çocukluğumuzdan beri bellediğimiz temiz bir hakikattir: İyİ olan kazansin!
orhan pamuk'a baktığımda da, abdullah gül'e baktığımda da yalnızca işlerinde iyi olan iki adam görmüyorum ben.
nerde bu kadın? nerde?
hakkı yok ki bizi mahrum etmeye, o güzel zihninden geçen düşünceleri okumaktan! var mı yoksa... çok özledim ben. hatta sanırım aşığım ona. biri iletsin lütfen.
perihan hanım medya dünyası denilen garip alemin zararlarından korunmaya çalışıyor-du. şu aralar ne yaptığını doğrusu bilmiyorum. anladığım kadarıyla kafa dinliyor. dilini severim, kelime dağarcığım onun sayesinde gelişmiştir. alengirli ifadelerini çözebilmek için agresif gürcü mantalitesine sahip olmak gerekir ki benim bu yönüm gayet optimist düzeylerde seyreder. yine de bir okuyuşta anlayabildiğime göre pm tarzına alıştığımın göstergesidir bu. sıkı 1 radikal okuyucusu olarak kendilerine ''yuvaya dön''diyorum.
yurdumun bağrında yetişmiş -sözde- aydın, entel, radikal yazarı.
bence radikalde kalmalı.
zaman zaman onu okurken yoruluyorum,
noktalama işaretlerini nerde nasıl kullanacağını bilmeyen, çoğu zaman kurduğu cümlelerin "olmamışlığının" farkına varan, okuyucusuna da bunu belirten entel aplamız.
taraf gazetesine verdiği röportajda;
“Annemi fasulyesinin tadını bilmeyen artık arkadaşım olamaz. Ortaokuldan gelen arkadaşlarım var. Çok çok az yeni insan giriyor hayatıma. Ne zaman hayatıma yeni biri girse bin pişman oluyorum. Medya çevresinden hayatımda olan herkesi attım. Medyadan kimseyle ahbaplık etmem. Karakter deformasyonu var bu insanlarda. Aşırı derecede kötü kalpliler. Bu ülkede yaşamamın tek nedeni yakın arkadaşlarım. Onlarla çok görüştüğüm için başkalarına zaman da yok" demişti.
sanırım bu karakter deformasyonu sadece medyatik insan evladında yok. hepimizin hayatından gelmiş geçmiştir böyle insanlar, çok doğru bir saptama olmakla beraber entel aplamız bunun sadece medyada olduğunu sanarak bi anlık gaflete düşmüştür.
burdan perihan aplaya selam edip, imza atan o ellerinden öpüyorum.
ve kendimi "aşırı derecede kötü kalpli hissediyorum"
:)
radikal'deki köşe yazarlığına son verme kararı almış ve gün itibariyle de veda niteliğindeki yazısı okurlarıyla buluşmuştur.gelir kaynaklarını artırma umuduyla ait olduğu medya grubu tarafından 'o kesimde eksik kalmasın' tarzında riyakar bir yayın politikası giydirilerek podyuma çıkarılmış bir gazetede,savunduklarının aksi durumlar mevcutken çok bile dayandı.umarım gerçekten bağımsız bir köşede yazmaya devam eder.ve umarım demokrasiyi -kendi sırtları öyle pek hale geldiği için- ordu olmazsa herşey gülistanlık şeklinde yorumlayıp,kendi sınıflarına çıta çıta bal sunan bir politikaya da dahil olmaz.zira dahil olduğu bünye -her ne kadar yazar kendi tutumunu kollasa da- çok şey götürüyor kişiden.perihan mağden'i tüm 'adını koyalımlardan' bağımsız perihan mağden olarak okuyabilmek dileğiyle...
yahu şu "halka ve olaylara tercüman" mı ne zıkkımdır, bugün (19/01/2008) perihan mağden'i resmen sürmanşetten hedeflemiştir... lütfen sessiz kalmayın, en uygun lisan-ı ünasiple boykot edin, edindirin... e mi veletler...
anladın sen...
Terör büyük şehirlere sıçramıştır. Büyük şehirde terör büyümeye mahkûm bir leke gibidir: Çitiledikçe, büyür. Kaşıdıkça, azar.
Kan lekesi, yağ lekesi gibidir.
Yağ lekesi nasıl ipeğin üstünde büyürse, yayılırsa; kan lekesi de büyür durduğu yerde. Yayılır. Genişler. Akar.
Büyük Şehirlerimizde binlerce, on binlerce çocuğumuz işsizdir, güçsüzdür, kimliksizdir, geleceksizdir. Büyük Şehirler; zaman ayarlı büyük bombalara benzerler.
Bu memlekette, bu denli yoksun ve yoksul çocukla öyle.
Çocukları Koka Kola Utkularıyla uyutamayacağınız; Popstar/Tophıyar/Ferrari
püsür piyangolarıyla pışpışlayamayacağınız bir yer, bir zaman vardır.
Büyük Şehirlerde terör, o zamana ayarlıdır. Kaybedecek Hiçbir Şeyi Olmayanların tahammülünün nihayetlendiği zamana. Kimliksizliğin çekilmez ve katlanılmaz olduğu mekâna. Bir Hiç
Olma Hali'nin, ne pahasına olursa olsun
Bir Halt olmakla takas edilmek için ulaşılan yere: Gözkararması Men-
zili'ne/Bilinmezliğin/Terörün Adresine.
Yanarak da olsa yakmaya.
Benzinle de olsa 'var' olmaya.
Sonlanarak başlamaya.
Küllerinden doğma ümidine.
Aslın hükümsüz olduğu yerde, suretinin bir şeyler becerebilme ihtimaline.
Şimdi, şehirlerde teröre her zaman olduğundan daha yakınız. En yakınız.
On yıllardır yatakların/yorganların/dolapların altına süpürdüğümüz 'meseleler', görmezden gelmekteki maharetimizle parmak ısırttığımız 'hakikatler', yok sayarsak yok olacağını çocukça ümit ettiğimiz baş edilmezlikler Büyük Şehirlerde büyük canlarımızı, çok sıkabilir.
Bizden Uzaktaki Yılan bin yaşasın diyerek geçirdiğimiz onca zaman.
Fakirin, fukaranın, rençberin, amelenin çocuğunu telef ederek uzattığımız onca savaş yılı.
Onca kahramanlık türküsü.
Utanmadan, etmeden söylenmiş.
Elin çocuğuyla gerdeğe girmeler: Ölümle gerdeğe.
Bugün barış için en büyük savaşın, en zoru olduğu ortadadır.
Çıkıp Kürtler "Ne TSK'ya, ne PKK'ya verecek çocuğum yok!" diyorlar mı, diyebiliyorlar mıdır?
Gidip Çürük Çetelerinden sahte çürük raporları almak, uzlaşmaktır. Uzlaşmanın, ağababasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin en süfli oyunlarına boyun eğmektir.
Kabul etmektir.
Vicdani Red, nadas için yakılan tarlalar gibi yayılmalıdır.
Vicdani Red, barış için savaşmayı göze alanların vereceği en iyi ve tek iyi cevaptır.
'Silahlara Hayır!' demenin, 'Savaşa Hayır' demenin bin tane yolu yoktur. Binbir yolu da yoktur. Karşı koymanın, karşı durmanın BİR TEK yolu vardır: SAVAŞA HAYIR! diyebilmek. SAVAŞMAYA HAYIR!!
İnsan öldürmeyeceğim! Hiç kimse,
hiçbir güç bana insan öldürtemez! demek. Hiçbir gücün, bir insanın başka bir insanı öldürmesi için emir vermeye hakkı yoktur! demek.
Öldürerek kirlenilir- demek. Sonsuza dek.
Haklı ölüm yoktur, haklı öldürme yoktur- demek.
Ölenleri tanımadığın bir savaşta, öldürdüğünün kim olduğunu bilmediğin bir savaşta bir Kürt'ün bir Türk'ü, bir Kürt'ün bir Kürt'ü, bir Türk'ün bir Kürt'ü, bir Türk'ün bir Türk'ü öldürmeye hakkı yoktur. Olmamıştır ve olmayacaktır. Demek.
Dünya üstünde kimse kendine bu hakkı vehmetmesin- demek.
"Bana emir veren kimdir? Ve bunlar nasıl olur da, neden olur da benim üstümdedir? Onların bana üstün kılan, bir cana kıymamı emrettiren güç ne olabilir ki? Böyle bir güç bu hayatta mümkünat dahilinde midir?" demek.
Şimdi yapılması gereken budur: Devlet Terörü'nün teröre benzin dökmek demek olduğunu kabul etmektir.
Şimdi son zamanlarda tamamen çalıların arkasına gizlenmiş bulunan Tavşanlar'a, Militarist Hayvanlar'a, Korkunun Dağları Beklediği Dağlılar'a, çocuklarımızın canından daha değerli hiçbir şey olmadığını ve olmayacağını hatırlatmak istediğim Etoburlar'a nafile seslenişimi, yinelemek isterim.
Zira bu nafilelik hiçbir zaman bu kadar 'haklı' olmamıştı. Yerini bulur, bulmaz; bu kadar gerekli olamazdı. Olmamıştı.
VİCDANİ RED: ŞİMDİ!
Oray Eğin'e methiyeler düzdüğü yazısını okuduğumda -nadirattan- aynı fikirde olmadığımızı görmüştüm. Fazıl Say yazısını okuduğumda da benzer düşünceler içine girdim. Ancak şurası doğrudur: Fazıl Say rahatsızlığını özgürce ifade edebilmeli, dilediğini söyleyebilmeli..not:Dün gece hafiften çark etmişti Say; bu da hoş değil. Gerçekler acıdır Peri, Oray gerçekliğini düşün hele bir.
fazıl say konusunda da mutedil olayım derken yargı hatasında bulunmuş yazar. söz konusu yazısına kendisinin de benzer hisler yaşamasına sebep olan gerekçelerini iliştirerek bir tür kader arkadaşlığına soyunmuş say ile. bunu yaparken ölçüyü de kaçırmamış ki en nihayet yazısı " bir de buradan bakalım " kıvamında; suya sabuna dokunmuyor.
ahh perihan abla ahhh yurdum entelinin yurdum karşı duruşunun simgesi oldun abla biliyormusun. abla seni bir tek entel takımı anlıyor farkındamısın mesela ben anlamıyorum seni abla kurduğun cümleler aforizmaların anorizmaların üzerimde TRİOANDOPlazmik etkiye yol açıyor dumur oluyor abla ne diyorsun abla bana düzden niye söylemiyorsun bana alagori veregori yapma abla BEN anlamam algoritmadan zaten ben eskidende matematikten çakmazdım ki ortaokul hariç abla ortaokulda fıstık gibi bir hocam vardı süper minisiyle ağzımın suyunu akıtırdı abla sırf onun gözüne girip en önde oturup bacaklarını izleyebilmek için matematikte sınıf birincisi olmuştum abla, bak gözlerim mai değil ama matematikte sırf güzel bir kadının bacaklarını görebilmek iç.in sınıf birincisi olabiliyorum bende potansiyel var abla abla bak sana deyince farkettim demekki benim potansiyelimi bir çift güzel bacak tetikliyormuş tüh be abla keşke seni daha önce okusaydımda üniversite sınavına hazırlanırken önüme bir çift güzel manken bacağı koyup çalışsaydım şimdi boğaziçili olur böylece ne dediğini anlayabilirdim ahh ahh işte ANLA mak yada mamak bütün mesele bu görüyormusun şimdi kendi dediklerimi bile anlamıyorum seni nasıl anlayım be abla....
Çok gönüllerde yer eden 1 Atatürkçülük Reklamı'yla, yangın yerine dönmüş laikçi ruhlarımıza bir avuç gülsuyu serpti ya Türkiye İş Bankası.
O reklam daha çok tartışılır, çoook.
Hem 'ne eline batan diken' 'ne de söylenenler' akabinde olumsuzlama yaparak (umrunda olmayacak) yanlış Türkçe kullanımıyla- Atamız'ın Türkçesi kusursuzdu. 'Türkçe'yi dahi Arapça ve Farsça'nın işgalciliğinden kurtararak;
O kurmamış mıydı? Yani?
Hem de kâğıt mendil mi/peçete mi? Haluk Bilginer mi/Kevin Costner mı? Kız çocuk mu/oğlan çocuk mu? meseleleriyle o reklam daha çok (gül)su(yu) kaldırır.
Ve fakat özellikle yabana atılmamasını istediğim iki (s)açılım vardı. Biri, hakikaten Süper Parlak Fikirlerin Kelebek(teki) Yazarı Cengiz Semercioğlu'ndan geldi.
Atatürk'ün (orijinal bir fotoğrafına dayanarak) İş Bankası Reklamı'nda giydiği baklava desenli yeleği, şimdi, en muhtaç olduğumuz günlerde, üretecek babayiğit 1 Türk Tekstilcisi yok muydu? Peki?
Böyle bir yelek yapılsa yeniden, vitrinlerdeki yerini alsa; Sn. Semercioğlu'na kalır ise, satış rekorları kırardı.
Hakikaten yok mu yani: Trikotajın Kuvvayı Milliyecileri! Kazaklar! Hunlar! Yelekler!
Fikir annesi ben değilim; ama süper bir irdeleme. Yok mu bu baklava desenli yelekten öbek öbek üretip piyasaya verecek bir Atatürk Tekstilcisi? Triko Sanayimiz uyuyor mu?
İkinci mesele, benim de aklımı kurcalayan, Günaydın Rahşan Gülşan'ın 'NEDEN KIZ ÇOCUK DEĞİL?' çaresizliğiydi. Yine, reklamın ruhunun apartıldığı orijinal fotoğrafında Atamız, manevi kızı Ülkü ile konuşmaktadır. Öyleyse Çinlitatarı Türk Kızı Ülkü'nün yerine şimdi Ni-ÇİN 1 oğlan çocuk gül bahçesine yerleştirilmiştir?
Baklava desenli yeleklerin üretimine dair, maalesef 1 Tekstil İmparatoriçesi olmadığım için bir cevabım yok.
Ama Atatürk Psikiyatrisi'nin bir numaralı uzmanı Prof. Vamık Volkan'ı dahi kıskandıracak bir açılımla BU soruya bir cevabım var. (Bana da artık Bayan Yüzbaşı Volkan, dersiniz.)
Ülkü Adatepe, her ne kadar baştan ayağı payetlerle Türk bayrağı işlenmiş tuvaletler içinde Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar misali Türkiye Cumhuriyeti'ni ayakta tutan değerlere Cumhuriyetimiz Resepsiyonları düzenlese de-
Maalesef bir Nur Serter/Necla Arat değildir! 'Atatürk'ün Manevi Kızı' olarak sürdürdüğü hayatın nasıl da masraflı olduğunu anlatarak, Manevi Kız Maaşı'na zam filan istemiştir.
Dolayısıyla, Ülkü Adatepe'nin bir nevi Semra Özal'ın ikiz kardeşi0 olarak sürdürdüğü hayatı göz önüne alırsak, İş Bankası haklı olarak Küçük (Tatarçinlisi) Ülkü'yü hatırlatacak bir kast çalışmasına gitmemiştir.
Cumhuriyetimizin inşaının esasına dair, o hepimizi mendil-peçete ağlatan mesajı, Atamız'ın ağzından bir oğlan çocuğuna emanet ettirmişlerdir.
Bunun ancak benim (Bayan Yüzbaşı Volkan) ve 'Ölümsüz Atatürk' menkıbesinin yazarı Prof. Volkan'ın çözebileceği psikodinamiklerine iner isek-
MAVİ GÖZLER! Evet; cevap tam da budur! Zira Atamız'ı canlandırma görevini hakikaten ne biçim icra eden, acayip iyi aktör Haluk Bilginer'in gözleri, maalesef ama maalesef KAHVE RENGİDİR!
Bu büyük açık kapatılmak için, Bilginer'in gözleri sürekli bizlerden ve yani kameralardan kaçırtılmış, kaşlarıyla, baklava desenli yeleğiyle, burun makyajıyla bir benzerlik harikulade başarıyla yaratılmıştır.
Ve fakat milletçe ve şiddetle hissedeceğimiz (ama Freud Öncesi'nde yaşadığımız için adını koyamayacağımız) MAVİ GÖZ EKSİKLİĞİ, boncuk boncuk gözlerini Atamız'a dikerek bu açığımızı ziyadesiyle kapatacak olan oğlan çocuğunun gözlerinin özenle seçilmesiyle, giderilme yoluna gidilmiştir.
Böylece 'Allahım', pardon "Atam! Bir eksik var, ama neydi, neydi, neydi, NE?" diyeceğimiz o psikolojik/psikiyatrik eksiklik Atamız'ın büyük bir ders verdiği oğlan çocuğunun gözleriyle giderilmiş, ruh sağlığımız bir kez daha, cevval mi derin Türk Reklamcıları'nın özeni/düşünceliliği sayesinde, onarılmıştır. Kurtarılmıştır.
Bu pazar günkü 'Facebook Atatürkçülüğü' isimli yazısına "Lenin, Hitler, Mao, Roosevelt, Churchill, Nasır, Nkrumah... 20. yüzyıla damgasını vuran tarihsel kişilerden çoğu geride kaldı. Bir dönem çok parlak yanan ışıkları yanmıyor. Onlara, artık CEREYAN VERİLMEYEN AMPULLER GÖZÜYLE BAKABİLİRİZ," cümlesiyle başlayan Haluk Şahin'in (en az bu reklam kadar içime gül suyu serpen) yazısıyla devam etmeme izin veriniz.
"Buna karşılık, dün 69. ölüm yıldönümü dolayısıyla andığımız Atatürk'ün AMPULÜ HÂLÂ YANIYOR VE BU YÜZYILIN SONUNA KADAR DA YANACAĞA BENZİYOR. Bu sonuca şuradan varıyorum: Son zamanlarda bir çılgınlık haline dönüşen Facebook sayfalarında on binlerce genç arasında müthiş bir Atatürk mesajı trafiği yaşanıyormuş. Atatürk köşeleri, Atatürk özdeyişleri, Atatürk fotoğrafları... Facebook kullananların ortalama yaşının 18 olduğunu varsayacak olursak, Atatürk'ün adının yeni yükselen kuşakla bu yüzyılın sonuna kadar canlı kalacağını söyleyebiliriz."
'Sol' 'entelektüel' bir gazetede Haluk Şahin vari yazarlarla birlikte yazıyor olmanın kıvancı 4 yana, 2007 yılında olduğumuza göre bir 93 yıl daha Facebook Atkatürkçülüğüyle yaşayacak olmamız vizyonerliğinin, beni nasıl (ennn az İş Bankası Reklamı kadar) duygulandırdığını, tahayyül edebilirsiniz.
Ey ampul sevdalısı Kemalist!
Ve de korkularına ket vuramayan duygudaşım okur! Hazır ol!
kazanacağı tazminatı sokak köpeklerine harcayacağını duyurdu.. perihan apla aman gel de sözlükteki hayvanlara da yap bir kıyak hadi.. he olmaz mı?
gel gel gümüle gel,
gel perihan apla gel,
gel hadi gel korsana gel,
domdom kurşunu..
Bir dışarı çıktı..ne alkolikliği kaldı,ne giysisinin ipekliği..Hayrünnisa Hanım'la aralarında hiç geçmeyen bir diyalog aktarıldı.Ablacım sen evde otur,ya da mümkünse Beyaz Türk türünün olmadığı mekanlara takıl.
hem kalemi hem kendisi hem insanlığı dünyalara değer kadınımız... sen olmasan bu mezbele kalemşörlere ve tarla farelerine kim laf edecek... hayvanlığımızı hatırlatıyon hayvan kadın...
uygulamalı olarak izah ediyorum;
olur olmaz YERDE çeşitli kelimeleri büyük harfle yazar, küçük yazılırsa zaten VURGU anlaşılamaz, büyük yazmakla da bu anlaşılamama haline son vereMEZ.niye büyük yazıyor şimdi bunu dersiniz.
kelime uydurur.olmadık kelime başlarına semi- anti -über ekler.yazıları bu yüzden gözü yorar.okumaya değer şeyler yazdığı oluyorsa da sözü fazla dolandırdığından zırvaladığı hissini uyandırır.iki demez de birden bir yukarı üçten aşağı der.
Ntv'de Neden programında Ceza için Türkçesi çok zengin bir çocuk deyince, Hakkı Devrim'in aşağılayan bakışlarına maruz kalmıştı.
www.perihanmagden.net: sert tıkla:ma
nerde bu kadın? nerde?
hakkı yok ki bizi mahrum etmeye, o güzel zihninden geçen düşünceleri okumaktan! var mı yoksa... çok özledim ben. hatta sanırım aşığım ona. biri iletsin lütfen.
perihan hanım medya dünyası denilen garip alemin zararlarından korunmaya çalışıyor-du. şu aralar ne yaptığını doğrusu bilmiyorum. anladığım kadarıyla kafa dinliyor. dilini severim, kelime dağarcığım onun sayesinde gelişmiştir. alengirli ifadelerini çözebilmek için agresif gürcü mantalitesine sahip olmak gerekir ki benim bu yönüm gayet optimist düzeylerde seyreder. yine de bir okuyuşta anlayabildiğime göre pm tarzına alıştığımın göstergesidir bu. sıkı 1 radikal okuyucusu olarak kendilerine ''yuvaya dön''diyorum.
yurdumun bağrında yetişmiş -sözde- aydın, entel, radikal yazarı.
bence radikalde kalmalı.
zaman zaman onu okurken yoruluyorum,
noktalama işaretlerini nerde nasıl kullanacağını bilmeyen, çoğu zaman kurduğu cümlelerin "olmamışlığının" farkına varan, okuyucusuna da bunu belirten entel aplamız.
taraf gazetesine verdiği röportajda;
“Annemi fasulyesinin tadını bilmeyen artık arkadaşım olamaz. Ortaokuldan gelen arkadaşlarım var. Çok çok az yeni insan giriyor hayatıma. Ne zaman hayatıma yeni biri girse bin pişman oluyorum. Medya çevresinden hayatımda olan herkesi attım. Medyadan kimseyle ahbaplık etmem. Karakter deformasyonu var bu insanlarda. Aşırı derecede kötü kalpliler. Bu ülkede yaşamamın tek nedeni yakın arkadaşlarım. Onlarla çok görüştüğüm için başkalarına zaman da yok" demişti.
sanırım bu karakter deformasyonu sadece medyatik insan evladında yok. hepimizin hayatından gelmiş geçmiştir böyle insanlar, çok doğru bir saptama olmakla beraber entel aplamız bunun sadece medyada olduğunu sanarak bi anlık gaflete düşmüştür.
burdan perihan aplaya selam edip, imza atan o ellerinden öpüyorum.
ve kendimi "aşırı derecede kötü kalpli hissediyorum"
:)
evet tek çakma(!) entel diyelim dersek... öbürleri entel bile değil. sadece çakma'lardan ibaret basınımız.
çakma entellektüel apla...köşeci esnafı...
pek cok eski radikal yazari gibi
acaba o da mi taraf'a tasinacak dedirtiyor insana..
radikal madenini kaybetti. haluk şahin'in turşusunu kursunlar.
radikal'deki köşe yazarlığına son verme kararı almış ve gün itibariyle de veda niteliğindeki yazısı okurlarıyla buluşmuştur.gelir kaynaklarını artırma umuduyla ait olduğu medya grubu tarafından 'o kesimde eksik kalmasın' tarzında riyakar bir yayın politikası giydirilerek podyuma çıkarılmış bir gazetede,savunduklarının aksi durumlar mevcutken çok bile dayandı.umarım gerçekten bağımsız bir köşede yazmaya devam eder.ve umarım demokrasiyi -kendi sırtları öyle pek hale geldiği için- ordu olmazsa herşey gülistanlık şeklinde yorumlayıp,kendi sınıflarına çıta çıta bal sunan bir politikaya da dahil olmaz.zira dahil olduğu bünye -her ne kadar yazar kendi tutumunu kollasa da- çok şey götürüyor kişiden.perihan mağden'i tüm 'adını koyalımlardan' bağımsız perihan mağden olarak okuyabilmek dileğiyle...
ne güzel( mavi gözlerini beğenirim antr)
ne duygusal
ne küstah
(bkz. guclu kadin)
çok tatlı 1 kadın
yahu şu "halka ve olaylara tercüman" mı ne zıkkımdır, bugün (19/01/2008) perihan mağden'i resmen sürmanşetten hedeflemiştir... lütfen sessiz kalmayın, en uygun lisan-ı ünasiple boykot edin, edindirin... e mi veletler...
anladın sen...
belki suçlu benim ama dilnden hiç bir şey anlamadığım bir çeşit yazar,
günlük dilini bize çok ecnebice kalemşör olarak kullanan kadın yazar...
Şimdi vicdani red!
Perihan Mağden
08/01/2008 (7290 kişi okudu)
Terör büyük şehirlere sıçramıştır. Büyük şehirde terör büyümeye mahkûm bir leke gibidir: Çitiledikçe, büyür. Kaşıdıkça, azar.
Kan lekesi, yağ lekesi gibidir.
Yağ lekesi nasıl ipeğin üstünde büyürse, yayılırsa; kan lekesi de büyür durduğu yerde. Yayılır. Genişler. Akar.
Büyük Şehirlerimizde binlerce, on binlerce çocuğumuz işsizdir, güçsüzdür, kimliksizdir, geleceksizdir. Büyük Şehirler; zaman ayarlı büyük bombalara benzerler.
Bu memlekette, bu denli yoksun ve yoksul çocukla öyle.
Çocukları Koka Kola Utkularıyla uyutamayacağınız; Popstar/Tophıyar/Ferrari
püsür piyangolarıyla pışpışlayamayacağınız bir yer, bir zaman vardır.
Büyük Şehirlerde terör, o zamana ayarlıdır. Kaybedecek Hiçbir Şeyi Olmayanların tahammülünün nihayetlendiği zamana. Kimliksizliğin çekilmez ve katlanılmaz olduğu mekâna. Bir Hiç
Olma Hali'nin, ne pahasına olursa olsun
Bir Halt olmakla takas edilmek için ulaşılan yere: Gözkararması Men-
zili'ne/Bilinmezliğin/Terörün Adresine.
Yanarak da olsa yakmaya.
Benzinle de olsa 'var' olmaya.
Sonlanarak başlamaya.
Küllerinden doğma ümidine.
Aslın hükümsüz olduğu yerde, suretinin bir şeyler becerebilme ihtimaline.
Şimdi, şehirlerde teröre her zaman olduğundan daha yakınız. En yakınız.
On yıllardır yatakların/yorganların/dolapların altına süpürdüğümüz 'meseleler', görmezden gelmekteki maharetimizle parmak ısırttığımız 'hakikatler', yok sayarsak yok olacağını çocukça ümit ettiğimiz baş edilmezlikler Büyük Şehirlerde büyük canlarımızı, çok sıkabilir.
Bizden Uzaktaki Yılan bin yaşasın diyerek geçirdiğimiz onca zaman.
Fakirin, fukaranın, rençberin, amelenin çocuğunu telef ederek uzattığımız onca savaş yılı.
Onca kahramanlık türküsü.
Utanmadan, etmeden söylenmiş.
Elin çocuğuyla gerdeğe girmeler: Ölümle gerdeğe.
Bugün barış için en büyük savaşın, en zoru olduğu ortadadır.
Çıkıp Kürtler "Ne TSK'ya, ne PKK'ya verecek çocuğum yok!" diyorlar mı, diyebiliyorlar mıdır?
Gidip Çürük Çetelerinden sahte çürük raporları almak, uzlaşmaktır. Uzlaşmanın, ağababasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin en süfli oyunlarına boyun eğmektir.
Kabul etmektir.
Vicdani Red, nadas için yakılan tarlalar gibi yayılmalıdır.
Vicdani Red, barış için savaşmayı göze alanların vereceği en iyi ve tek iyi cevaptır.
'Silahlara Hayır!' demenin, 'Savaşa Hayır' demenin bin tane yolu yoktur. Binbir yolu da yoktur. Karşı koymanın, karşı durmanın BİR TEK yolu vardır: SAVAŞA HAYIR! diyebilmek. SAVAŞMAYA HAYIR!!
İnsan öldürmeyeceğim! Hiç kimse,
hiçbir güç bana insan öldürtemez! demek. Hiçbir gücün, bir insanın başka bir insanı öldürmesi için emir vermeye hakkı yoktur! demek.
Öldürerek kirlenilir- demek. Sonsuza dek.
Haklı ölüm yoktur, haklı öldürme yoktur- demek.
Ölenleri tanımadığın bir savaşta, öldürdüğünün kim olduğunu bilmediğin bir savaşta bir Kürt'ün bir Türk'ü, bir Kürt'ün bir Kürt'ü, bir Türk'ün bir Kürt'ü, bir Türk'ün bir Türk'ü öldürmeye hakkı yoktur. Olmamıştır ve olmayacaktır. Demek.
Dünya üstünde kimse kendine bu hakkı vehmetmesin- demek.
"Bana emir veren kimdir? Ve bunlar nasıl olur da, neden olur da benim üstümdedir? Onların bana üstün kılan, bir cana kıymamı emrettiren güç ne olabilir ki? Böyle bir güç bu hayatta mümkünat dahilinde midir?" demek.
Şimdi yapılması gereken budur: Devlet Terörü'nün teröre benzin dökmek demek olduğunu kabul etmektir.
Şimdi son zamanlarda tamamen çalıların arkasına gizlenmiş bulunan Tavşanlar'a, Militarist Hayvanlar'a, Korkunun Dağları Beklediği Dağlılar'a, çocuklarımızın canından daha değerli hiçbir şey olmadığını ve olmayacağını hatırlatmak istediğim Etoburlar'a nafile seslenişimi, yinelemek isterim.
Zira bu nafilelik hiçbir zaman bu kadar 'haklı' olmamıştı. Yerini bulur, bulmaz; bu kadar gerekli olamazdı. Olmamıştı.
VİCDANİ RED: ŞİMDİ!
Oray Eğin'e methiyeler düzdüğü yazısını okuduğumda -nadirattan- aynı fikirde olmadığımızı görmüştüm. Fazıl Say yazısını okuduğumda da benzer düşünceler içine girdim. Ancak şurası doğrudur: Fazıl Say rahatsızlığını özgürce ifade edebilmeli, dilediğini söyleyebilmeli..not:Dün gece hafiften çark etmişti Say; bu da hoş değil. Gerçekler acıdır Peri, Oray gerçekliğini düşün hele bir.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=241761
fazıl say konusunda da mutedil olayım derken yargı hatasında bulunmuş yazar. söz konusu yazısına kendisinin de benzer hisler yaşamasına sebep olan gerekçelerini iliştirerek bir tür kader arkadaşlığına soyunmuş say ile. bunu yaparken ölçüyü de kaçırmamış ki en nihayet yazısı " bir de buradan bakalım " kıvamında; suya sabuna dokunmuyor.
ahh perihan abla ahhh yurdum entelinin yurdum karşı duruşunun simgesi oldun abla biliyormusun. abla seni bir tek entel takımı anlıyor farkındamısın mesela ben anlamıyorum seni abla kurduğun cümleler aforizmaların anorizmaların üzerimde TRİOANDOPlazmik etkiye yol açıyor dumur oluyor abla ne diyorsun abla bana düzden niye söylemiyorsun bana alagori veregori yapma abla BEN anlamam algoritmadan zaten ben eskidende matematikten çakmazdım ki ortaokul hariç abla ortaokulda fıstık gibi bir hocam vardı süper minisiyle ağzımın suyunu akıtırdı abla sırf onun gözüne girip en önde oturup bacaklarını izleyebilmek için matematikte sınıf birincisi olmuştum abla, bak gözlerim mai değil ama matematikte sırf güzel bir kadının bacaklarını görebilmek iç.in sınıf birincisi olabiliyorum bende potansiyel var abla abla bak sana deyince farkettim demekki benim potansiyelimi bir çift güzel bacak tetikliyormuş tüh be abla keşke seni daha önce okusaydımda üniversite sınavına hazırlanırken önüme bir çift güzel manken bacağı koyup çalışsaydım şimdi boğaziçili olur böylece ne dediğini anlayabilirdim ahh ahh işte ANLA mak yada mamak bütün mesele bu görüyormusun şimdi kendi dediklerimi bile anlamıyorum seni nasıl anlayım be abla....
Gülü seven dikenine baklavalanır
Çok gönüllerde yer eden 1 Atatürkçülük Reklamı'yla, yangın yerine dönmüş laikçi ruhlarımıza bir avuç gülsuyu serpti ya Türkiye İş Bankası.
O reklam daha çok tartışılır, çoook.
Hem 'ne eline batan diken' 'ne de söylenenler' akabinde olumsuzlama yaparak (umrunda olmayacak) yanlış Türkçe kullanımıyla- Atamız'ın Türkçesi kusursuzdu. 'Türkçe'yi dahi Arapça ve Farsça'nın işgalciliğinden kurtararak;
O kurmamış mıydı? Yani?
Hem de kâğıt mendil mi/peçete mi? Haluk Bilginer mi/Kevin Costner mı? Kız çocuk mu/oğlan çocuk mu? meseleleriyle o reklam daha çok (gül)su(yu) kaldırır.
Ve fakat özellikle yabana atılmamasını istediğim iki (s)açılım vardı. Biri, hakikaten Süper Parlak Fikirlerin Kelebek(teki) Yazarı Cengiz Semercioğlu'ndan geldi.
Atatürk'ün (orijinal bir fotoğrafına dayanarak) İş Bankası Reklamı'nda giydiği baklava desenli yeleği, şimdi, en muhtaç olduğumuz günlerde, üretecek babayiğit 1 Türk Tekstilcisi yok muydu? Peki?
Böyle bir yelek yapılsa yeniden, vitrinlerdeki yerini alsa; Sn. Semercioğlu'na kalır ise, satış rekorları kırardı.
Hakikaten yok mu yani: Trikotajın Kuvvayı Milliyecileri! Kazaklar! Hunlar! Yelekler!
Fikir annesi ben değilim; ama süper bir irdeleme. Yok mu bu baklava desenli yelekten öbek öbek üretip piyasaya verecek bir Atatürk Tekstilcisi? Triko Sanayimiz uyuyor mu?
İkinci mesele, benim de aklımı kurcalayan, Günaydın Rahşan Gülşan'ın 'NEDEN KIZ ÇOCUK DEĞİL?' çaresizliğiydi. Yine, reklamın ruhunun apartıldığı orijinal fotoğrafında Atamız, manevi kızı Ülkü ile konuşmaktadır. Öyleyse Çinlitatarı Türk Kızı Ülkü'nün yerine şimdi Ni-ÇİN 1 oğlan çocuk gül bahçesine yerleştirilmiştir?
Baklava desenli yeleklerin üretimine dair, maalesef 1 Tekstil İmparatoriçesi olmadığım için bir cevabım yok.
Ama Atatürk Psikiyatrisi'nin bir numaralı uzmanı Prof. Vamık Volkan'ı dahi kıskandıracak bir açılımla BU soruya bir cevabım var. (Bana da artık Bayan Yüzbaşı Volkan, dersiniz.)
Ülkü Adatepe, her ne kadar baştan ayağı payetlerle Türk bayrağı işlenmiş tuvaletler içinde Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar misali Türkiye Cumhuriyeti'ni ayakta tutan değerlere Cumhuriyetimiz Resepsiyonları düzenlese de-
Maalesef bir Nur Serter/Necla Arat değildir! 'Atatürk'ün Manevi Kızı' olarak sürdürdüğü hayatın nasıl da masraflı olduğunu anlatarak, Manevi Kız Maaşı'na zam filan istemiştir.
Dolayısıyla, Ülkü Adatepe'nin bir nevi Semra Özal'ın ikiz kardeşi0 olarak sürdürdüğü hayatı göz önüne alırsak, İş Bankası haklı olarak Küçük (Tatarçinlisi) Ülkü'yü hatırlatacak bir kast çalışmasına gitmemiştir.
Cumhuriyetimizin inşaının esasına dair, o hepimizi mendil-peçete ağlatan mesajı, Atamız'ın ağzından bir oğlan çocuğuna emanet ettirmişlerdir.
Bunun ancak benim (Bayan Yüzbaşı Volkan) ve 'Ölümsüz Atatürk' menkıbesinin yazarı Prof. Volkan'ın çözebileceği psikodinamiklerine iner isek-
MAVİ GÖZLER! Evet; cevap tam da budur! Zira Atamız'ı canlandırma görevini hakikaten ne biçim icra eden, acayip iyi aktör Haluk Bilginer'in gözleri, maalesef ama maalesef KAHVE RENGİDİR!
Bu büyük açık kapatılmak için, Bilginer'in gözleri sürekli bizlerden ve yani kameralardan kaçırtılmış, kaşlarıyla, baklava desenli yeleğiyle, burun makyajıyla bir benzerlik harikulade başarıyla yaratılmıştır.
Ve fakat milletçe ve şiddetle hissedeceğimiz (ama Freud Öncesi'nde yaşadığımız için adını koyamayacağımız) MAVİ GÖZ EKSİKLİĞİ, boncuk boncuk gözlerini Atamız'a dikerek bu açığımızı ziyadesiyle kapatacak olan oğlan çocuğunun gözlerinin özenle seçilmesiyle, giderilme yoluna gidilmiştir.
Böylece 'Allahım', pardon "Atam! Bir eksik var, ama neydi, neydi, neydi, NE?" diyeceğimiz o psikolojik/psikiyatrik eksiklik Atamız'ın büyük bir ders verdiği oğlan çocuğunun gözleriyle giderilmiş, ruh sağlığımız bir kez daha, cevval mi derin Türk Reklamcıları'nın özeni/düşünceliliği sayesinde, onarılmıştır. Kurtarılmıştır.
Bu pazar günkü 'Facebook Atatürkçülüğü' isimli yazısına "Lenin, Hitler, Mao, Roosevelt, Churchill, Nasır, Nkrumah... 20. yüzyıla damgasını vuran tarihsel kişilerden çoğu geride kaldı. Bir dönem çok parlak yanan ışıkları yanmıyor. Onlara, artık CEREYAN VERİLMEYEN AMPULLER GÖZÜYLE BAKABİLİRİZ," cümlesiyle başlayan Haluk Şahin'in (en az bu reklam kadar içime gül suyu serpen) yazısıyla devam etmeme izin veriniz.
"Buna karşılık, dün 69. ölüm yıldönümü dolayısıyla andığımız Atatürk'ün AMPULÜ HÂLÂ YANIYOR VE BU YÜZYILIN SONUNA KADAR DA YANACAĞA BENZİYOR. Bu sonuca şuradan varıyorum: Son zamanlarda bir çılgınlık haline dönüşen Facebook sayfalarında on binlerce genç arasında müthiş bir Atatürk mesajı trafiği yaşanıyormuş. Atatürk köşeleri, Atatürk özdeyişleri, Atatürk fotoğrafları... Facebook kullananların ortalama yaşının 18 olduğunu varsayacak olursak, Atatürk'ün adının yeni yükselen kuşakla bu yüzyılın sonuna kadar canlı kalacağını söyleyebiliriz."
'Sol' 'entelektüel' bir gazetede Haluk Şahin vari yazarlarla birlikte yazıyor olmanın kıvancı 4 yana, 2007 yılında olduğumuza göre bir 93 yıl daha Facebook Atkatürkçülüğüyle yaşayacak olmamız vizyonerliğinin, beni nasıl (ennn az İş Bankası Reklamı kadar) duygulandırdığını, tahayyül edebilirsiniz.
Ey ampul sevdalısı Kemalist!
Ve de korkularına ket vuramayan duygudaşım okur! Hazır ol!
15/11/2007 radikal
köşk davetine katılan yazar hanım..
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=96928,10,6
akşam yaratığı diye adlandırdığı oray eğin'in yazısına konuk olmuştur.. yalnız akşam yaratığına yumruğu kondurmayı da bilmiştir..
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=237654
kazanacağı tazminatı sokak köpeklerine harcayacağını duyurdu.. perihan apla aman gel de sözlükteki hayvanlara da yap bir kıyak hadi.. he olmaz mı?
gel gel gümüle gel,
gel perihan apla gel,
gel hadi gel korsana gel,
domdom kurşunu..
Bir dışarı çıktı..ne alkolikliği kaldı,ne giysisinin ipekliği..Hayrünnisa Hanım'la aralarında hiç geçmeyen bir diyalog aktarıldı.Ablacım sen evde otur,ya da mümkünse Beyaz Türk türünün olmadığı mekanlara takıl.
işte bir "başka bir dünya mümkün" kadını.
bazen kendisine bişi oluvericek diye yüreğim hoplar
ben sana kadın olamazsın demedim.
ki onu da olamadın...
(bkz. perihan apla gel)
(bkz. perihan mağden sözlüğümüzde yazsın kampanyası)
hem kalemi hem kendisi hem insanlığı dünyalara değer kadınımız... sen olmasan bu mezbele kalemşörlere ve tarla farelerine kim laf edecek... hayvanlığımızı hatırlatıyon hayvan kadın...
mükemmel ironik dili olan ve yapıbozumu mükemmel gerçekleştiren cesur gürcü kadın.
http://korsansozluk.com/comment/21075/S-z-bitiren-yaz
ironisyen siyaset köşe yazarı, toplumsal tarih hicivleri güzeldir. ayrıca büyükanıt paşa'dan çok korkmaktadır.
uygulamalı olarak izah ediyorum;
olur olmaz YERDE çeşitli kelimeleri büyük harfle yazar, küçük yazılırsa zaten VURGU anlaşılamaz, büyük yazmakla da bu anlaşılamama haline son vereMEZ.niye büyük yazıyor şimdi bunu dersiniz.
kelime uydurur.olmadık kelime başlarına semi- anti -über ekler.yazıları bu yüzden gözü yorar.okumaya değer şeyler yazdığı oluyorsa da sözü fazla dolandırdığından zırvaladığı hissini uyandırır.iki demez de birden bir yukarı üçten aşağı der.
Ntv'de Neden programında Ceza için Türkçesi çok zengin bir çocuk deyince, Hakkı Devrim'in aşağılayan bakışlarına maruz kalmıştı.