kant kulübü

jesannah's picture
1-Bir grup ki Kant Klübüdür

Bir grup ki Kant Klübüdür bu, olasılık değerlendirmesiyle insanların yaşamını değiştirmeye çabalarlar. Farklı kararlar almalarını dolaylı yollardan sağlamak ki bunun amacı dünyayı daha iyi bir yer haline getirmektir. Kitabın en enteresan yönü aynı ekip kötü karakter olarak çıksaydı karşıma ondan kolayca nefret edecektim. İnsan yaşamına müdahale eden bir grup ukala. Zürafaları lekeleme komisyonu ise tam aksine özgürlükleri savunan(özgür karar) bir ekipken kitap boyunca kaybetmelerini istedim ki bu da kitaba kolayca insanın kendini kaptırabildiğini gösterir. İlginçtir velhasıl yormayan germeyen bir kitaptır. Havuz başı romanlardan diyemesek de okunması çok da zorlamaz.

stupid girl's picture
2-(bkz. ruhu bozuk)

(bkz. ruhu bozuk)

kötüadam's picture
3-tükenen cem akkaş kitabı.

tükenen cem akkaş kitabı. 2004'te yayınlanmış
yazarla röportaj yapmışlar bakalım neymiş;

Cem Akaş, 'Olgunluk Çağı Üçlemesi'nden bu yana sürdürdüğü sessizliğini -vefalı okuyucularının hiç de beklemediği- bir ilkgençlik romanı ile bozdu. 'Kant Kulübü' adını taşıyan kitap, iki gencin katıldıkları gizli örgütte aldıkları görev üzerine yaşadıklarını anlatıyor. Görevleri, Aklan adlı gencin konservatuvar sınavını kazanmasına engel olmak olan ikili, roman boyunca insan hayatına yaptıkları müdahaleyi de sorguluyor. "Kitabı alan gençler belki Kant'ı merak ederler ama 16-17 yaş bunun için biraz geç mi yoksa" dediğimde, bunun fazla iyimser bir yaklaşım olduğunu söyleyen Akaş'la, devam eder diye kapıları açık bırakarak bitirdiği ilk 'ilkgençlik' romanı üzerine konuştuk...
Bir ilkgençlik romanı yazma fikri nasıl oluştu?
Aslında ben başka bir şey yazıyordum, akademik olacak bir roman üzerinde çalışıyordum. O bir yerde tıkandı. Onunla uğraşırken daha hafif bir şeyler yapmak istedim ve bu kitabın temelini oluşturan fikir geldi aklıma. Biraz onunla oyalanmaya başladım. Baktım bana iyi geliyor, kalemimi açıyor. Daha önce yazdığım 'Olgunluk Çağı Üçlemesi'nin bugünkü yansıması olabilecek başka bir örgüt düzeni kurayım, bir şekilde üçlemeye bağlanabilecek ona eklemlenebilecek bir macerası olsun ve o bütünde yarattığım şeyleri buraya biraz hafifleterek alabileyim istedim ve ortaya 'Kant Kulübü' çıktı. O kadar da hoşuma gitti ki, bir kere çok hızlı yazdım kitabı, iki hafta gibi bir zamanda. Yine herhangi başka bir şey yaparken tıkanırsam ikinci, üçüncü bölümünü yazmak isteyebileceğim bir kitap oldu. Sonuçta eğlenmek için yazdım ve çok da eğlendim.
Bir röportajınızda yazarken okuru düşünmediğinizden bahsetmişsiniz. Oysa ilkgençlik romanı yazmak bu söylediğinizle ters düşüyor. Hatta çoğu zaman gençlik romanları gençler böyle bir şey okunsa kaygısıyla kaleme alınıyor...
Bu kendini sınamakla ilgili bir şey. Benim kimi çok iyi okuyan, kimi daha az okuyan, kimi yazan bir sürü arkadaşımla böyle bir sohbetim olmuştu. Niye hep aynı türden şeyler yazılıyor; niye hep okunması zor şeyler yazılıyor diye ki, ben buna hiçbir zaman katılmadım, okunması zor olan şeyler yazdığıma hiç bir zaman inanmadım. Belli bir edebiyat beğenisi ve birikimi olan okurların daha fazla haz alabileceği şeyler yazdığımı düşündüm. Ama bir aşamada böyle bir şey de denemek istedim. Belki okur kitlesi olarak daha farklı birilerine çekici gelecek bir şeyler yazarım fikri kafamda vardı. Hem benim rahat yazabileceğim hem de eğlenceli bir şey olsun istedim. Kendi okurum diye tanımlayabileceğim edebiyat okurunun dışında belki daha sonra o hâle gelebilecek birilerine sıçrama taşı oluşturacak bir kitap ortaya koyabilir miyim, sırf eğlence olsun diye bir şey yapabiliyor muyum? Tabii çok sayıda insan okuyacak mı okumayacak mı onu henüz bilmiyorum...
Eski okurlarınızın bazıları gençlik romanı yazmanızı yadırgadı belki. Ama diğer yandan bu yolla farklı bir kitleye de ulaşma imkanınız oldu. Sizi daha önce okumayanlar ya da okuyamayanlar mı desek sizi bu kitapla tanıyabilirler mi?
Bunu bilmiyoruz şu aşamada. Kitabı kim okuyacak, genç olmayan okuyucularım okuduğunda ne düşünecek... Benim internet siteme ve ekşi sözlüğe yazanlardan anladığım kadarıyla benim okuyucum dediğim insanlar ikiye ayrılmaya başlamışlar. Bir kısmı çok kızmış; Cem Bey'den hiç böyle bir şey beklemezdik ya da bu kadar yıl bekledik çıka çıka bu mu çıkacaktı gibi... Ama bir kanaldan da ne güzel diğer kitaplara göndermelerle ek bir kitap olarak da algılayabileceğimiz bir roman, neden olmasın ki diyenler de var. Açıkçası bundan fazlasını da beklemiyorum. Sonuçta ben bu kitabı diğer yazdığım şeylerden farklı tutmaya çalıştım. Kapağıyla olsun, bir ilkgençlik macerası lafıyla olsun. Okuyucu bunu benim sunum olarak da içerik olarak da diğer kitaplarımdan çok farklı bir yerde konumlandırdığımı bilerek yaklaşsın istedim. Sonra bu bana yeni okuyucu kitlesi kazandırır mı, bu yeni kitle benim başka kitaplarımı okur mu, eski okuyucu kitlemden birileri çok sinirlenip beni okumayı bırakır mı bilemem. Ama böyle riskler her zaman vardır.
Roman daha çok film gibi ilerliyor. Karakterlerinizin iç dünyalarına hiç girmemişsiniz mesela...
Bu benim daha sonradan kendi yazma pratiğimle ilgili farkettiğim şeylerden bir tanesi. İlk romanım 'Yedi'de bilinçli olarak böyle yapmıştım. Kimsenin içine girmeden, dışarıdan bakarak anlayabileceğim şeyleri yansıtayım diye bir kısıt koymuştum kendime. Zaten filmde de bunu yapabilirsiniz en fazla. O zaman da küçük mimiklere, bir cümlenin kuruluşunda ufacık bir kelimenin yer değiştirmesine çok daha fazla dikkat ediyorsunuz. Onlardan sürekli işaretler almaya çalışıyorsunuz. Bu kendi içinde eğlenceli bir şey, yani dışarıdan gözlemlenebildiği kadarıyla anlamaya çalışmak. Burada da öyle oldu aslında. Bir defa kitap çok hızlı hareket ettiği için, fazla içlerine girme fırsatım olmadı karakterlerin. Sürekli bir yerden bir yere koşturmak zorunda oldular. Ama galiba tüm bu kurgusal kısıtların da ötesinde ben karakterlerimle biraz mesafeli bir ilişki kurmayı yeğliyorum yani biraz daha soğuk yaklaşıyorum. Bana senin yüzünden biz de okuyucu olarak onlarla mesafeli kalıyoruz diyorlar. Bu yazarlıktan öte kendimle ilgili bir problem olabilir.
Su ve Kerim'in gizli görevleri Aklan'ın konservatuvar sınavını kazanmasını engellemek. Roman boyunca görevlerini yerine getirmeye çalışırken yaptıklarının doğru olup olmadığını da sorguluyorlar, çünkü insan hayatına müdahale ediyorlar...
Gençlik ve çocuk kitaplarıyla ilgili bildiğimiz basma kalıp şeyler var. Mesela karakterler çok net çizilmiş olmalı, iyi ve kötü çok net bir şekilde ayrıştırılmış olmalı, okuyucu neyin doğru neyin yanlış olduğunu çok iyi farketmeli ve hangi tarafı seçeceği konusunda bir ikilem içerisinde kalmamalı. Bu bana çok yavan geliyor. Ne hayat böyle ne de edebiyat böyle olmak zorunda. Dolayısıyla her şeyi bu kadar net ayrıştırmamaya bu kadar siyah beyaz yapmamaya çalıştığınızda okuyucu çıtasını biraz yükseltiyorsunuz. Öteki türlüsünü algılayabilecek okuyucu kitlesi çok daha geniş. İşin içine belirsizliği kattığınız zaman birden bundan tat alabilecek insan sayısı da azalıyor. Eğer kitabın devamını yazarsam ben bu ikilemi sürdürmeyi düşünüyorum. Çünkü aslında net bir cevabı yok. Sonuçta bir insanın hayatına müdahale etme hakkından bahsediyoruz. Hepimiz bir şekilde bu pratiğin içerisindeyiz. Hükümetler, koca koca insan topluluklarının hayatlarına müdahale ediyorlar. Böyle bir hak var mı; ulaştığımız sonuç yaptığımız şeyleri ne kadar haklı gösterebilir? Kant nitekim doğrudan bunun üzerine çok üretmiş bir adam. Dolayısıyla bu ikilemi çözmeyi düşünmüyorum, dört ciltte yazsam sonunda belki yine çözmeyeceğim.
Kulüpte tarihin sürekli yeniden yazımından bahsediliyor. Bu diğer kitaplarınızda da olan bir şey. Bir konunun eğitimini alanlar kalıplarına daha çok bağımlı kalanlardır genellikle. Siz eğitimini aldığınız tarih konusunda kendinizi nasıl bu kadar serbest bırakabildiniz?
Zor bir soru aslında. Bir yandan ben kendimi tarihçi olarak görmem, tarih eğitimini çok son bir aşamada doktora düzeyinde aldım. Ama hocalarımla hep bu konuda takıştık. Tez aşamasında bile tartıştım çünkü baktığım konuya aslında bir tarihçi gibi bakamadım. Siyasetbilim eğitimim daha belirleyici bence bu konuda. Yani bir toplumun nasıl kurulduğu ve nasıl değiştirilebildiği gibi şeyler bana daha kafa karıştırıcı geliyor. Geçmişte olan bir şeyin şimdiden bakıldığında nasıl kurgulanacağı kendi içerisinde bence çok ilginç bir soru ama beni en çok ilgilendiren soru değil. Bir hikâyeci olarak ya da kurgu yapan bir kişi olarak beni zaten ilgilendiren bir şey bu. Tarihçi olmamı gerektirecek ya da tarihçi olduğumda bana çok fazla ek kazandıracak bir şey değil. Dolayısıyla zaman aralıklarına, dönemsel şeylere ya da tekil insanlara değil de daha büyük insan topluluklarına baktığımda beni hep daha çok ilgilendiren; onların hikâyesinin nasıl yazılacağından ziyade ya da gerçekte ne olmuştan ziyade onların değişimi, onların kendi içerisindeki dinamikleri ve o dinamiklerin bir sonraki aşamaya nasıl yol açtığı. Bir tür süreç analizi. Belki biraz mühendislikten de kaynaklanan bir şey. Bence bunlar daha belirleyici oldu...
# KANT KULÜBÜ, Cem Akaş, Alkım Yayınevi, 2004, 184 sayfa, 8 milyon 800 bin lira.

stupid girl's picture
4-(bkz. cem akas)

(bkz. cem akas)

görüntülenen son 5 başlık