admin'in kendini beceren kafasına rest çektiği günlüğü.
| |
||
kafamız dolu |
||
|
|
tam şu anda 7 yazar ve 16 ziyaretçi online
|
| Copyright © kafamız dolu Powered by korsan sozluk Designed by Admin |
# bu sözlük bir "korsan kemalizm™" kuruluşudur. 18 yaş altındakilerin sitede dolaşması entry okuması ve başlık eklemesi sağlık açısından sakıncalıdır. yok ben 17 yaş üstüyüm diye bizi kandırırsanız bu sizin bileceğiniz iş. annenize babanıza ve de velilerinize durumu izah ederiz. yazarlara telif hakkı verilmemektedir. yazarların entry hakkı atılana kadardır. atıldıkları andan itibaren yazdıkları kamu malı sayılıp tmsf'ye devredilecektir. sitede verilen bilgiler gerçek değil matrixtir bu yüzden "abi ben ödevde kullandım hoca sıfır verdi" "verdiğiniz ilaç bilgisi yanlıştı, kör oldum." "dini site linki diye tıkladığım web sitesi erotik hikaye sitesi çıktı" gibi sorunlarda hiçbir sorumluluk almıyoruz. yok "ben sıfırı göze aldım", "boşver abi, kör olayım.", "yahu ne olacak siz link verdiniz, biz de kapatma tuşunu biliyoruz evelallah" derseniz lütfen kaynak belirtiniz. ayrıca TCK'ya aykırı maddelerden tırstığımızdan hemen yayından kaldırıp "görmedim, biri bişi mi yazdı." deyip yalan da söyleyebiliriz. * ayrıca bu sitede alıntı çalıntı bilgiler de çoktur. genellikle telifsiz yerlerden alıntılar ve çalıntılara müsade edilmektedir. rahatsız olduğunuz entry ve başlıklar için lütfen korsansozlukcu@gmail.com mailini kullanarak yönetimle temasa geçiniz. herkese iyi uçuşlar ... # |
|---|
1-Tekrara Düş yumuşacık
Tekrara Düş
yumuşacık sokaktan geçiyordu kediler
hayır böyle değil
eksik bir şeyle başlamalı gün
benjamin'den, ki onu amcamoğlu gibi severim,
pasajlar okuyan dudaklarım olmalı
ya da hiç gitmediğim bir sokağa açılmalı kapılar
bunu çok isterim, bir fakirlik arafesinde
üç kere tekrarladım: seni sevmeyi çok isterim,
"zolf bar baad"
kıskançlık doğuran karnında - bir lades biçimiyle durmadan hatırladığım
herşeyi koklayarak yaşayan birinin kendi kokusunu anlamasındaki yıkım
işte böyledir seni özlemem,
90 derecenin hüznü vardır, oysa ki patikalarıyla çok eksik bir zamandan
çok kavisli biçimler yüklenmiştim. bu biraz yalnızlıktır
bu biraz... eskiyen ne varsa toplayıp geliyorum
ört üstünü sevgilim, şeffaf yanları varsa noksanlığın
iyi bir şarkı dillendir, iyi çocuklar doğur bana
iyi anneler ol. tekrara düş mesela, çok tekrara beni severken
dişlerimi sıkmasam bu cehenneme nasıl katlanırım
senin çok güzel gelişin, hadi onarılmış avlulara çıkalım
fransız bir aksanla
bar köşelerinde esmer tenli adamların söylediği blues
kadınların hiç uğramadığı bir erkek evinde - buraya bir şerh düşelim
çağ ve öteki çağlar hep bir biçim bellemiştir kendine
çünkü esnafların ve fahişelerin olduğu bir yerdeydik
çünkü esmer adamların yakıldığı, doğuda çok gördüm
güneş bile yakmak için doğmuştu sanki
yanık yüzlerimiz vardı, yanık yüzlerimizi kim örter
yarım kalmış kadınlar, onca resme ağuyla bakan ressamlar
ve uzatılmış saçlarında durmadan bir şarap tadı bırakanlar
hepsinde dünün izleri vardır
kesiyoruz saçlarımızı -bundandır fransız aksanla çok eskiyiz
nerede tenha bir sokak görsek öpüşmüştük halbuki -
nerede bir şarkı duysak dinlemiştik-
içe çökerek, çoğalarak dinlemiştik, bu kelimeyi çok sevdim : çoğalalım
büyütmek diyecektim, çocukları ve şiirleri
kızımın hatırı diyecektim, elimi açınca çok ihtiyardım.
ben artık nasıl hüzünsüz bakarım?
yüklü katırların sarhoş eylendiği bir dağ yamacında
bir kaçağın bir kaçağa sorduğu çay bardakları
gece çekilince üstüne silahlar kuşanan
gündüz bütün demirler saklıdır, gündüz bütün güller saklıdır
bir tül perde aralığından yola bakan ve devşirme paşalardan kaçan
kalbin örtüsünü üzerine çekmiş
bir leyla qasımlo, boynuna dolanan her ip evliliğimiz
yoldan çıktım sarhoşum
gel toparla içimdeki imanı
gel tekrara düş, çok tekrara beni severken
2-Burnum konuda tam koku
Burnum konuda tam koku almasa da giderek İkinci Yeni kokusu mu alıyorum şiirlerde?
3-ben gelir gelmez bütün
ben gelir gelmez bütün olanların dışında seni gördüm
kadınlar, adamlar, adamlar kadınlar herkes vardı seni gördüm
bir havuz vardı, sularında yosunlar geziniyordu
ben bunu senin olmamış biçimlerine benzettim,
o zaman yüzüm birden sana döndü, ellerim sana
onlar gitti sen kaldın ben bu kalmalarını sevdim çarpıştık
4-bu fransızları seviyorum
bu fransızları seviyorum yahu.
"tıpkı güzelliğin gibi bahar kokuyor iyiliğin"
paul eluard
5-müthiş sıkılıyorum.
müthiş sıkılıyorum. öyle ki artık sıkılmak da anlamını yitiriyor. yeni güne inanmıyorum mesela. yeni doğacak çocuğa bile inancım yok. inandığım sanırım melodisi ve tadı kaçmış bir uyku. ve bazen şarkılar. tınılar bazen.
"gitmeli insan bazen. bazen insan gitmeli. insan bazen gitmeli. "
insan dedim de sahiden hangi önsezisel duyumsayla dedim bunu.
şimdi sanılacaktır medet umuyorum geceden. gecenin üçünden. hayır. sadece sıkılıyorum. sıkıntımı boşluğa fırlatıyorum. boşluk burası.
ey kurtarıcı beni kurtarma sakın.
ha bir de şu "gidecek bir yer yok"
6-Bazuka bozarız bulunca bir
Bazuka
bozarız
bulunca bir güzellik
yarım dille ya da bilmediğimiz melodilerle
kadını ateşe veririz, lut kavmi kurtulmaz taş olmaktan
bozarız
yoksaydığımız bir dille
ve bozunca nedense
kalbimiz küflenir, piç olur tüm küfürler
çünkü benzer dil yontulmuş bir ağaca
kurtlanan kalp
insanız bozarız kalbi,
bir tank gibi geliyorken üstümüze her şey
depreşen göbek adımız: bazuka
şenlenin ölünün yıkım saatinde
yıkanacak ne varsa nehre bırakılmış
ademe bırakılmış mesela evva
iki kaburga işte bu kadar küçük
şeytanın başlattığı bir oyundan
"eski hayat" yeni tiradları "yoksaymalar"ın
yarım dilli ve deli bir dönemeçte
çok konuşsak kimlik sorulur
şimdi acının sırası değil kimliğini göster
"madem esmersin suçlusun" şimdi kimliğini göster
haydi durma kimliğini göster
"vallahi ben aşık oldum komiser bey"
vapurdan indim. herkes indi ben de indim
vapur selamsız bir şeye doğru ilerledi ben de indim
inmek dedimse ülkemi geride bırakmıştım
ülkem işte o güzelim yeşilleri gözlerin
işte o merhaba alınların işte o bozmamak için
dudaklarımı parçaladığım alınların
şimdi duymanın sırası değil kimliğini göster
şimdi kimliğini göster
haydi durma göster "madem yürüyorsun suçlusun"
"vallahi sevgilimden dönüyordum komiser bey"
mesela ölüyorum her gün eskimekten
iki harf değiştirince eksilmekten
tufandan önce, kalpten sonra dönmekten
ucu açık soruların kimliğimi gösterdim
binlerce şey geçti beni durdurdunuz
"vallahi sevgilimden dönüyordum dudaklarıma bakın isterseniz"
iyi uykular içinde gözlerim
"bilirsiniz iyi uykular aşktır komiser bey"
bozarız kendimizi
bir bütün olunca kimliğimiz olur bozarız
gülünce böyleyiz , ağlayınca kimsesiziz her dönemeçte
pekala gerdeğe girince bir şair her gece alfabeyle
pekala seyredermiş dogmalarını insanlığın
ıtır ve yasemin kokuludur düşleri çocukların
her gün bir anne toplar kırlardan
her gece bir baba bırakır odalara
bozarız düşleri
sevdadan kuyuları
kudurtur güzelliği her şeylerin
haydi sus kimliğini göster
durma kimliğini göster
"vallahi sevgilim kendini öptürmekten vazgeçmiyor komiser bey"
7-papel de plata - inti
papel de plata - inti illimani eşliğinde ve galiba gereğinden fazla mutsuz.
akşam oldu sonra
"uykunun en gelmez yerinde - uykusuzluğun en uzak yerinde."
gün'e ve kalbe başlamış olmanın * işte burada kendine şaşırıyor şah. çünkü başlamanın unutamamak gibi bir sancısı vardır. bir şeyin artık hafızaya yerleşilmiş, görülmüş, öğrenilmiş olması. sürekli tanık olunan acı. sürekli dillenilen acı. artık herkesin dilinde ve hiçkimsenin hükmündeki bilmenin acısı. bilmeyince ne için çektiğini bilmezsin acıyı. mesela bir dağ başında bir köyde doğmuş ve dünyası oradan ibaret biri de acı çekiyor pekala sadece tanımlayamamıştır. tanımlayamadığını küçük olağan şeylere yormuştur. biz şehirliler (kapçıklar, piçlik sürüleri, döl manyakları), biz konser bileti arayanlar, olmanın çoklukla eşdeğer olmadığı. olanın olmayla ilişkilenmedi insanlar. biz çokgenlik budalası biz herşeylik merakı, biz taksim heykeli önünde beklemeyi sevenler, biz hamburger yiyiciler, kitap okuyucular, bilgi satıcılar, tanımladığımız için mutsuz olan bizler. başlamanın unutamamak gibi olan sancısına tutulmuş hasta mutsuz insanlar.
bizler.
herdaim biraz daha yalnız, herdaim biraz daha uzaklaştığımız.
hem akşam oldu sonra. hem artık bütün zamanlar eski.
8-'berlin'de hiçbir sokakta
'berlin'de hiçbir sokakta yatmadım. günbatımını ve tan vaktini gördüm, ama ikisi arasında kendime hep gidecek bir yer buldum. yalnızca yoksulluk ya da kötülüğün, şehri kendilerine karanlıktan gün ağarana kadar dolaşılacak bir manzaraya dönüştürdüğü insanlar, ancak onlar şehrin benden esirgenmiş bilgisine sahip. benim her zaman gidebileceğim bir yer vardı...
berlin günlüğü'nden
şehir üzerine
walter benjamin'
doğrusu çılgın olmalıyım. vakaınüvisler gibi sözcüklerin peşine düşüyorum. harap bir halde ve umursayarak varsayılmayı. oysa ki biliyorum benden geriye kalacak olan yalnızca buğu. neden o halde keşmekeşe sürükleniyorum. bilmiyorum. 'son bakışta aşk' gibi. tarih üzerine, insan üzerine ve onun alabildiğine karanlığı üzerine yazıyorum. bir yanım tanrının ipine sıkı sıkıya sarılırken heyhat bir yanım olanca direniyor. tanrıya direnen aciz insan. evet ben çöle alışık olmayan bedeviyim. ve asla şehri terkedemeyen göçebe. ruhumun kuyusunda salıncaklar, attarlar, seyyar satıcılar, menekşe sevicileri, ustalar, çıraklar, vapurlar, düdükler, iskemleler, çaylar, şaraplar, dumura uğramış yüzler, yalınayaklılar. çıplaklar, var.
yüzüme yapışmış kürt bir peygamber, öyleyse hangi dille çağıracak insanlığı ve hangi general unutulmuş insanlığını yüzüne sürecek, susturacak beni. doğrusu bilmiyorum, bir şeye doğru gidiyoruz. bir şeyin acıya benzer tadına doğru gidiyoruz.gideceğimiz hiçbir yer yokken bile gidiyoruz. zamanı ve onun getirdiklerini hiçe sayarak 'yüzümdeki kuyu' gayya, bilmiyorum. bunca yıl neyin peşinden sürüklendim? varsayımlarla, kırmızı bir biçime bürünmüş kızlarla, adonisle venüsle nereye sürüklendim.
kimin umurunda, yaşıyoruz, şiirin derinliğinde kürt, uzamında türkçe. ben bunun diliyim. acının bilindik ustası değil ama kaçınılmaz olana sürüklenen, acının dili. evet bir adamın acısından gireceğim içeri. dağlı bir tavırla.
walter'in trajedisi. nietzche'nin trajedisi, rimbaud'un trajedisi, nilgün marmara'nın hölderlin'nin, kaçınılmaz olarak dostoyevski'nin trajedisi. tüm bu trajedileri yüklenerek yürüyorum. dağlı bir tavırla.
gidecek bir yeri olmayan peygamber, yunus'un içinde zikirle meşgulken aslında trajedinin acısını yüzüne biriktiriyor değil miydi? ya yahya'nın sabrı. ve müthiş güveni tanrıya. bedeli ikiye bölünmek olsa bile! evet ki o ağaç kovuğuna saklanırken onu farkeden düşmanlarının testeresinin ilk hamlesinde 'ah' çekince. tanrı'nın ey yahya yoksa bana güvenmiyor musun sorusundan sonraki sessiz ölümü. evet bir yandan trajedi bir yandan umut birikiyor her sabah gözbebeklerime.
walter ki ispanya fransa sınırında intihar ederek göçebeliğini bütün insanlığa duyurmamış mıydı? kaçış ve umudun birleşiminde artık onun ne ırkı ne de dini önemli değildi. insanın saf biçimidir mazlum oluş. merhameti yadsıyamayız bu yüzden. bir efendi köle ilişkisi içerisinde değil elbette bu merhamet. sadece acının dilinden anlamak. acının diline ustaca bir saygı.
ölüme en büyük reddiyedir intihar. hayata da. ikisinin ortasına da. hepsine de hepsine de. intiharı kutsuyor değilim ama gerek zwaig'in eşiyle birlikte intiharı gerekse heine'nin sevgilisi ile intiharı iktidar olana bir büyük eylem değil midir. reddedebilirim ben ey biçimsiz tanrılar sizi. gelin ölü'mü parçalayın...
dağlı bir tavırla yüzümde kürt bir peygamber. dilini unutmuş. kekeme. biçimli, ustalıklı bir acıyı dillendiriyor. artık şehir içime ve dışıma nasıl hükmedebilir.
evet yılların yıllara eklenmesiyle işte böyle keder yükleniyoruz. büyüyor içimizde hiç açmamış çiçek. karanlık bir ustanın eline düşüyor akşam. bütün doğu yolları mayınlarla döşeniyor. bu yüzden sevimsiz bir göç yaşıyoruz batıya doğru. içten dışa merhametle kutsanarak...
ey el değmemiş tanrı
al beni.
mehmet şah erincik
haziran sıkıntısı 2007
9-boş durma devam et
boş durma devam et
10-benim küçük
benim küçük sevgilim;
başlayayım söylemeye şarkımızı
sevgilim, gerçekten uzun bir mektup olmuş yazdığın. sen ki en çok susarsın ve beklersin bir dağ nasıl bekliyorsa...
bir kadının güvensizliğini almışsın sırtına kimi zaman. kimi zaman emin kimi zaman temkinli, yazmışsın.
üzgünlükle iç içe yazmışsın. özlemek bir dağ olmuş konmuş göğsüne, bu yüzden nefes almakta güçlük çekmişsin.
biliyor musun ben senin gregor samsa'nım.
ben senin selim ışık'ın. günselim benim.
gün sel oluyor seninle akıyor büyük bir hızla. sesinin berraklığına atıyorum kendimi. bak bunlar gerçek, bak bu seni özlediğimdir. bir şarkıyı özler gibi geceleri...
“durulanıyor zaman aşkın kollarında bak şarkılar elips”
şiirim daha da işliyor içime seni anarken. Öteki olmak kavileşiyor.
Taraçanın altında kalmış başımıza düşmesini bekliyoruz taşların
Yaralanmak tam bize göre, kırılmak ve onarmak kendimizi. Tam bize göre.
Hiçbir şeyiz demişimdir ilk yazdığımda, çünkü hiçbirşeylik üzerine kurulu bu düzen.
Ah görsen ne çirkindir insanoğlu, ne güzeldir deniz ve güneş…
Bazen bitti bitecek diyorum. Sonra neyi bitireceğimi düşünüyorum. Tıpkı Hüseyin Atlansoyun dediği gibi:
Ah hayat, uzatman yok ne de penaltılar
Senin rövanşın...araf, ateşler ve sular.
Belki de benim hayatla tek bağlantımı sen sağlıyorsun.
Diri diri özlemek seni…
İlk ve son defa iç dökmek. Öyle demişsin. Oysa senin konuşmanı istiyorum. Biraz dışına çıkarak nesnelerin sözcüklerinin dansını görmek istiyorum. “nasılsın canımlar” “iyiyim bitanemler” dışında şeylerden söz etmeni. Bir kenti geceleyin yaşayıp, bir şarkı perisi gibi ama durmadan bir şarkı perisi gibi ve çoğu zaman acının karanlık sularında gezinen sözcüklerinle konuşmanı istiyorum.
Bak şekiller elips
Neden bu köşeli hayattan kurtulmuyoruz bilmiyorum. Bak biraz elips olunca köşelerini yitirecek ve zaman alevlenecek…
Sevişmenin sonsuz doruğu : diri atlar…
Sanırım benim için kaybolmaktır bir an için bu yeryüzünden.
Zamanın ve anidenliğin ve çabukluğun yarattığı sersemlikle değil.
Seni seviyorum küçük
Görüşürüz
not: belki babam da gelir bu düğüne kitabının arafesinde yazılmıştı. hey gidi günler...
11-UZUN BİR SOLUK ALDI MOĞOL
UZUN BİR SOLUK ALDI MOĞOL ÇOK SONRA ÖLÜNCE HEGEL
Ey en acı yerinden, ey en parlayan yüz - seslendikse olacağı vardı demekti - halbuki
biz bozgun nedir bilmiyoruz - bu anlatım biçimini yoksayan bir değildir -
gönenmiş yapraklarından taçlar yapıyorduk kuzgundan ve meşeden
alaca ve süryani bir telaşın kenarında - dip parantez açılmıştır artık
suyu bir incelme biçimi olarak kullandık - suyun kıvrımlı olduğu gerçeğini yadsımıyoruz
içinde binlerce kez yıkadığımız ellerimizin çamuru - bir hegel sıçraması ile içinde yarık oluşturan - yine halbuki
çünkü kendi gerilimde yıkanan atların koştuğuna şahidiz bir halk olarak
halk dedim ya sen bu ulaşılmaz benliği denize verebilirsin pekala
gülümseyen bir fotoğraftan, işte bunu bilmiyorum bir demleme biçimi olarak
dinleyip gelebiliriz atları, biz hiçbir yerin atlarını seviyoruz - çünkü dogma yontulmuştur burada -
kaburgamızda ağrılardan arabalar geçiyor - bir debelenen biçim olarak insan - kasıklar denilebilir pekala
inanıyoruz sonsuz biçimlerine koşumların - jean paul sartre'nin o yazgı savunucusu kalbi ya da
yakarıdan nemrut yapıyoruz, helvadan tanrılar geçiyor - bir cafe'de söylenmiş şarkılarla esinlenmiş
sonralar geçiyor düşünmenin boğuk yasını tutarak - biraz daha kendisine çekilebilir - bak yine halbuki ve
halbuki ey halbukili günler ey fırsatavcılarının evleri - sokrates'in çırpındığı gerçek, mesela dirim bir biçimdir
suya anafor veren mimiksiz tanrılar - ben işte bu kendini bilmez biçimimle, yine de yüz kası oluşturmuşken
her şeyi unutuyorum - unutunca bir başka güzel oluyor insanın gözleri
her şeyi hatırlanmış kılınca belleğime - çünkü ağlamak kadın işi değil.
telaşlıyıdık alışalım diye bunca çabaladığımız - hegel'in otokon olmayan ve hatta kırılgan ikilemi
işte bu yolda çoktuk yüz kişiydik belki - iki şey arasında gerilimden doğan hakikat belki bu yüzden çok
bir sabah ansızın eksildik , yerin diplerine doğru - septik tutkusu insanın belki de derin mutsuzluktur
saçlarını ve yüzünü çizdiğimiz her şeyin bir resim olduğu - işte yıkım budur derse wittgenstein , ben şaşırmayacağım
korkuyoruz söylemeye sevinç o kadının gözlerindedir - dipteki mahrem el. sevişmek bir ilim mi çözemiyor hölderlin
daha çok korku , daha çok öç daha çok kıvrımsızlık - kafka'ya yaslandığımız kadar kendimize yaslanmış olsak
bir şeyi söndürünce bir başka şeye dönüşüyor içimiz - burada becerilmiş bir çift dudak vardır
kurulanacak ne varsa güneşe veriyoruz, göveren kalbimiz - ve aklın yontulmuş heykeli
ustaca kendini kanırtan - dışında kalarak içine doğru sürüklenilmiştir her şeyin halbuki dedik ki hegel bir devlet şairidir
yas tutmak işi, yüz kişinin gözlerinde ikiyüz kadar hiçlik - marx'ın hayal meyal hatırladığı alt yapı üst yapı
böylece biz birbirimize ekleniyoruz - insan evinden kaçıyorsa birbirine eklemlenmenin ızdırabıdır
senin mushatfan çaldığın ellerinle bak yine konuştuk - döne döne mevlana döne döne hiçlik
burulmuş semaya durunca ve mutsuzluk çığlığa benzediğinde - şimdi bir şark ustası olarak yahya kemal değil de olsa olsa pir sultan abdal
benim ellerim bekliyor, benim bedenim ve ızdırapla biriktirdiğim kalbim - ve belki de şeyh galib'in batının kalbindeki tekkesinde
atların nereyi kanattığını bilmeden - bir yer biçtim kendime. ölmüyorsam bu benim suçum hegel'in değil
yas tutmak işi, yüz defa sarsak - ama yine de kırgınım marx'ın beni bırakmasından.
yüz defa aidiyetsiz. - cioran bir kaçış belirlemesi yapmıştır - öyleyse yüz defa da onun için kafa becerilsin -
bakarken özlüyoruz bir atı, - moğollar piçlik yapmışsa durup alkışlamıyoruz. şiddetin kol gezmesi bir şeydir
bu değil de senin o gelmeyişinin aşkı. - ve kalbimin kürt olan yanlarını pekala siz silmeye çalışırken küfür imandır
neye üflesen kalbim yarılıyor - yani şimdi oturup allah'a seslenen bir eşari'nin bunca telaşını görmeyecek miyim
tambura dokunsan seni incitirim diye korkuyorum - halbuki mutezile waşinton'da olumlanmayacaksa da aşıktır
korkmak bu kafka işi, dolunca kalbim 14'lüktür - sofist bir argüman olarak 14'lük. çünkü intihar özge dirik'tir
boşalınca bir çift ceylanın ürkekliği - mesela zafer ekin karabay ruhunu teslim ederken göveren tanrıya pür telaş
halbuki sevinsem beni çocuk sanacaklar - işte dilim yine kürt bir yangına dönüyor, mesela doğuda mardin vardır
heyecanlansam iğreti dururum. kalbimi durdurdum - ve derin ilmi mezopotamya'nın, halbuki bir şair bana demiştir ki dar kafalı taşra beyni
utanıyorum sana her baktığımda - elim üstünde oynuyorum mesela. elini görüyorum dar kafamla zira
- ziranın yurdu kalbimdir.
kanayıp gider bir ölüm en sevimli yerinde başlamamışsa - ey bunca beklemek bunu ne hegel ne de haydiger (türkçe yazılışını seviyorum mesela kuşların)
ve acıkmak bir tür ölümlülerin işi - zaman mekan zaman mekan insan bir piçlik yuvası gibi
en acısından sevmek - tevvelüdü acının belki de neron'dur
en parlayan hiçliği metaforun. - ben yine muhammed'i özledim tanrım neredesin.
12-admin bu yazıları basmayı
admin bu yazıları basmayı düşünür mü acaba. doğrusu ben hayran kaldım. bir şairin saymalarıdır bunlar...!?
13-eskilerden devam; ne
eskilerden devam;
ne olduğumuzun bir önemi yok: çünkü hiçbirşeylik kavramına denk düşer herşey. sanılarımızın gerçeklikle bağlantısıdıdır aslolan.
huzur yok, ve bu terekke rahmetli dedemden eski bir mesele diyen atlansoy'u anarak; cat stivens'in sad lisa'sında şeysileşmek...
bağıntısız ve bağlantısız yazıyorum. çağrışımlar var sadece. reklamlar ordusu gerçekliğimizi parçalıyor çünkü...
iki sene evvel bu vakitlerde yazdığım şu sözcüklere kulak veriyorum ''
bütün afaki duyguların kesişmesinde yürüyordum. yol
tenhaydı. kimsecikler yoktu, ya da hiç olmamıştı. heryerin sukuta büründüğünü gördüm, yanılmadım. Yanılmak ilmine susamıştım. ''
14-eski bir yazım; ilginç
eski bir yazım;
ilginç bir şey ki anlattığın sanki ben anlatıyormuşum hissine kapıldım. gerek kaan'a vurgun gerek nilgün'e gerekse furuğ'a gerçi furuğ'da sevdiğimiz şiirler farklı ama olsun, nüans farklılığı diyorum buna. Okumalar yeni şiirler doğrur. Okumaya devam.
Diğer konu aslında bugün hiç kitap alma günümde değildim. amma arkadaşın zorlamasıyla girdiğimiz sahafta yine 20 kitapla çıktım. Bunlardan ilki Sevme Sanatı: Eric From'un Sevme Sanatı'nı görünce hiç kuşkusuz insanoğlunun temel disiplinlerinden biri olan sevginin sonsuz bir kavram olduğunu düşündüğümden sepetime attım.
Gerçek üstücülere merakım bilinen bir gerçek, bunu antonio artaud'a yakınlığımla ifade ederim. ama görece de olsa Andre Breton'dur asıl gerçek üstücü. ve elbette Nadja'sı... Bol fotoğraf'lı ilitürasyon denemesidir Nadja... Daha sonra pasajlar göndermeyi planlıyorum mail grubuna.
Henry Miller'den tanıdığımız bir biseksüel yazardır Anais Nin. Onun Henry ve eşiyle -kanımca kaosun dışavurumudur- ilişkisini anlatan yapıtını yani Venüs Üçgen'ini de kitaplığıma aldım ki olan ve gerçekliğini reddedemediğimiz sapkınlığın ya da erdemin boyutlarına bakışını öğreneyim.
Mektup türünden uzak dururum, özellikle şairlerin mektuplaşmaları beni sıkar. Çok bilindik bir şeydir çünkü, ismet-ataol ikilisi rilke'nin genç şaire mektupları vb bir sürü kanmca kitaplaştırılmaması gerekn şeyler idi. ama bu ilgisizliğime rağmen bugü-n tuttum Tezer Özlü'nün Leyla Erbil'e avrupadan yazdığı mektupları aldım. Sanırım Tezer bunalım edebiyatından olması hasebiyle önemsediğim bir isim. Ve ona ya da Sevim Burak'a ya da Nilgün Marmara'ya dair birşeyler bulunca alasım geliyor... Sevim Burak'ın Sahibinin Sesi isimli tiyatro eserini de aldım bu yüzden.
Sosyoloji kitapları da alıyorum bu aralar, Devlet Söyleminde Kürt sorunu - Mesut Yiğen. Kaliteli olduğunu söyledi yanımdaki arkadaşım. Ama okumadığım ve hakkında birşey bilmediğim için birşey diyemiyorum.
Hölderlin Rimbaud ve İsa yaşamları eserlerinden daha ilgi çekici olan üç büyük insan. Phillipe Sollers'in YKY'den basılan kitabı Stüdyo. Hölderlin 28 yıl boyunca şiirle başbaşa kalabilen ender şairlerden. İlk Romantiklerden oluşu ve felsefeye yakın oluşu ile kendine bir dil akıntısı keşfetmiş bir adam.
Alp Eteklerinde Söylenen Şarkı
Göğün güçleriyle yalnız olmak
Işık geçer, sel geçer, rüzgar geçer ve
Zaman sonuna doğru koşar - orada olmak
Hiç korkmadan durmak
Bundan büyük mutluluk bilmem
Başka birşey istemem ben, yeter ki
Kıyıdan sökülen söğüt gibi
Zaman dalgası zorla alıp götürmesin beni
O zaman koynunda kıvrılır
Uyuyakalırım.
Yine kitapta Rimbaud ve Kuran ilişkisi verilmiş. kamer süreri ve Cehennemde Dört mevsimi birbiriyle ilişkilendirmiş Sollers . Fecr ce Felak sureleri üzerinde de durmuş. Kanımca sanatın ortak amacı, yapılandırılmamış hakikati arama çalışmasıdır. Tanrının 99 isminin birbiriyle ilişkileniminden ve geçişlerinden oluşan bir bütünlükle hakikat... Başka neyi arayabilir ki insan?
Mail Grubumuzda bizleri seyreden bir yazarın öykü kitabıyla da karşılaştım. Nalan Barbarosoğlu: Ayçiçekleri... Henüz okumadım. okuyunca düşüncelerimi izah etmeye çalışacağım.
İtalyan'ları severim. Konuşmalarını ve doğallıklarını. Şiirlerine de ilgim var. Hatta günün şiiri olarak mail grubuna bir şairlerinden örnekler sunmuştum. Şimdi de aldığım kitap İtalyan şiirinde başyapıtlar sunan bir şair: 18. yy şiirinin en iyi ürünlerini veren Guido Cavalcanti. Bakınız ne diyor
"Bazı şiirlerimi size göndermek üzereyken
Kalbimin kederli haliyle ilgili
Aşk solgun, ölümcül çehresiyle belirip bana
Dedi ki "Göndermemen için uyarıyorum seni"
Çünkü, dostun düğündüğüm kişiyse eğer
Yeterince güçlü değil ki zihni
Seni alev alev yakarak yaşattığım
Haksız, güç aşkı duyduğunda
Henüz tüm dertlerini bile işitmeden
Kalbi yaşamsız kalmasın"
İlginç karamsarlığıyla bir yönetmen vardır: kendi yaşantısı ile dalga geçer, geri dönüşler yapar, sürrealist kurgular yapar. Woody Allen senarist oyuncu yönetmen ve yazardır. Tiyatro oyunlarından "Tanrı" ve "Yeniden Çal Sam" .Yeniden Çal Sam ne güzel replik değil mi. Kazablankayı kazablanka yapan replik...
"ama siz, kahrolası tatarcıklar sürüsü
bir kaplumbağanın bile yaşını bilmezsiniz" Ezra Pound, delirirken kitap üreten bir şair Cathay da nehir bir şiir kitabı. Geçenlerde guruba geçtiğim Irmak Boyundaki Tacirin Karısına Mektup şiiri de bu kitapta geçer...
Yoruldum yazmaktan: akşam diğer kitaplara devam ederim....
selamlar
Mehmet Şah Erincik
15-19 29 bir anda yazdıklarım
19 29 bir anda yazdıklarım sana ulaşmıyor sandım
19 30 şimdi de bu sanımdan vazgeçiyorum. çünkü yazılıyorsa er ya da geç ulaşr yazı sahibine...
16-deneysel bir şiir şiir
deneysel bir şiir
şiir değil aslında
diyalog
kendine olabildiğince erken çekildin
-aşk peşimi bırakmaz artık
dışında evin
insan aşkını da ikna edip peşini bıraktırır
-haklısın galiba anlam boşluk
bütün anlamlar el yapımıdır üstelik
bunca güç içinde mutsuzluk el emeğidir
- biliyorum sus artık ey içimin uğultusu
hakikatin endülüs duvarları vardır
yakılan her gemi yere çakılan bir kazık gibi
öyleyse haçları çakın, öyleyse konuşun toprakla
-için hiç ürpermiyor sanki
mesela burada gece, sende de gece
bu karanlık nereye kadar
ve nereye kadar mahşer
-bütün kapıları ve pencereleri kapanmış bir evdir
o yakuttan öncelediğin
hiç sahici yaşamamış bir kadın elbette örtülmüştür kalbi
elbette şehvetten atlar sadece geceleri uğrar ona
-bak bana benzedin peşini bırakmam artık
bak sen çocuk olunca ne kadar güzeldir gökyüzü
herkesin uykusunun saatinde burnuna gelir kokusu yabani denizin
-benim saatim gerisindedir çemberin
yorgunum
-uyu şimdi sen, sonra uyanırsın
ya uyanmasam?
herkesin uykusunun saatindesin kimsenin uyanacağı yok üstelik
çırpınırken insan yalnızdır
-çırpınmaya ikna etmişsen kendini
artık yalnız olmak önemsizleşir
uyu şimdi sen
uyanınca kalbim değişir
-değişmez kalbi insanın
17-şimdi burada ellerini
şimdi burada ellerini kirletmeden ve kutsallığını bozmadan
birşeylerin; dokunduğum ayna, dokunduğum parçalanmış üç, bütün gece
üçleri, bütün kaçıklık halleri işte buradan ve buradan ve buradan,
işte soluksuz bıraktığınız bütün odalardan fışkırıyor delirme
belirtim.ben kandırılmış adamım.
sonunda anladım.
yakalım o halde geceyi ve tini ve bütün mushafları, elimize ne
değimşse yakalım lattan yana kızlar akarken şehre, sürtük tanrıçalar,
dilberler, görülmemiş hubel heykelleri, ululanmamış bir halkın
ellerini jiletle kesen ve sonra durmadan tuzlayan. anlam. dönüp
dolaşıp kutsallığına varıyorum aşkın kendimi aşarak binaları bütün
uzzaları ve onun bilmediği şeyleri. saat üçse ve durmadan entariler
içinde yalnızlıkla burun buruna kesintisiz ama öfkeye varamadan
duraksayan biçimle döne döne esmer, döne döne lat'ın kirlenmiş
kızları...
yanılsamadır bütün diriler oysa ölü bir dağ gibi duruyor herşey,
herşey bilinmemiş bir zamanın diline dokunarak, parçalamıştır suretini
gökten zembille inen kölelerin. yapımla bozumla içiçe kuduran
sessizliktir doğurmaya yeminli. yanılsamadır o halde öcünü alacak olan
son peygamber. diri diri gömerken kızlarını bahçeye, ağulanmış bir
toprak, ve perçin
neyin çelişkisi bu sözler ben kandırılmış adam ve havarim isa, biz
burada yersiz bir içtenlikle selamlarken bomboş odaları, bomboş ve
sessiz, bütün şarkıların bilmediği, bütün senaristlerin, mafyaların
parabaz işçilerin kudretli ölülerin, tam sayfa dibe doğru işte anlam.
tam sayfa kokan tarihle. içtenlikle ve durmadan köpürerek anlayan biri
çıkıp bağırabilir mi lat heykellerini. ve kızların fuhuşattan dibe
doğru yaslanan bedenlerini.
bağır. ona bağır. bütün içtenliğinle. bütün içtenliğinle ey isa:
nefretin nerededir senin.
o halde kamburun yazgısıdır bizim gördüğümüz diplerin sonsuz
hıçkırığında ve yalanla kutsanmış ölülerin ki artık her yanda ölüler
gülüyor, ölüler bağırıyor sinesini insana.
ölüler ölüler ölüler. yaş yirmisekiz. ölüm kapımı çalıyor artık...
anlık buhran eşliğinde ve cinnetin gözbebeği oy öfke, oy bal olan, söyle
kalbi olana büyük falçatayla fırlayan nedir...
18-00 20 "işte esrarkeşler
00 20
"işte esrarkeşler çağı!"
tin'e dönüşsün diye ellerimiz.
00 22
kızoğlankız bir ürkeklikle dokunduğumuz kadife ses, şen yokoluş.
00 24
bazen buradan, bu yüksekliten atlayıp gelebilirim kalbinize
o halde ses verebilirsiniz göğe bakarken: tam da buradayım.
görmediğiniz yerde.
00 27
ne kadar da yanılıyorsunuz yüzüme bakarken,
bense hiç yanılmamış olmanın sancısını çekiyorum.
00 30
zamanın dile gelişi: ben bedbaht gözlerinize bakarken tenhayım
yokum ellerinizde, oysa beni görmediğiniz müddetçe ne kadar da çok seviyorsunuz
tanrı gibi.
00 36
yalan kurtarıyor bizi coşkusundan nehrin.
nehir ki kırılınca bir ud gibi naif, bir tambur gibi çığlık çığlığa
sessizlik.
d'nin önümüze gelip t'ye dönüşmesi
ah evet sertlik: tanrısal itki.
00 40
"ey kısa sarhoşluk nöbeti, kutsal! tek o maske bile olsa bağışladığın
bize. ey yöntem! seni olumluyoruz. unutmadık, daha dün herbir çağımızı
yücelttiğini. ağuya inancımız var."
00 43
ve selam deyip geçerler,
aşağılardan kötü sesler geldiğinde.
00 50
şimdi kaydet
ve defol git.
bunu olumluyorum;
"işte esrarkeşler çağı"
tin'e dönüşsün diye ellerimiz.
19-yollara düşersin. bütün
yollara düşersin. bütün bildiklerini unutursun. bir otobus camına kafanı yaslarsın. alabora olmuş yer. yüzün camda iz bırakır. gidersin.
gittikçe hüzünlü bir şarkı duyulur. kendine kenetlenirsin. ağlamazsın. çünkü kurumuşsundur. derin bir iççekiş. bu ağlamaktır. "her şeyin son kullanma tarihi"ne takılırsın. ah evet chungking express. evin ağlamadığını kim söyler ki. wong kar wai, aşkın bu namütenai dansını bir büfeden bir çirkin eve doğru sürükleyen.
yollardasın. kimselerin kıyısına çekilmemişsin böylece. kendi kıyın da yok üstelik. yollardasın. çocukluğun gelir aklına ilkin. nerede, nasıl koşardım. nerede niçin üzülürdüm. nerede niçin sevinirdim. düşünürsün. bu biraz kendine gelmektir.
sonra büyürsün. düşler de böyle sırayla büyür. çocukluğu gençliği ve yaşlılığı vardır. yaşlı düşlerin gözleri kurudur.
yollardaydın. şimdi kenara çekilmiş. düz bir ovaya, yani o engin yanlızlığa. kendine bakıyorsun. bakmak bu kadar uzak olabilir. kendin neredesin anlayamazsın. düz bir ova, yolda. yoldaki adam kimdir. ovada duran kim. ah ne yabancı.
o vakit anlarsın "son kullanma tarihi"n gelmiş. toprağa bakarsın. sessizlik.
dünya akıp gitmektedir oysa.
ne garip.
sessizlik.
serap.
sessizlik.
"iyi bakın kendinize ey yollar ve ey kalabalık sokaklar. " dersin de
sesin sana çarpıp geri gelmiştir.
çünkü yol bitmiştir.
20-eski bir günlük
eski bir günlük sayfası
şimdi sufleyi veriyorum: fısıltı fısıltı fısıltı...
bu kitap aralığında bir şey var: büyük birşey: yüzme bilmiyorsanız, içine düşmeyiniz,...
"kadın şaşkın ve diplerde
adam kibirli ve aymaz
kadın, adama gölge
adam kadında ağaç
kadın ölünce, adam şaşkın
adam ölünce, kadın kibirli"
bilmiyorsanız, yukarıdaki öyküye dokunmayınız. kırılır bir tarafınız.
"*yan yatar
kadın umutla bakıyor adama
adam farkında değil
bir uçurum kenarının"
tara jaff'ın arpına takılıyor gözleri , bilmiyorsanız dokunmayınız. kırılabilir bir tarafı.
"lal bir masal yakılıyor geceye
sen şarkılar güzeli, göstersene ellerini
mahzunsa bu eller
pirin henüz dokunmamış kilimlerinde
necef ve çöl
iki çizgi gibi uzar
biliyorsun akşam gelirse
yaşlanmaz hiçbir ağaç bu temkinsiz
bu gelişigüzel varsıllıkta
öyleyse şarkı söyleyelim
sen şarkılar güzeli araf
pirin dokunmamış kilimlerinde
yarım bir nota başını uzatınca
gözlerini yeni açmış bir nuhtur
ay içine düşmüş olan
uçuşan bir gövdeye konuyor şüphe
ufuk çizgisinde melal
duruyor yol
yalnız ırgat, yalnız toprak yalnız huşu
bunca yalnızlığı doğrulayan
bir yankı, öyleyse söyleyelim
sen araf güzeli şarkı
lal masal
her zaman bizden
gidince yokluğumuz da peşimizde"
bunca gürültü bunca şık olmayan ifade bunca serenat, bilmiyorsanız dokunmayınız, kırılabilir çünkü bir tarafım.
21-bir mektup; ev
bir mektup;
ev karadır*
feruhzade'nin bu müthiş tespiti. biz m.b. ile yürürken konuşmuştuk. ev'^den evin hallerinden bahsetmiştik de sonunda şu karara varmıştık. "bir evim olsa severdim". ev sevilebilir birşeydir. ocak annedir ennihayetinde. m.b.ö'nün evsiz günlerindeki sıkıntısı da buna dahil. ben m.ş.e olarak otel gören defterler yazamadım pakdil gibi. ya da cansever'in o meşhur otel şiirleri gibi şiirlerim olmadı. oteller gridir. nedense çarşafları yapay bir naftalik kokar. ter kokusunu tercih ediyor bu durumda insan. neyse otelde yaşayacak kadar hiç param olmayacağından şimdilik böyle bir problem yok.
ev'i ben yemeğin aksine çay fokurdamasıyla anımsarım. istediğim saatte çay yapabiliyorsam bir yerde orası evim sayılabilir pekala. ev bu manasıyla da bana kendi hükümdarlığının simgesi anlamını taşıyor. eminim ki adorno o "yersiz yurtsuzluk" sarkacında "barınmak imkansızlaştı" ifadesini kullanmıştı. zira adorno gidecek bir yer olmadığını biliyordu. üstelik kime dönse yüzündeki anlam benjamin'e dönüşecekti. adornu'yu ve benjamin'i ve de hölderlin'i önemsiyorum. heine'yi de. çağımız mutsuzluğunun dili oldular. aslında hepsi birer kafka sendromu ile hemhal düşünürlerdi. niye düşündüler onu da anlamış değilim. genetik mutsuzluk kavminden olduklarından şüphelenmiyor değilim.
ayrıca her seferinde bir salvo, bir tokat yüzüme yapıştırmanı sevmedim. bu biraz bilginin verdiği kendini beğenmişlik olsa gerek. hoş ya, bana şamar atmasan ben kendime atacaktım. neyse ki "alo intihar hattı" elemanı olarak çalışıyorum ve bu gibi şamarlara da hazır olmalıyım değil mi? ayrıca saat'i belirtmeliyim: 03 20 ismet özel'i geçiyoruz demekki.
batman'dan haberler istemişsin. herhangi bir haber yok. korkunç sıcak. ailemleyim. iki eksiğimiz var. onlar evliler. biz şimdilik anne ve babayla 10 kişi kaldık. ben ve üç kardeş istanbula döndüğümüzde geriye 6 kişi kalacak. azalıyor ev gittikçe. çok olunca da işe yarıyor mu bilmiyorum. yük artışı filan. şiir yük istemez.
fotoğraf çekme işi. isterdim lakin fotoğraf makinam yok. geçenlerde bir arkadaşım daha istedi mardin ve batman fotoğraflarını. ona dedim ki makinam yok, istediğim makina ise biraz pahallı. o da dedi ki sen hep böyle kusursuzluğu istediğin için "yalnız"sın. "yalnızlık kusursuzluk ister" değil mi? o, beni hep yalnız ve yaşlı kral hissediyor. belki de haklı biz yalnız ve yaşlı insanlarız.
dolayısıyla sana fotoğraf ve haber yerine köfte ısmarlayabilirim kalan son paramla. zira hıyar hırsızın biri dün evime girip boşaltmış ceplerimi. biri bana dedi ki ben hırsızların arkasından söylenirim. ben de dedim ki "hayır onlar işini yapıyor". gördüğün gibi herkes çalışıyor.
şiirine gelince orhan veli tadı vermesi hem hoş hem nahoş. dedim ya beni güç durumda bırakmak istiyorsan düz yazı yaz. iyi geliyor. şu mektup arkadaşlığı ironisine de oldum olası bayılırım. ben çok kez yazıştım. ama nedense hiç yazışma arkadaşım olmadı. arkadaşlarım oldu elbette. hatta ki bütün şairler birbirlerine uzun uzun mektup yazarlardı da ben "neler yazıyor lan bunlar " derdim. dolayısıyla yazamazdım. ki hala da yazamıyorum gördüğün gibi...
"sana sen dediğime göre seni kucakladım" demişsin. bu güzel. sonuçta hiçbir siz, kalbin ters bir aleve benzediğini göremez.
ha bir şey daha öğrendim bugün. eğer yaşıyorsan aşktır seni yaşatan. yok soluk alıp veriyorsan bilki "yalnızlık" her daim "yalnızlık".
aşkı yalnızlığa tercih ediyorum hala.
yoksa ben genç miyim?
baki selamlar.
m.ş.e
22-01 38 anımsayarak. işte
01 38 anımsayarak. işte dille kendime zehir, kendime susamış olarak. halbuki bu piçlik dünyasında . özlemenin ilm olduğunu öğreniyorum.
01 39 uyumaya hazırlanacaktım halbuki. gözlerim ne zamandan beri uğursuz bir kan çanağı. susmaya çok alıştık sanırım. alışmasak diyorum. bir dünya oluşunu bilerek ve halbukileri çok cümlelere kurarak.
dilin ete değişi. dudağın zehri.
ölümden bak ne güzel iki dakika 01 41
01 41 bunca yoğunlukta bunca üşengeçlik. neye hoşçakal neye merahaba denilebilir bilmeyerek. halbuki bu sefer direnmek gerektiğini biliyorum yoksamaya. direnmek. direnmek. içinin tenhasını bulacağım biliyorsun bunu. ve elbet korkma.
01 42 sayfa yükleme hatası. şarkıların dili. halbukiler çoğalmaya devam ediyor. halbuki ne kadar da çok özleyebiliyor insan... beklentisiz olunca daha güzel oluyor. burnunda tüten bir anne. burnunda tutan bir sevgili. burnunda tüten bir çocuk. burnunda tüten bir dost. bak ne kadar bölüştürüyorum özlemeyi. halbuki hepsinde senin elinin izi... aralıksız dört dakika yazmışım bu iyidir 01 46
01 46 dinlediğim dayek rojek te (anne bir gün geliyor) bir ana oğul mektuplaşması. anne ne güzel diyor. oğlum yeter dön, gözlerim yollarda kaldı. ben yaşlıyım baban ihtiyar.
01 47 daye rojek te (anne bir gün geliyor) bu şarkı bana baharın gelişini hatırlatıyor. halbuki sonbahara merhaba demişiz.
01 51 gemi şarkısı. o sırtımızı yasladığımız paslı hayat. bu geleceğimiz. kayıp giden. hoşgeldin'i unutturuyor mu ne. ölmeyeyazıyoruzkalbimi. ikimiz birden yazınca kalbim kalbe benziyor...
01 52 uzun etme gel kalbimi öp.
23-öylesine bir tedirginlik.
öylesine bir tedirginlik. tedirginlik dememliyim. öylesine bir boşluk. başlangıçsız ve sonuçsuz olmanın boşluğu. kızgınlık. kırıklık. uçları keskin öfke. bıçağın dilemması. kalbin ve susarken içini kemirenin. paradoks. ne biçim bir yaradır ki bu kalbi aleve çevirir.
dışındalık. milatsızlık. çürümenin kalbi...
bütün düşüncelerin böylece kesikleştiği.
"susarsak daha da büyüyor sancı
konuşursak ölürüz sevgilim"
kendimizleyiz oysa. bin jip.
24-kendi ağrım, kendi
kendi ağrım, kendi serçem, kendi biçimsiz varlığım ve geceyi sancıtan ağrısı müziğin. çağsız buhran, gecenin onca zaman beklettiği. yaşasın ağrı. yaşasın çevreni biçimsizliğin. suların hiçbir zaman erişemediği yıkık tekne ve olanca çelimsiz evleri şehirlerin. eski uyumsuzluğa dönecek orada yitirecek kendini sol eli imlanın.
bakımsız yüzün çizilmiş. zorba çelişkilere sürüklenen roads.
oradan susuyor, oradan kana kana dibe vuruyoruz. sahici bir sevişmeye sürükleniyor karanlık. bu iyi. deliliğin inceliğe evrildildiği. halbuki susarak layıkı verilmiyor hiçbir şeyin. bir dünya dolusu susmak. orduların yitim savaşı. meleklerle kol kola ölüme yürüyorsun oysa. elini çeksen elin kangren. kesilecek.
sol kolunu ağrıya bırak. artık sevgini kendine gömesin diye hiç tanımadığın bir sokakta.
çağıltısını yücelt ağrının bu sol el. bu imla yutkunması ve ansızın vuran bir sarhoşluğa bırak kendini travis'ten kalma bir hırsla. maskeni bağışla. bütün gülüşlerini. sultansa kalbin sultandır. ölümse kolların taşır ölümü. ikisini birden yokla. yoket bilincini. belki dönersin hiç bilinmemiş meleklerine derinliğin.
bir alevden kopardığın kendin. yüce erdem. yüceler yücesi arsızlık. hangi tene değdinse yakıyorsan kendini. hangi tende buz olursun bilmeyeceksin.
kendi hiçim, kendi bilinmezliğin. yortsavulları yırtan kendi epik kıyımım. çünkü yaşayacak kadar çok zorluyor işte şu zaman sarkacı. öyleyse neden hala diretirsin gülmeye. neden biçim vermek için bunca uğraş kırıntısını bile hissetmediğin varlık sarkacının.
her sabah yeniden öleceksin güne. her akşam bir kokunun bozguna uğramış suskunluğu. bilmelisin bu senin dehşetin. bu bırakılmış kendi iyin.
iyini sevme, öldür içinde. doğur kötünün kalbini. çirkin.
25-güne z'nin kahvaltı
güne z'nin kahvaltı hazırlaması ile başladım. deniz havasını içime teneffüs ederken günü plansız geçirmeyecektim. zira taksim'e sevgili g ile buluşmaya gidecektim. öncesinde kahvaltıda iğrenç bir dizi seyrettim. z'nin çok sevdiği bu dizi saçma sapan birşey. insan bazen böyle salakça şeyler seyredebiliyor. hem de keyif alarak. zaten ben hep kendime böyle salak zamanlar ayırmışımdır. neyse. kahvaltı'dan sonra sözlüğe yazdım bir şeyler. sonra uyudum. güneş öğleden sonra çok keskin bir biçimde ısıtıyor evin içini. malum yazın da çekilmiyor.
sevgili u aradı. sesleşemedik kendisi ile. ama bir şekilde konuştuk. insanlar eğer isterlerse tınısız da bir tını oluşturabilirler. buna ruh dili diyorum ben. u ile öyle bir diyalogumuz var. özel ve yerinde biri.
uyandım. üzerinden tır geçmiş insan neyse oydum. duş aldım. yola koyuldum. 7 gibi sevgili g ile görüştük. g, 5 saatlik keyifli bir sohbetten sonra eve gitti. g'nin bugünkü çok güzel bir cümlesi vardı not edemedim. ama sahiden iyiydi. mealen : ilkellikten bahsediyorduk, "ilkel olamazsın" dedim. çünkü o dünyada tanıdığım en zarif en medeni insanlardan biri. ona muhabbet ile bakıyorum bu yüzden. çünkü çok zeki, çok pratik zekalı çok hayatın hiçbiryerinde. yani yersiz yurtsuz. ruhun yersiz yurtsuzluğu ne vatansızlığa benzer ne parasızlığa ne de başka bişeye. keskin ve sıkıntı vericidir ennihayetinde.
işte o da dedi ki "ilkel oluş içinde ilkel oluşun farkında olmayışı barındıran bir şeydir. eğer ki ilkel olduğunu hissediyorsan ilkel değil modernsindir." dolayısıyla "tanımlamamış olmanın erdemi" ve ruhun modern hebasını konuştuk. biraz kim ki duk biraz wong kar wai biraz ah muhsin ünlü ve elbette edip cansever. ah muhsin ünlü'nün bir cemal süreyya kopyası olduğunu savunuyordum kendimce. ama özünde aslında onu çok seven iki arkadaşımın da çok zeki olması ve beğenilerini önemsememden dolayı bir kıskanclık tribiydi benim yaptığım. çünkü ah muhsin sahiden hoş ve rahat bir söyleyişe sahip olması bir yana, bu denli içten sevilen bir şiir yazmasını bir şair olarak hazmedemedim.
g'nin sevdiğim bir diğer yanı sahiden elit oluşu. elit oluş eğer üstünüzde sırıtmıyorsa sahiden elitsinizdir. kendi beğenileriniz kendi birikimleriniz üzerinize uyuyorsa ve bu sırıtmayan yaşamınız sizi "halk" olandan ayırıyorsa; ki (burada halk olanı maddi değer bağlamıyla söylemiyorum; halk kafası gibi deyim var. halk kafası sistematiktir ve belli reaksiyonlar gösterir) siz sahiden elitsinizdir. yapacak bir şey yoktur bu durumda. her ne kadar o halk reaksiyonunu göstermek isteseniz de yapamazsınız. işte g de bunu yapamayanlardan. çünkü sanırım onun ruhunu okuyabiliyorum. ruhundaki o sıkıntının her karesi tanıdık. çünkü bir benzerini sartre de yaşadı ben de yaşadım.
sonuç olarak ortada kalmış bir günü (ki biz kendimizi ortada kalmış yersiz yurtsuzlar olarak görüyoruz) bitirdim ve yazıya oturdum.
dipnot: sohbet esnasında sevgili e'den bir mesaj aldım site'nin aksadığına dair. caner'i aradım. tamam baktırırım abi dedi. güzel bir mekandaydım bu yüzden biraz kıskandırdım kendisini. ayrıca sevgili s.d. de istanbul'a salı günü geleceğini belirten bir mesaj atmış. sevgili kd. bana yaşıyor olduğumu hatırlatan bir mesaj çekmiş, ben de "yeni uyandım" karşılığını verdim.