| |
||
|
bu siteye erişim henüz engellenmemiştir |
||
Son Hareketli BaşlıklarRastgeleBugünki okunmaBaşlıklarımKullanıcı Menüsü |
|
admin ana sayfadan ya da hesabım sekmesinden durum bilgisi girebilirsiniz. 3 gün ago
|
| Copyright © Powered by korsan sozluk Designed by Admin |
# bu sözlük bir "korsan kemalizm™" kuruluşudur. 18 yaş altındakilerin sitede dolaşması entry okuması ve başlık eklemesi sağlık açısından sakıncalıdır. yok ben 17 yaş üstüyüm diye bizi kandırırsanız bu sizin bileceğiniz iş. annenize babanıza ve de velilerinize durumu izah ederiz. yazarlara telif hakkı verilmemektedir. yazarların entry hakkı atılana kadardır. atıldıkları andan itibaren yazdıkları kamu malı sayılıp tmsf'ye devredilecektir. sitede verilen bilgiler gerçek değil matrixtir bu yüzden "abi ben ödevde kullandım hoca sıfır verdi" "verdiğiniz ilaç bilgisi yanlıştı, kör oldum." "dini site linki diye tıkladığım web sitesi erotik hikaye sitesi çıktı" gibi sorunlarda hiçbir sorumluluk almıyoruz. yok "ben sıfırı göze aldım", "boşver abi, kör olayım.", "yahu ne olacak siz link verdiniz, biz de kapatma tuşunu biliyoruz evelallah" derseniz lütfen kaynak belirtiniz. ayrıca TCK'ya aykırı maddelerden tırstığımızdan hemen yayından kaldırıp "görmedim, biri bişi mi yazdı." deyip yalan da söyleyebiliriz. * ayrıca bu sitede alıntı çalıntı bilgiler de çoktur. genellikle telifsiz yerlerden alıntılar ve çalıntılara müsade edilmektedir. rahatsız olduğunuz entry ve başlıklar için lütfen korsansozlukcu@gmail.com mailini kullanarak yönetimle temasa geçiniz. herkese iyi uçuşlar ... |
|---|
iiÅŸte burada ekÅŸi
iişte burada ekşi sözlükçüler tartışmış vakti zamanında....
aç gözlerini insanoğlu filan...
iişte burada ülküceler
iişte burada ülküceler ile doğu perinçek mevzusunu gündeme getirmiş toktamış ağabey.
2006'dfa radikal gazetesinde
2006'dfa radikal gazetesinde şöyle bir yazı çıkmış
Kızılelma koalisyonu
Kızılelma koalisyonu
Kızılelma koalisyonu, en son Temmuz 2005'te Lozan'daydı.
Türk ulusalcılığı tedrici olarak bünyesinde sola dair malzeme ve cephaneyi tasfiye etti. Zaman içinde pür milliyetçi bir karaktere büründü ve "ulusalcılık" olmaktan çıktı
22/01/2006 (1055 defa okundu)
DOĞAN GÜRPINAR (Arşivi)
Son dönemde kamuoyunda "Kızılelma koalisyonu" olarak adlandırılan oluşumda, sağ ve solun sadece çeşitli unsurlarının aynı refleks ve duyarlılıklardan hareketle birbirine yakınlaşması değil, birbirlerine entegre olması gözlemleniyor. Ortak paydaları "milliyetçilik" veya en başta "sağcı faşist milliyetçilerden" kendilerini ayırmak isteyen solcuların icat ettikleri ve kendi ayrıksılıklarını ifade etmeye çalıştıkları bir kavram olan "ulusalcılık", bu ittifakın tanımlayıcı üstçatısı oldu. Onlara göre, ulusalcılığın milliyetçilikten farkı, milliyetçilerin duygusal ve hamasi saiklerle milletlerini öne koyarlarken, ulusalcılığın rasyonel olarak milli çıkarları gözeten ekonomist bir sağduyuculuk olmasıydı. Ama zaman içinde ulusalcılığın bu rasyoneli tamamen söndü ve milliyetçiliğin farklı bir isimlendirmesinden öte bir şey ifade etmez oldu. Tek nüansı ulus kelimesinin cumhuriyette yeniden canlandırılan bir kelime olması ve Türkçe (Moğolca) olması sebebiyle daha "laik" bir imgeye sahip olması kaldı. Bundan öte bir de hegemonyaya yönelik manipülatif bir içerik taşıyor. Şöyle ki; sol ve laik çağrışımlı ulusalcılık kendini milliyetçi tanımlayan ve addedenleri kendi üstünlüğünde bir araya getirince, kendini daha güçlü bir şekilde sunabiliyor ve kabul ettirebiliyor. Ulusalcılık, içi milliyetçiliğe göre daha iyi ve daha akılcı doldurulduğundan ve pazarlamasında kendi pozisyonunu daha ikna edici, daha rasyonel ve daha sempatik sunabildiğinden, kaba milliyetçilere inceden inceye bir gol atmayı da başarabiliyor.
Sol nerede?
Türk ulusalcılığı, sol gelenekten çıkan tek benzeri gibi düşünebilinecek anti-Amerikan ve anti-AB'ci bir söylemle ortaya çıkan Fransız suverainisme'i ile kısmen örtüşen özellikler taşır gibi görünüyor. Ancak suverainisme, geleneksel sosyalizmi ve hatta ouvriérisme'i kısmen yaşatan ve canlı tutmaya çalışan, sosyal boyutu da içinde ciddi biçimde barındıran bir düşünce. Türk ulusalcılığı ise tedrici olarak bünyesinde sola dair malzeme ve cephaneyi tasfiye etti. Zaman içinde pür milliyetçi bir karaktere büründü ve "ulusalcılık" olmaktan çıktı. Sınıfsallığı görelileştirmek yerine tamamen inkar edecek noktaya geldi. Evrenselliğini, her bakımdan suni duran ve her şeyiyle Türkiye'ye bağlantılayan antiemperyalist söylemi dışında tamamen yitirdi.
Bu ittifakın mümkün olması için öncelikle dünyanın tek kutuplu olması ilk gerekli şarttı. Soğuk Savaş'ın bitmesi, aynı zamanda dünyada (marjinal Küba ve Kuzey Kore dışında) sosyalizmin yaşayan ve ciddi bir alternatif oluşturan siyasal-iktisadi bir model olmasının sona ermesini getirdi ki, bu da bu koalisyon için başka bir gerekli şarttı. Bu sayede, solun en azından bir kısmı için sosyalizm bu ideolojinin sonul neticesi ve canlı bir ideali olmaktan çıktı. En azından bu yönde umutlar oldukça zayıfladı. Sosyalizm hakiki manada bir alternatif olmaktan çıkınca sol varoluş nedenini pozitif değil negatif olarak yeniden kurmaya başladı. Küreselleşme karşıtlığı da benzer bir dinamiğin göstergesi olarak gelişti. Sol artık kendini projesinin ne olduğu değil, neye karşı olduğuyla ifade ediyordu. Aslında karşı olunanlar büyük ölçüde aynı kalsa da, sonuçta bu negatif muhteviyatı solu milliyetçiliğin kucağına düşmeye mahkum kıldı. Çünkü, sol artık somut ve cidden inanılan bir programa sahip olmadığından, sağ-milliyetçi kesimce kendisi bizzat bir tehdit olarak algılanmadı. Bu sebeple sağ-milliyetçilik için faydanılanabilecek ve yanında taşınabilecek bir "yol arkadaşı" olarak görülebildi. Zira solun karşıt oldukları, solun dünya görüşünü ve muhteviyatını eksiksiz bir şekilde tanımlamaktan çok uzaktı.
Kazanan kim?
Buradan hareketle şu sorular sorulmalı: Söylemsel düzeyde, Kızılelma koalisyonu sürecinde yaşanan söylemsel etkileşimde, iki kamp arasında ne tür transferler, benimsemeler ve ricatlar (capitulation) oldu? Yani bu "tuhaf ittifak"ta kim ne kazandı, kim ne kaybetti ?
Öncelikle toplumsal temsiliyeti çok sınırlı olan, hatta olmayan sol, kendine belli bir temsiliyet veya meşruiyet zemini sağladı. Yani sol bir kimlik altında mesajını ulaştıramayacak birçok isim, sözleri dinlenir bir ortam edindiler. Bu bakımdan sol Türk toplumunun bir kısmını kucaklama, onlarla özdeşleşme imkanı buldu. Bundan başta, sol jargon ve terminoloji belli bir miktarda bu ittifak vasıtası ve imkanıyla sağ kesime yayıldı. Bu jargonun anahtar kelimesi kuşkusuz "antiemperyalizm"di. 1960'ların üçüncü dünyacı antiemperyalist teorileri bu sayede milliyetçi kesimde kullanılmaya başlandı. Milliyetçilik konvansiyonel olarak bu tür emperyalist teorilere ihtiyaç duymaz ve uluslararası siyaseti Darwinist bir anlayışta, milletlerin diğer milletlerle mücadelesi şeklinde görürken, Türk milliyetçiliğinin, bir tarafta ABD, bir tarafta Avrupa olmak üzere emperyalizme karşı mücadele verdiği diskuru belli ve tamamen kapsayıcı bir çerçeve içinde teorize edildi. Türk milliyetçiliği böylece sadece Türklüğün çabası bir mücadele olmaktan terfi ederek küresel bağlamda kritik bir anlam ve önem kazanmış oldu. Ancak öte yandan antiemperyalist teori bu şekilde bir "milletler mücadelesi" içinde eritilerek manasını tamamen kaybetti. Antiemperyalizm, kendi başına bir dinamik olmaktan çıkarak bir yan parça haline geldi. Bu yaklaşım, aynı zamanda emperyalizmin zaten 1960'ların üçüncü dünyacı antiemperyalizm teorilerinde de var olan şekilde, iktisadi tanımından tamamen çıkartılarak siyasal bağlama çekildi. Yani emperyalizm ancak ülkelerin ülkelerle mücadelesinde gözlemlenebiliyordu. Uluslararası şirketler ise aslında emperyalist merkez devletlerin güdümünde olmaktan öteye gitmiyorlardı. Bu şekilde, emperyalizmin siyasallaştırılması ve siyasallaştırılmasının doğal neticesi olarak devletleştirilmesiyle yine bu mücadelede ana eksen, Türk devleti ile Türk devleti olmayan zıtlığına (dikotomisine) indirgenmiş oldu. Böylece Türk devletinin kayıtsız şartsız savunuculuğu pozisyonuyla yeniden icat edilen (her yeniden tanımlama aslında icattır) Kemalizm, Kızılelma koalisyonunun birbiriyle aslen çelişik olması gerektiği varsayılan bu iki kutbunu birbirine zamkladı. İlginç olan, her iki kampın da Kemalizm'den anladıklarının oldukça farklı olmasına karşın, ittifak bir konstrüksiyon olarak değil, bir karşıtlık üzerinden kurulduğu için, bu kaçınılmaz uzlaşmazlık hem iki kesimce de fark edilmedi, hem de "büyük şeytan"a karşı mücadele içinde ikincil boyutta kalan ve kalması gereken minör bir uzlaşmazlık olarak görüldü. İşin tuhafı bu ittifakın yine destekçisi ve müttefiki olan İslamcılar da bu yeniden icat edilen Kemalizm tanımından rahatsızlık duymadılar. Hatta bu manada en Kemalist onlar kaldılar. Zira bu yeniden formüle edilmiş Kemalizm yine ancak bir karşıtlığa indirgenmişti. Atatürk'ün ne dediğinden çok nelere karşı olduğu keyfi ve selektif bir şekilde imal edilirken, Kemalizm'in laik duyarlılığı fazla meydana çıkarılmadı; zira Atatürk ve Milli Mücadele, Batı Haçlı emperyalizmine karşı verilmiş bir savaşa dönüştürülmüştü. Çünkü burada bu bağlama çok ilginç üçüncü bir boyut eklenmişti. Bu solcu üçüncü dünyacılık aynı zamanda İslamcılık öğesini de içeriyordu. Üstelik İslam bir stratejik yol arkadaşlığından çok öte, bu milliyetçi antiemperyalist teorizasyonun can damarını oluşturdu.
Sonuç olarak Kızılelma ittifakı büyük ölçüde sosyalist teorizasyon ve jargonun milliyetçi damara enjekte edilmesiyle şekillenirken, metodoloji sosyalist, mantıksal netice milliyetçi oldu. Sosyalist komponentler devletçiliğin ve milliyetçiliğin hizmetine sunuldu. Böylece, milliyetçiliğin temel paradoksu olan herkesin kendi milliyetinin diğer milliyetlere göre meşruiyet üstünlüğünün nereden kaynaklandığı sorunsalı, İskender'in Gordion darbesiyle çözülmüş oldu. Her milliyetçilik bir haklılık argümanı kurar. Türk milliyetçiliği ise Soğuk Savaş'ın ardından uzun süre hâlâ "komünistler Moskova'ya" diye bağırdıktan sonra, sol kökenli teorik çerçevesi tamamen kuşatıcı ve kapsayıcı bir argümanı hazır olarak buldu. Buna, her iki kesimi orta noktada buluşturan Türk devleti yücelticiliğinin, Türk devletinin daimi haklılığını kırılmaz bir teorik bütünlük içinde açıklar kılmasıyla, tuhaf bir şekilde, aslında anaakım merkezciliği temsil ve sembolize eden Kemalizm (her ne kadar pür anaakım merkezciliği, daha yumuşak tanımlı bir Atatürkçülük temsil etse ve Kemalizm, bünyesinde anaakım için uygunsuz bazı unsurları barındırsa da) ve devletçilik, mobilize edici unsurlar olarak atın önüne koşuldu. Merkez radikal olurken, radikalizm merkez oldu. Sol sağ oldu. Belki de Türk solu aslına rücu etti?
DOĞAN GÜRPINAR: Sabancı Üni., asistan