Yürek
Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana
Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmis, hiç bir şey bildiğim yok.
Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti ?
Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.
Yazık, gönül derdine derman bulamadı
Canım dudağıma geldi canan gelmedi
Dünyadan habersiz sona ermekte ömrüm
O aşk efsanesi hala sona ermedi.
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük dü ? Maniymiş en çok güvendiği.
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram.
Bugün
Bugün benim gibi sevdalı varmı ?
Bugün benim gibi deli ?
Yerlere serilmiş yüreği kan içinde.
Ben değilsem kim şu adam ?
Bir zamanlar vardım , ben bendim.
Bu gün var olan neyin nesi ?
Rübai I
Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya ?
Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola ?
Rübai II
Dal goncayı bir sabah açılmış buldu ,
Gül melteme bir masal deyip savruldu
Dünyada vefasızlığa bak; on günde
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu.
Rübai III
Tenden çıkagörsün hele bir kez canımız,
Tuğlayla kapar üstümüzü, dostlarımız .
Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
Bir günde bizim, tuğla olur toprağımız.
kendine has ölçüsü olan,dört mısralık divan edebiyatı nazım biçimidir..
yani..
"Hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş;
Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş.
Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi
Bin Hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş."
veya..
"Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok."
ömer hayyam'ın dörtlükleri
Yürek
Bir yürek ki yanmaz yürek denir mi ona
Sevmek haram yüreğinde ateş olmayana
Bir günü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür inan bana
Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmis, hiç bir şey bildiğim yok.
Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti ?
Dostunu erkekçe seven kişi
Pervane gibi özler ateşi:
Sevip de yanmaktan kaçanların
Masal anlatmaktır bütün işi.
Yazık, gönül derdine derman bulamadı
Canım dudağıma geldi canan gelmedi
Dünyadan habersiz sona ermekte ömrüm
O aşk efsanesi hala sona ermedi.
Okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;
O şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.
Bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.
Herkesle uzaktan hoşbeş edip geçmeli.
Can gözünü açınca görüyor ki insan
En büyük dü ? Maniymiş en çok güvendiği.
Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam?
Ben haramı helali karıştırmam:
Seninle içilen şarap helaldir,
Sensiz içtiğim su bile haram.
Bugün
Bugün benim gibi sevdalı varmı ?
Bugün benim gibi deli ?
Yerlere serilmiş yüreği kan içinde.
Ben değilsem kim şu adam ?
Bir zamanlar vardım , ben bendim.
Bu gün var olan neyin nesi ?
Rübai I
Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya ?
Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya !
Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi
Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola ?
Rübai II
Dal goncayı bir sabah açılmış buldu ,
Gül melteme bir masal deyip savruldu
Dünyada vefasızlığa bak; on günde
Bir gül yetişip, açıp, solup kayboldu.
Rübai III
Tenden çıkagörsün hele bir kez canımız,
Tuğlayla kapar üstümüzü, dostlarımız .
Bir başkasının kabrini örtsün diyerek
Bir günde bizim, tuğla olur toprağımız.
(bkz. rubailer)
kendine has ölçüsü olan,dört mısralık divan edebiyatı nazım biçimidir..
yani..
"Hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş;
Açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş.
Varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi
Bin Hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş."
veya..
"Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok."