kabir azabi

0
points
.
sivilhayvan's picture

ekabir azabından az

0
points

ekabir azabından az hallice. çekilir.

tanrı, bu kadarı yetmez mi!

ekim's picture

kabir de çekilir

0
points

kabir de çekilir

sigaram olası's picture

azap korkusu iÅŸte.. azap

0
points

azap korkusu işte.. azap tez zamanda gelsin ister. kabir azabını icad eder. kabre girmeden azap çeker.

sigaram olası's picture

sidiktendir. sırf bu kabir

0
points

sidiktendir. sırf bu kabir azabı sorunundan kimse namaz kılamaz hale geldi. " aldatıcılar sizi allah ile aldatmasın"

red sonja's picture

birde kadir azabı var.

0
points

birde kadir azabı var. karısı çeker. aman bize ne!...

demasevi's picture

halk dindarlığı olmaz

0
points

halk dindarlığı olmaz inanç tutkunluğu olur,yani fuun mental denen kavram kendini geliştirir bu durumlarda
aşırı radikalizm. bu anlatılan kabir korkusu her yaşayan varlıklar için aynı duyguları besliyorsa yaşamak için her şeye göz yummak yaşayabildigin kadar yaşamak korkaklığınına ön ayak olan basit bir aldatmaca.duygu yükleminden kurtulup mantık mantalitesi iş başına geldiğinde din tin ruhu,aranan en etik kurum olunca ister istemez uzun vadeli bir tutunan dal olarak bilim karşısında kendine vucut bulur,bilim kendini geliştirdikçe aranan bir uhrevi tatminlikten çıkıp normal hayatta deli denen insan ruh halini tanımlar,mantık deliliğe karşı yürüttüğü mücadeleyi bilimsel çalışmalarla dökümanlaştırır,geleceğe daha uygun yaşam sistemini yaygınlaştırmak için.aristokrat kesim öncülüğünü yapar bu bilim eyleminin gerçekleşmesinden hiç çekinmez varyasyonlarını tamamladığında sistem oturmuş olur gelecek için.rönesans avrupası güzel bir örnektir.beden kendini düzenli ve bilinçli beslediği zaman,egzersizlerle kendini tanımlamaya çalıştığı zaman ruh ve beden birleşmesi gerçekleşir,o zaman tam bir fantzm dünyası içinde uhrevi sanal bir gerçeklikle karşı karşıya kalan ruh kendini tanımlayacak bedenlerle birlikte olduğunda dünya tarihine bir nokta olarak kendini kabul ettirir,kendini kabul etteremeyenler zaten silinip gidiyor,sistemi aşamayanlar kendi sistemlerinin dayattığı kabullenememe güdüsü çıldırtır sisteme karşı anti sistem olarak kendini ya yok ettirir yada efendisi olur sistemin,örnek çogunluğun sesi atatürk ne diyor.o asil kan bu milletin damarlarında mevcuttur,savaş psikolojisiyle yetişen bir toplum ne yaparsa toplum her kanalıyla gerçegin özüne sürükler kendini,sonuç ölüm,ölüm için kendini programladıysan ölüm gelir seni bulur,ruh kendini artık nereye teslim ederse etsin 100 yıl önceki kahramanlar artık gelmez geri kendini egitmedikçe çunkü karşı ruhlar kendini verdiği egitimler onu ilerici seni gerici yapıyorsa,adaletsizlik doğamız gereği kendini vardır o zaman kim tınlar ruhu mezarı kabiri,her alanda slogan ruhunu eyleme geçirmek için çalışıp öğretmek gerekir ögrendiğini?tin kabirde rahat olsun?kim çizer yalova valisini yaşamak için düşünmemek gerekir kabiri ahmettin şu meşhur deyimi vardı o geldiğinde zaten sen gitmiş olacaksın

ahmak-ı hayal's picture

söylentilere göre toprak

0
points

söylentilere göre toprak altında zebanilerle aksiyon filmi çevrilecekmiş.

takiyyuddinzenbur's picture

kuran'da bahsedilmeyen ve

0
points

kuran'da bahsedilmeyen ve islamiyete yahudilikten geçen bir inanç. halk dindarlığında yaygındır.

jesannah's picture

Daha da fenasın can

0
points

Daha da fenasın can çekişmek, kabir azabından beterdir o anlar.

rewi's picture

www.alevisesi.com'dan

0
points
www.alevisesi.com'dan alıntılıyorum (uygun deÄŸilse silinebilir) [QUOTE=Mücahid][B]KABİR VE BERZAH ALEMİNDEN BİR RAPOR[/B] Emir'ul-Muminin Ali (a.s)'ın seçkin yarenlerinden olan EsbeÄŸ b. Nebate şöyle diyor: Selman, Hz. Ali (a.s)'ın Medain valisi idi, ben de sürekli onunla birlikte idim. Selman hastalanınca ben onun ziyaretine gittim. Ömrünün son günlerini yaşıyordu. Bana şöyle dedi: "Ey EsbeÄŸ! Resulullah (s.a.a) bana bildirmiÅŸtir ki, ölümüm yaklaÅŸtığında ölüler benimle konuÅŸacaktır. Birkaç kiÅŸiyle birlikte, ölümümün yetiÅŸip yetiÅŸmediÄŸini öğrenmem için beni bir tabuta bırakarak mezarlığa götürünüz." Selman'ın emrine itaat ettik, onu mezarlığa götürdük, kıbleye doÄŸru yere bıraktık. Selman yüksek bir sesle ölülere hitaben şöyle dedi: "Selam olsun size ey topraktan evde oturanlar, ey dünyaya gözlerini kapayanlar!" Bir cevap gelmedi, tekrar şöyle seslendi: "Selam size ey örtüleri toprak olanlar; selam size ey dünyadaki amelleriyle karşılaÅŸanlar; selam size ey kıyamet gününü bekleyenler! Allah ve Peygamber aÅŸkına, sizlerden biri benim cevabımı versin, ben Resulullah (s.a.a)'in kölesi Selman'ım! Peygamber (s.a.a) bana haber vermiÅŸtir ki, ölümüm yaklaÅŸtığında bir ölü benim cevabımı verecektir, ölümümün yaklaşıp yaklaÅŸmadığını öğrenmek istiyorum." Sonra Selman biraz sustu, aniden kabrin içerisinden şöyle bir ses geldi: "es-Selam-u aleyke ve rahmetullahi ve berekatuh. Ey bina ve fena ehli ve dünya iÅŸleriyle meÅŸgul olanlar! Sesini duyuyoruz ve cevap vermeye hazırız, Allah sana rahmet etsin, istediÄŸin ÅŸeyi sorabilirsin." Selman: "Ey ses sahibi! Sen cennet ehlinden misin yoksa cehennem ehlinden mi?" Ölü: "Ben, Allah'ın, kendisine bağış ve lütufta bulunduÄŸu ve rahmetiyle (Berzah) cennetine bıraktığı kimselerdenim." Selman: "Ey Allah'ın kulu! Ölümü bana tarif et; ölüm aÅŸamasını nasıl geçtin, ne gördün ve sana ne yaptılar?" Ölü: "Ey Selman! Allah'a andolsun ki, eÄŸer makasla doÄŸransaydım veya penseyle bedenimin etleri koparılmış olsaydı, benim için ölüm zorluÄŸundan daha kolay olurdu. Bil ki ben dünyada, Allah'ın lütfüyle hayır iÅŸler yapardım, farzları yerine getirirdim, Kur'an okurdum, anne ve babamın hizmetinde bulunmaya gayret gösterirdim, haramlardan sakınırdım, kimseye zulüm etmezdim, gece gündüz, sorgulanmak ve durdurulmaktan korktuÄŸum için helal rızk peÅŸinde koÅŸardım, en güzel ÅŸekilde mutluluk ve refah içerisinde yaşıyordum. Aniden hastalandım, birkaç gün geçtikten sonra ölüm yatağına düştüm, bu sırada büyük cüsseli ve korkunç simalı bir ÅŸahıs karşımda belirdi. Ne göğe yükselebiliyordum, ne de yere girebiliyordum. O, gözüme iÅŸaret etti kör oldum, kulağına iÅŸaret etti sağır oldum, dilime iÅŸaret etti lal (dilsiz) oldum. Artık bedenim ne görüyor, ne de duyuyordu. Bu esnada ailem ve dostlarım aÄŸlamaya baÅŸladılar, ölüm haberi her tarafa yayıldı. Bu sırada iki güzel simalı ÅŸahıs yanıma geldiler; biri sağımda, diÄŸeri ise solumda oturdular, bana selam verdikten sonra şöyle dediler: "Amel defterini getirmiÅŸiz, al oku! Biz, sürekli senin yanında bulunan ve amellerini yazan iki meleÄŸiz." İyi iÅŸlerimle ilgili defteri okuduÄŸumda güldüm ve çok sevindim. Bu defter Rakib'in elinde idi. Ama Atid'in elindeki günahlarımla ilgili defteri okuduÄŸumda, gördüğüm ÅŸeyler beni çok üzdü ve aÄŸlattı. Bu esnada o iki melek şöyle dediler: "Seni müjdeliyoruz, hayırla karşılaÅŸacaksın." Daha sonra ilk ÅŸahıs (Azrail) bana yaklaÅŸarak ruhumu çekip çıkardı. Bu esnada yapılan ve söylenen her ÅŸeyi görüp duyuyordum. Akrabaların aÄŸlaması ve çığlıkları ÅŸiddetlenince, ölüm meleÄŸi öfkeyle onlara bakarak şöyle dedi: "Ey cemaat! Neden aÄŸlıyorsunuz? Allah'a andolsun ki ben ona zulüm ve haksızlık yapmadım. O halde neden bağırıp çığlık atıyorsunuz? Hepimiz Allah katında eÅŸitiz. EÄŸer siz bizim hakkımızda, bizim sizin hakkınızda emrolunduÄŸunuz gibi emrolunmuÅŸ olsaydınız, bizim yaptığımız iÅŸi siz de yapacaktınız. Allah'a andolsun ki onun rızkı bitmedikçe ve süresi dolmadıkça biz onun canını almadık. O, Kerim olan Rabbine döndü; O da onun hakkında istediÄŸi hükmü verecektir. O her ÅŸeye kadirdir. Sabrederseniz mükafatlanırsınız, sabırsızlık yaparsanız günah iÅŸlemiÅŸ olursunuz. Ben çocuklarınızın, anne ve babalarınızın ruhlarını almak için size çok uÄŸrayacağım." Sonra benden vazgeçti, ama ruh onunla birlikte idi. Bu esnada onun yanına diÄŸer bir melek geldi, sonra ruhumu ondan alarak beni kendisiyle götürüp Rabbimin karşısına bıraktı. Rabbimin karşısında yer alınca, büyük-küçük her ÅŸey hakkında soru sordular; namaz, oruç, hac, Kur'an, zekat, sadakalar, geçirmiÅŸ olduÄŸum vakit ve günler, anne ve babaya itaat, haksız yere adam öldürmek, yetim malını yemek, geceleri ibadetle meÅŸgul olmak ve diÄŸer birçok ÅŸeylerden soru sordular. Daha sonra Allah'ın izniyle bir melek ruhumu yeryüzüne geri çevirdi. Bu sırada bir ÅŸahıs bedenimin yanına gelerek gusül vermek için elbiselerimi çıkardı ve beni yıkamaya baÅŸladı. Bu esnada ruhum şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu! Bu güçsüz bedene merhamet et, Allah'a andolsun ki kendisinden çıktığım bütün damarlar kopmuÅŸ, bütün organlar kırılmıştır." Allah'a andolsun ki, eÄŸer gusül veren ÅŸahıs bu sözü duysaydı, kesinlikle ölüye gusül vermezdi. Gusül ve kefenleme iÅŸlerinden sonra ailemi ve komÅŸuları benimle vedalaÅŸmaya çağırdılar, vedalaÅŸtıktan sonra beni bir tahtanın üzerine bıraktılar, ruhum bu esnada yüzümle kefenim arasında idi. Sonra bana cenaze namazı kıldılar. Namazdan sonra beni götürüp kabre bıraktılar. Derken büyük bir dehÅŸete kapıldım. Ey Selman! Bil ki kabre koyulunca adeta gökten yere düştüm. Üzerime toprak döktüler, Bu esnada ruh, dilime, kalbime ve kulağıma döndü. Mezarlıktan eve dönmek için seslendiklerinde, çok piÅŸman oldum, keÅŸke ben de dönenlerden olsaydım dedim. Bu esnada kabir tarafından birisi şöyle cevap verdi: "Bu, boÅŸ bir arzudur, kıyamet gününe kadar bir berzah vardır (artık dönüş mümkün deÄŸildir)." O cevap verene: "Sen kimsin?" diye sordum. Cevaben şöyle dedi: "Ben, münebbih (uyandırıcı) isminde bir meleÄŸim, Allah tarafından insanların yapmış oldukları bütün amelleri, ölümlerinden sonra onlara haber vermekle görevliyim." Sonra beni çekerek oturttu ve şöyle dedi: "Amellerini yaz." Dedim ki: "Ben onları sayamam." Melek: "Rabbinin ÅŸu sözünü duymamış mısın?: [B]"Allah, onları saymıştır; onlar ise onu unutmuÅŸlardır."[/B] ( Mücadele / 6) Sonra şöyle dedi: "Yaz, ben sana söyleyeceÄŸim." Dedim ki: "Kâğıt yoktur." Melek kefenimin bir köşesinden tutarak: "İşte kâğıt, yaz!" dedi. Dedim ki: "Kalem yoktur." Melek: "İşaret parmağın senin kalemindir" dedi. Dedim ki: "Mürekkebim yoktur." Melek: "AÄŸzının suyu mürekkeptir" dedi. Sonra o, dünyada yapmış olduÄŸum küçük ve büyük bütün amelleri bana yazdırdı… Daha sonra amel defterimi mühürleyerek dürdü ve boynuma astı. O kadar ağırdı ki sanki dünya daÄŸlarını boynuma bırakmışlardı. Nihayet Münebbih melek gitti ve çok korkunç olan Münker adında bir melek geldi. Bana: "Rabbin kimdir? Dinin nedir? Peygamberin kimdir? Ne inanç üzeresin? Dünyadaki sözün nedir?" diye sordu. Onun korkusundan dilim tutuldu, ÅŸaÅŸkınlığa uÄŸradım, ne diyeceÄŸimi bilemedim, korkudan vücudumdaki bütün organlar birbirinden ayrıldı. Derken Rabbimden taraf bir rahmet bana geldi, kalbimi sakinleÅŸtirdi, dilimi açtı. Bunun üzerine Münker'in cevabında şöyle dedim: "Ey Allah'ın kulu! Neden beni korkutuyorsun?! Ben bunların cevabını biliyorum. Ben tanıklık ediyorum ki Allah'tan baÅŸka bir ilah yoktur, Muhammed (s.a.a) O'nun elçisidir, Allah Rabbimdir, Muhammed (s.a.a) Peygamberimdir, İslam dinimdir, Kur'an kitabımdır, Ka'be kıblemdir, Ali imamımdır, müminler kardeÅŸimdir. Yine ÅŸehadet ederim ki Allah'tan baÅŸka ilah yoktur, o tektir, ortağı yoktur, Muhammed (s.a.a) O'nun kulu ve resulüdür. Bu benim sözüm ve inancımdır ve Rabbimi bu inanç üzere mülakat edeceÄŸim." Bu esnada "Münker" şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu ÅŸimdi seni esenlikle müjdeliyorum, şüphesiz kurtuldun." Bu sözlerden sonra benden ayrıldı. Bu esnada Nekir isminde diÄŸer bir melek geldi, korkunç bir ses çıkardı, ilk sesten daha korkunçtu. Parmaklar birbirine geçtiÄŸi gibi azalarım birbirine geçti. Sonra bana şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu! Åžimdi amelini bana getir." ÅžaÅŸkınlık içerisinde kaldım, nasıl cevap vereceÄŸimi düşünüyordum. Bu esnada Allah-u Teâla o korku ve dehÅŸeti benden giderdi, hüccetimi (delilimi) bana ilham etti, güzel yakin ve tevfik verdi. Derken onun cevabında da şöyle dedim: "Ey Allah'ın kulu! Bana karşı yumuÅŸak davran. Ben dünyadan ÅŸu inanç üzere ayrıldım: Ben, Allah'dan baÅŸka bir ilahın olmadığına, O'nun tek ve ortağının olmadığına ÅŸehadet ediyorum. Yine ÅŸehadet ediyorum ki, Muhammed (s.a.a) O'nun kulu ve elçisidir; Şüphesiz cennet haktır; cehennem haktır; sırat (köprü) haktır; mizan (terazi) haktır; hesap haktır; Münker ve Nekir'in sorgu ve suali haktır; öldükten sonra dirilmek haktır; cennet ve Allah'ın vaat ettiÄŸi ondaki nimetler haktır; ateÅŸ ve Allah'ın kendisiyle korkuttuÄŸu ondaki azap haktır; kıyamet gelecektir, onda bir şüphe yoktur; şüphesiz Allah-u Teâla kabirde olanları diriltecektir." Nekir sonra şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu! Daimi olan nimet ve sürekli olan bir hayırla seni müjdeliyorum." Daha sonra o beni saÄŸ kolum üzerine yatırtarak şöyle dedi: "Gelinin yattığı gibi (rahat) yat." Daha sonra o (Münker melek), benim için başımın yanından cennete, ayak tarafından da cehenneme bir kapı açtı. Sonra şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulu! Kendisine doÄŸru gideceÄŸin cennet ve nimetlerine ve de kendisinden kurtulduÄŸun yakıp kavurucu cehennem ateÅŸine bir bak." Daha sonra ayak tarafından açılmış olan kapıyı kapattı ama baÅŸ tarafından cennete açılmış olan kapı öylece açık kaldı. Cennetin ravh ve nimetinden bana getirdi, kabrimi göz alabildiÄŸi kadar geniÅŸletti ve sonra benden ayrıldı. İşte bu benim durumum, sözüm ve karşılaÅŸtığın ÅŸeylerdi. Ben, Allah'tan baÅŸka bir ilahın olmadığına, O'nun tek ve ortaksız olduÄŸuna, Muhammed (s.a.a)'in O'nun kulu ve elçisi olduÄŸuna ÅŸehadet ediyorum. Ey benden soru soran! Seni sorgulayacak olan meleklerin sorgu suali korkusundan ve dehÅŸetinden dolayı sürekli Allah'ı göz önünde bulundur." EsbeÄŸ sözünün devamında şöyle diyor: "Bu esnada, konuÅŸan ölünün sesi kesildi. Selman şöyle dedi: "Allah size merhamet etsin beni yere bırakın." Selman'ı yere bıraktığımızda: "Beni bir ÅŸeye dayayın" dedi. Onu dayadığımızda göğe bakarak şöyle dedi: "Ey her ÅŸeyin varlığı elinde bulunan ve kendisine dönülecek olan! Sana iman ettim, Peygamberine tabi oldum, kitabını tasdik ettim ve vaat ettiÄŸin bana geldi; beni kendi rahmetine götür ve keramet evine yerleÅŸtir. Ben ÅŸehadet ediyorum ki Allah'tan baÅŸka ilah yoktur; O tektir ve ortağı yoktur. Yine ÅŸehadet ediyorum ki Muhammed (s.a.a) Allah'ın kulu ve elçisidir." Selman'ın ÅŸehadeteyni kamil olduÄŸunda, ölümü yetiÅŸti ve canını Allah'a teslim etti.." (Bihar, c. 22, s. 374) [/QUOTE]
rewi's picture

en sevmediğiniz hayvanın

0
points
en sevmediğiniz hayvanın (mesela kırkayak) gelip gözünüzü yemeye başlamasıyla gelişen süreçte diğer hayvanatın etiniz üzerinde kavgaya tutuşması gibi birşeydir herhalde. bir mezarlık faresi görmüştüm, abartmıyorum, ortalama bir kediden daha büyüktü, "insan etini çok seviyorlar"mış bunlar. üstelik üstünüz başınız toprak içinde. oranıza buranıza hayvanlar giriyor.
  • bildiÄŸin mezar iÅŸte, ama sanki kulaÄŸa daha sevimli geliyor.

    (bkz. ölürsem kabrime gelme istemem)

  • dünden beri kanım çekilmiÅŸ gibi. daha önce bu fotoÄŸrafı görmemiÅŸtim. kendime hem kızdım hem küfrettim. dünden beri salak gibiyim.

  • çocukken kuÅŸları sapanla vururduk.. ilk niÅŸan alma deneyimim budur. zavallının eti ne budu ne halbuki. ama eti az ve güzel olurdu. bir lokma. belki az olduÄŸu için güzel gelirdi.