a(n)dık, istanbul hep oldu
istediÄŸini bul, ararken kendini kaybet
bunlar zaten hep olur.
kaç bin yılı hissediyorsun damarların sıcak kanla doluyken
iftiralar, isyanlar, bizans sefaları, haremler, esrar odaları
kuşatmalar, gizli tüneller, hazineler şehri ve sen
çöplüğün ortasında yaşamak için her gün
otobüse biniyorsun.
bir yerlerde iniyorsun.
bir yerlerde mutlaka inmek lazım.
hazerfen çelebi ilk süpermen olarak
uçarken
ben çelebiyi rüyamda tabii ki görmedim
ama istanbul'un üzerinde uçtum
ve annemin evine gittim
babamın ellerinden öptüm
annem beni gözlerimden öptü.
26-Firakı efkâra müsebbib,
Firakı efkâra müsebbib, şehr-i mefkûre...
27-cok seyin dibi yada tepesi
cok seyin dibi yada tepesi olmaya mahkum sehir
28-pay-ı taht
pay-ı taht
29-seninle güzel.
seninle güzel.
30-bensiz pek mahsunmuş, öyle
bensiz pek mahsunmuş, öyle diyorlar. işte o şehir.