Kullanıcı girişi

alfabetik liste: # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

kirmizi kahverengi defter



nilgün'ün hediye etmem yüzünden bende olmayan kitabı...


11 entry --

admin kullanıcısının resmi
 #

(bkz. kırmızı kahverengi defter'in fotokopisine kavuşmak)
sakız için bir tane çoğalttırayım bari.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

aslında düşünüyorum da korsan sözlük okurları için buraya aktarsak sayfa sayfa.
ama o zaman da tadı kalmaz değil mi...

 
mayhemproject kullanıcısının resmi
 #

benim aklımda en çok kalan dizesidir şu aşağıdaki:

kağan:
'hayat yine de üzülmeye değer! '
nilgün:
'hayatın neresinden dönülse kardır! '

 
mayhemproject kullanıcısının resmi
 #

'Azımsanamayacak kadar ölmüsüm / Azımsanamayacak denli ölüyüm... Geliyorlar, bu evde dogan yeni bir ölümü görmeye; kosarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek... Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostlarının yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını geliyorlar. Ölüm sessizligi, toz ve küf kokan evden ayrıldıktan sonra seviniyorlar canlıyız diye.'

 
bay muannit sahtegi kullanıcısının resmi
 #

pathetique ya da korkunç hüzünlü. acınacak bir şey yoktu, kendisi bunu biliyordu! bizzat kendisi...

 
jesannah kullanıcısının resmi
 #

arayıp da bulamadığım nadir kitaplardan sahaflarda yok, baskısı yok telepatiyle okumamızı bekliyorlar bu kitabı zahir.

 
lâl kullanıcısının resmi
 #

kitaptan pasaj vermesem de şöyle 1 kilo haşhaş versem! Zelda hanım'ın ölümcül renkleri. Nilgün Marmara'nın kayıp atlası. yahu yazmayın böyle delirium tarzı kitaplar; insanı iç kanamadan götürecek kadar. yani ne güzel yaşıyorduk işte.yazmasaydın olmaz mıydı be güzel kız?!

 
jesannah kullanıcısının resmi
 #

Baskısı inatla yapılmayan kitap.

 
admin kullanıcısının resmi
 #

KIRMIZI KAHVERENGİ DEFTER
''öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna''

Uçuk bir başlangıç. Nilgün'ü yolda okumaya karar verdim.Okuldan çıkıp ağır aksak otobüse bindiğim gibi başladım kitaba. Sadece fotoğrafından ve birkaç şiirinden tanıdığım N. Marmara ilginç hayat sonlanışı ile bende iz bırakmıştı. İmgenin durağı olan şiirleri, üstün bir felsefenin ürünüymüşçesine karmaşık ve akışkandılar benim için ve birkaç mısrası dilime dolanmıştı. Ama beni etkileyen o delice fotoğraf idi. Pencereye yüzünü dayamış bir deli-dahi gibi duruyordu. Bu bir anlık hali çılgın ve vakurdu, gözlerini seçemeyişim daha da anlamlandırıyordu duruşunu. Bu iyi birşey. İnsan yüzünü bir bütün olarak kavramanın ana koşuludur çünkü gözsüzlük. Göz ayrı bir anlam, ayrı bir biçemdir. Cemal Süreya bu yüzden göz'e gözistan demiştir sanırım. Yüz ve göz... İki ayrı duyarga. Gözler dünyaya ait, bu yüzden hep melekleri gözsüz olarak düşünürüm. Parlak bir yuvarlaklıktır onlara dair hayal ettiğim. Nilgün'ün bu fotoğrafına bir türlü doyamıyorum. Gri bir duruş içinde yorgun. Karmakarışık saçlar. Özentisiz bir kaban. Jilet gibi duran pencere çubukları. Gövdenin baştan ayrılması ne büyük tesadüf... Gövde dünyaya ait. Baş ise tanrıya. Yani gökyüzüne... çamur ver ruh savaşımı...

Ece Ayhan'ın yakın dostu Nilgün Marmara. Ece bir sonsöz yazmış kitabının başına. Üç Kez Nilgün Marmara demiş. Herhalde; dünya, şiir, kadın ekseninde bir üç veya korku, karanlık, histeri bağlamında bir üç. Nilgün'ün dünyasındaki o manevi boşluk bana bunu ve benzeri türevleri çağrıştırıyor. Bir de cennetini kaybetmenin bilinci; üzüntüsü, hala yaşıyor olmanın tiksintisi... Nilgün'ü bu denli sevişimin sebebi, onun ''hayatın neresinden dönülürse kardır'' düşüncesi mi yoksa delirme paydası mı? Bilmiyorum. Kadın bir yazara tutkum olmadı benim. Kadına tutkum var elbet ama yazar olabileceklerini düşünmedim hiç. Wirginia Woluf'u severdim; fakat onu da sınırlı derecede sevdim hep. Türkiye'den kadın yazar çıkmaz yargısını bu denli dogmalaştırmış olmamın sebebini açıklayamıyorum. Benimkisi bir his... Sonra Nilgün'ü tanıyınca bu düşüncemden sıyrıldım. Çünkü Nilgün düşünce arafında tam da olması gereken yerde duruyordu. Farklı koaslarımız, farklı sancılarımız yoktu Nilgünle. Gecenin, düşün, sessizliğin istemi vardı onda. Ölüm kokusu, gül kokusu, krizantemler karşısında bağırsaklarında kurtçuklar üreten yeryüzü... Aşkın teğet geçmesi, olasılık, kuantum ve sonsuzda varolurken yokoluş düşüncesi... Hepsini yaşadım, Nilgün de yaşadı. Yadsınacak hiçbir acısı yoktu Nilgün'ün, ölümle evli bir yaşamın mirasçısı olmak duygusuydu bu. Kendinde kendine yer arayış... arayış, arayış, arayış... Fareleri var Nilgün'ün gecelere tıkırtı olan, benimse karafatmalarım...

Acı ile başladı Nilgün, kaosla devam etti ve ölümle bitirdi kitabı... Uzadıkça içine gömüldüğümüzü farkettim anlaşılmazlığın. Otobüsten indim. Kitabı yarılamış bir vaziyette. Eve vardım. Teğet geçmiş bir heyecanın kasırgasını bırakan kitap ve sevgili arakadışımın yaşamla uğraşıyorum tümcesi. İstanbul'un kabarık yüzünü sevmiyor arkadaşım.Aslında ona bu kitabı vermeliyim. yaşamla uğraşmayı bırakıp ölümle uğraşsın için. Arkadaşımı düşünüyorum da tıpkı Nilgün gibi sessizliği özlemiş bir halde... Gözlerimi kapadım. Uykum yok. Beni aşk mı tutuyor yoksa. Erken. Henüz erken. Nilgün'e devam etmeliyim. Tekrar okumak için evden çıktım, yine iett sefasında başladım imgesel gözlemleyiş tanıklığına. Ümraniye'de otobüsten inerken çiseleyen yağmur ve yüzümün kaskatılığı... Bir telefon külubesine sığındım.Orada okumaya devam ettim. Soluk almadan okumayı özlemiştim doğrusu. Sanırım böyle okuma kulubelerine ihtiyacı var İstanbul'un. Böyle külubeler oluşturulursa duraklarda zamanın boşa gitmesi engellenmiş olur.Kitap rüzgarla içiçe geçmiş dans ediyordu etrafımda. Uçuşan bir ölüm paydasında İngread Beachman tutkusuna tanık oldum Nilgün'ün; ama ölüm tutkusu ağır basıyor Nilgün'de, her sayfada bir başka ölüm manifestosuna şahit bırakıyor insanı. Ölüm ve kombinasyonları. Çaprazlama, dikey ve yatay. Matematiksel bir ölüm, cesetler arasından sahici bir haykırış gibi. ''can üşümede'' diyor Nilgün. Ürpertiyor bu kaçış hikayesi: kendinden kaçıp kendini bulamamanın burukluğu. Kendine tutulmuş bir yol gibi bu kitap: Tutunamayan. Oğuz Atay, Tutunamayanlar kitabıyla bir neslin tükenişi oldu sanırım. Atay'ı suçlamalıyız. Bağışlanmayacak bir günahı işler gibi yazdı Selim Işık'ı, Turgut Özben'i.. Umudu arıyordu belki; ama bir çok kişiyi ve kendisini boğdu bu arayışta. Atay, Nilgün'ü de vurdu. Şöyle diyor kitabın bir yerinde ''Oğuz Atay içburkukluğu bırakıyor insanda''...

Anı da bir başka gözükür Nilgün'e. Andan sıkıldıkça kaçıp tutunduğu dal gibi. Ne tuhaf ki ben anı ile ilgili yazdıklarını okurken bir serenat gibi Betül'ün penceresi önünden geçiyordum. Rastlantı veya tevafuk. Her ne ise. Bağışlanmayacak bir şekilde anıya sığındım. Şöyle diyor Nilgün, diyecekken; okuduğum yeri kaybettim, bir türlü bulamadım...

Şiir işte içinden çıkılmaz labirent. ''şiir dairesel bir labirentte yeşil merkezden dağılan, ana yolları kesen kısa keçi yolları açmaktır, üzerinden kurtlar da aşırır tilkiler de...'' derken imge açıktır Nilgüne. Çünkü imge delirme tahtası üzerinde oynaşan at nallarıdır ve şair tahtanın kendisi. Olumlulanamayan, olumsuzlanamayan bir şekilsel bütünlük. Nilgün bütün varlığıyla imge dünyasında raksederken vahiy gibi inen harfleri toparlar şiirde, bundandır onu kıskanmayışım, önemseyişim bundan. Char'ı, Rimbaud'u Rilke'yi Kafka'yı önemsemesini de kıskanmıyorum. Olağan bir olağansızlık halidir bu ismini zikrettiğim şiir cesetleri: ölümleri rafa kaldırılmış... Tek sancım, nevrozlu sözcükler: EY HAYAT OLUMLULANAMAYAN.

Kırmızı Kahverengi Defter biterken, ağır bir yük yüklenmiş gibi yorgun kaleme sarıldım. Resim ve beraberinde getirdikleri. Dahilik sınırında delilikle halleşmek için...

 
admin kullanıcısının resmi
 #

26 nisan pazar gecesi anne-baba evindeki televizyonda gördüğüm yeşil ışınla ve babamın "bu ülkede gerçek deli bile yoktur, hepsi sahtekardır" demesiyle başladı. 25 nisan cumartesi gecesiyse e.... derin korkusu ve suçluluğuyla bana saldırdığında aldığım derin yara, 26 nisan pazar günü ben tarafından düşünüldü ve herşey bir bir açıklığa kavuştu.ben bir tehdidim onlar için çünkü bir varlığım, cinssiz bir bebek, rolünü bulamamış, iyi ezberleyememiş bir hayvan, her yöne savrulabilir, dağılabilir bir atom... bu atomik kuvvetten korkuyorlar, enerjisinden, çekirdek enerjiden, çünkü onlar potansiyeli ekonomik...

(sf. 102, editörün notuna göre yazı burada kesilmiş.)

 
admin kullanıcısının resmi
 #

piyasada baskısı olmadığından elinde kitap olanların buraya bölüm bölüm geçmesi bizi sevindirecektir.

 

ayşe teyze oto ara