nurdan gurbilek

0
points

.

mirzelal's picture

Nurdan Gürbilek 1956

0
points
Nurdan Gürbilek 1956 yılında Kütahya'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi ve aynı bölümde master yaptı. Akıntıya Karşı, Zemin, Defter ve Virgül dergilerinde yazdı. İlk kitabı Vitrinde Yaşamak'ta (Metis, 1992) 80'li yılların Türkiyesi'ndeki kültürel değişimi konu aldı. Yer Değiştiren Gölge (Metis, 1995) ve Ev Ödevi (Metis, 1999) adlı kitapları edebiyatla ilgili denemelerine yer verir. Kötü Çocuk Türk ise (Metis, 2001) Türkiye'nin yakın tarihinde öne çıkmış kültürel imgeler üzerine denemelerden oluşur. Gürbilek'in Walter Benjamin'in yazılarından derleyip sunduğu Son Bakışta Aşk Metis Seçkileri'nde yayımlanmıştır (1993).
nezzare's picture

Jale Parla'nın

1
point

Jale Parla'nın öğrencilerinden biri. Sibel Irzık ile beraber hocasını geçme yolunda ilerleyen eleştirmenlerden biri.

admin's picture

kötü çocuk türk isimli

1
point

kötü çocuk türk isimli kitabından alıntı...

Kemalizmin Delisi Oğuz Atay / Nurdan Gürbilek

Atay'ın kişilerinin bugün bize en yakın gelen özelliklerinden biri, hayat
karşısında beceriksiz, "hayatın acemisi" olmaları. Tutunamayanlar'da Selim
Işık, Tehlikeli Oyunlar'da Hikmet Benol, düşünmekten yaşamaya fırsat
bulamamış, "hayat bilgisi"nden yoksun, bu yüzden de zihinlerindeki doğrularla
birlikte evde kalmış, çocuk kalmış kişilerdir. Herşey çok önceden belirlenmiş
gibidir: "Kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi" Selim
çocukken ne futbol takımına girebilmiş, ne sınıf mümessili olabilmiş, ne
korkularını yenip çocukluk aşkının peşinden dut ağacına çıkabilmiş, ne de
büyüdükten sonra,kötü yaşarım korkusuyla hayata dahil olabilmiştir. Hikmet'in
içindeki çocuk da, "yaşamadığı için büyümemiş"tir. O da Selim gibi düşünmenin
kurbanı gibidir: Erkeklerin pijama ve terlikle dolaştığı, duvarlarına takvim
asılan evleri gülünç bulduğu için kendine bir hayat kuramamış, sahte olurum ya
da kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamamış, bir kere böyle düşündüğü için başka
türlü düşünememiş, sırf öyle söylediği için bütün hayatını "kelimeler uğruna"
harcamıştır. İçlerinden bir tek "eyyamgüder" Turgut Özben beceriklidir:
Duraklara en kısa yollardan çıkabilir, dolmuşa herkesten önce binebilir; erken
yaşta, öğretmenin gözüne girebilmeninin bağırarak şiir okumaktan geçtiğini
keşfeder; ama o da bu beceresini, "hayat pasosu"nu Selim'i anlamaya çalıştıkça
kaybedecek, bir "deliler treni"nde bir istasyondan diğerine dolaşmayı
seçecektir. O halde bir kader birliğinden söz edilebilir: Bilinç insan
hayatın dışına itecek; beceriksiz, tutuk, acemi ve işlevsiz kılacaktır.

Atay bu yaşantıyı acıklı bir dille, tutunamamaktan yakınarak ya da
tutunamayanları hor görenlere, onları gülünç duruma düşürenlere öfke duyarak
-bir tür unutkanlıkla, acı çekenin dışında herşeyi unutarak- anlatabilirdi.
Ama bunu yapmıyor; birşey geri çekiyor Atay'ı; oradaki tutukluğu,
beceriksizliği abartmayı, daha komik, daha kırılgan, daha korumasız kılmayı
seçiyor. Tehlikeli Oyunlar'da Hikmet, hayattan kaçıp sığındığı gecekonduda,
kendisi gibi yaşamasını bilmeyenler için büyük bir boşluğu, "hayat kadar büyük
bir boşluğu" dolduracak yüzlerce ciltlik bir "hayat bilgisi" ansiklopedisi
çıkarmayı tasarlıyor. Bir insanın günlük hayatta yolunu bulması için bilmesi
gereken herşey; soyunurken nasıl bir sıra takip edeceği, pijamalarını nasıl
katlayacağı, "Bakkal Rıza'ya gitmek meselesi" dahil günlük hayatta
karşılaşabileceği bütün durumlar ayrıntılarıyla, mümkün olan bütün çözüm
yolları aydınlatıldığında kimse kararsız kalmayacak, kimse kendini yalnız
hissetmeyecek, kimse delirmeyecektir. Kitaplardan edinilmiÅŸ bilgiden,
kitabilikten, bilincin karşılıksızlığından, zihinde kurulana tekabül eden bir
gündelik hayat olmamasından kaynaklanan yalnızlık, bu kez bu soruna da
karşılık verecek dev bir kitapla aşılmaya çalışılıyor. Bir türlü hakim
olunamayan günlük hayata dahil olmanın, sürekli bir korku kaynağı olan eşyayı
denetlemenin tek yolu, hayatı hep bir hayat bilgisi kitabına danışarak, bir
talim olarak yaşamaktan geçecek: Kapının kilidi iki kere çevrilmeli,
anahtarlar vazonun içine konmalı, diş fırçası yıkandıktan sonra lavabonun
kenarlarına vurularak suları silkilmeli, sevişirken iyi oluyor, iyi oluyor
diye tekrarlamalı, tabiatı sevme talimleri yapılmalı... Hikmet'in yaptığı
gibi: "Bütün kötülükler dalgınlıktan çıkıyor. İnsan nerede olduğunu, ne
yapmakta olduÄŸunu her an bilmeli. Mesela sen ÅŸimdi kahvedesin dedim kendime,
çayını içtin dedim, parasını ödeyeceksin dedim. Dışarıda yağmur yağıyor, sen
yağmurun dinmesini bekliyorsun. Mevsimlerden sonbahardır ve içindeki bu yavaş
hüzün sonbahar yüzündendir. İlkbahar olsaydı böyle hissetmezdin. Mevsimlerin
değiştiğini gözden kaçırmamalısın. Kahvede oturup Sevgi'ye gideceğini durmadan
düşünüp, sonra da çayını parasını verip vermediğini bilmez bir duruma
düşmemelisin. Hızla kapıdan çıkıp, yürümeğe karar vermiş olduğun halde
yalınayak otobüse binmemelisin. Hiçbir zaman, birdenbire kendini bilmediğin
bir yerde bulmamalısın. Bütün kötülükler hazırlıklı olmamaktan doğuyor."

  • türkiye'nin hakemli edebiyat eleÅŸtirisi dergisi. içinde ÅŸiir ve öykü yayımlanmıyor. 4-5 sayısı yakın zamanda alef yayınlarından çıktı.
  • Çünkü onlar bize çileli yoksulların tehlikeli bir kitleye, maÄŸduriyetin hınca acının suça dönüştüğü andan söz ediyorlar.
    N.Gürbilek.

  • acaba tamer gürbilek mi diye tereddüt ettiÄŸim
    temmuz 2007 tarihli heves dergisi'nde şiiri yayınlanmış şair.

  • kendimi eklemem gerekti...
    nurdan varlıklar, günah falan işlemezler....

  • Benjamin Seçkisi'nin 3. basımı bu. 1993'te ilk yayımlanırken Türkçe'de pek az çevirisi vardı Benjamin'in.