Yahudiler naziler tarafından soykırıma uğrayıp ebedi bir dokunulmazlık kazanmışlar. İstediklerini yapar söylerler, "şşt açma ağzını yoksa antisemit misin" derler sonra da.
Sivas katliamı üzerinden de yahudi soykırımı gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor bazıları. "Hooop, açma ağzını seni gidi ibne". İstediğin kadar lanetle, islamcı mısın hiç konuşma, hesap kesilmiş ("islamcılar da ibnelik yapabilir dedirten durum"), senin o sırada Sivas'tan yüzlerce kilometre uzakta olman da, katliamı lanetlemen de fark etmez. İslamdan vaz geçmedikçe o yangının suç ortağısın. Söylediğin her cümle aleyhine kullanılır, ardında sapıkça niyetler aranır. Aslında içten içe "oh olsun" dediğini ispatlayıverirler hemencecik. Alakalı alakasız her fırsatta sanki sen yakmışsın milleti gibi burnuna tutulur. Hadi alın cımbızlarınızı iş çıktı size yine.
kahpe felek sana nettim neyledim
attin gurbet ele parelerimi
akibetin beni sılamdan etti
kestin mümkünümü çarelerimi
aman aman daglar duman (geçti zaman) ben varamam
bir kemlik görmedim hüsn-ü aladan
beklerim mektubun gelsin sıladan
ölürüm kurtulmam ben bu yaradan
dost olan baglasın yarelerimi
aman aman daglar duman,halim yaman, ben varamam...
su dagların arkasını bilirim
iflah olmam ben bu dertten ölürüm
vadem yetmez gurbet elde kalırım
yine ben sarayım yarelerimi
aman aman daglar duman,halim yaman...
spinoza'nın peygamberliği tanımı gibi bu hal. logos'tan yoksun olan yahudi peygamber tanrı göstergesinin yalan olmadığına inanmak için ikna olmak ister.ikna olmak dedim duyunuz, inanmak değil ikna olmak. kur şimdi bağlantıyı.
sadece bir anlık kandırmacalı aidiyet için ne ferah zamanları feda ediyoruz değil mi! çok ikiyüzlüyüz. eminim madımak'ın altındaki kebabçı'da kebab yerken bile çok üzgündük. öyle mi tanrı!
birikim’in 51. sayısında (temmuz 93) köşe yazısı gazeteden iktibas edilmişti. "şair ve insan ismet özel’in veda yazısı" olarak ifade edilmişti. şimdi hiçbir yorum katmaksızın bu iki metni yayınlamayı borç bilirim. önce birikim'in sunuş yazısı ardından ismet özel'in yazısı:
birikimin yazısı...
temmuz 1993
“ismet özel’in, 8 temmuz günü millî gazetenin “tepesinde” yer alan, burada sunduğumuz yazısı, türkiye’deki islâmî harekette geleneği temsil eden mnp-msp-rp çizgisinin alışılagelmiş korku ve reflekslerini ifade ediyor. bilindiği üzre, bu çizgi “islâmcı”ların yaptığı “aşırı” bir eylemin bir “ordu müdahalesi”ne bahane edilebileceği korkusunu hep taşıyagelmiştir. o’nun “islâmcı”lara maledilen her “aşırı” eylemi “tahrikçilere”, özellikle de –abd, israil vb. gibi- dış “tahrikçi”lerin eseri olarak göstermeye çalışmasının gerisinde bu “tehlike”yi savuşturma endişesinin büyük payı vardır. özel yazısının başında aziz nesin’in “... gerekirse orduyu çağırırız” mealinde sözler ettiğini bunun için belirtiyor.
ama “her nedense” bu kez “çağrılacak” ordunun “türk ordusu” değil de grek, ermeni, rus, amerikan ordusu olabileceği hattâ sırp ordusunun -“müslümanları öldürmekte uzmanlaşmış” olduğu için- bilhassa uygun düştüğü söyleniyor. ve ısrarla semalarımıza sırp uçaklarını davet edenlerden bahsediliyor.
bu sözler ve vurguda yansıyan, artık korku ve “geleneksel refleks” falan değildir. biri sinik, öteki alçakça iki hesap sırıtmaktadır.
sinik olanı galiba, türk ordusunun özellikle 12 eylül dönemindeki performansıyla “müslüman”lara karşı müdahale çağrılarına pek kulak asmayacağını bilmenim güveniyle ilgili.
ikinci hesaba gelince... önce küçük bir hatırlatma. bu ülkede birilerinin bir “ordu müdahalesi”nden medet umdukları biliniyor. “ordu müdahalesi”ne güvenen bunu –kime karşı olursa olsun- isteyen her kim ise bunu alıp başına çalabilir. birikim’in de dahil olduğu bir kesimin bu alışverişte hiçbir ilgisi olamayacağını da bilen bilir. şimdi söyleyeceğimiz sözler “ordu müdahalesi isteme” ithamının bize de bulaştırıldığını sanmanı kızgınlığı ile asla ilgili değildir. ayrıca gayet iyi bilmekteyiz ki, biz ve daha başkaları ismet özel gibilerin nezdinde o “müdahaleci”lerin farklı türleriyle birlikte aynı cephede sayılmaktayız ve ismet özel gibileri aşağıdaki sözleri bizim o cepheyi savunma adına söylediğimizi iddia edebilirler. böylesi bir savunma gayretimizin olmayacağını iyi bir müslüman şair olarak bildiğimiz ismet özel kendiliğinden anlayabilirdi, ama şimdiki kimliğiyle kendi kendisini ne düşünürse düşünsün denecek kerteye indirgemiştir.
çünkü bu özel, sıvas’ta 37 insanı diri diri yakabilen “insan”ların “bizden ama dinsiz, alevi” diye mütalaa ettikleri insanlara karşı duyduğu caniyane öfkeyi bile yeterli bulmamış olacak ki, bunu bir de “müslümanları katleden sırplar”a karşı duyulan öfkeyle bilemek, bir kat daha arttırmak peşindedir. sıvas’ta 37 insanı yakanlar, bu melun işi yaparlarken, yaktıkları insanların dahil oldukları cephenin sadece dinsiz ve alevi olmak gibi bir “suç”ları olduğunu sanıyorlardı. içlerinden birçoğu bile belki ertesi gün yaptıklarından utanmış, o “suç”un böyle bir cezalandırmayı hak etmediğini bile düşünmüş olabilirlerdi. ama şimdi rp ve ismet özel gibi –hem de şair- akıl hocalarından öğrenmektedirler ki, o yakılanların “sırp uçaklarını semalarımıza davet etmek” gibi bir suçları, bir suça teşebbüsleri de var imiş. öyleyse diri diri adam yakmaktan utanmak bir yana, bir dahaki sefere ismet özel fetvasıyla o öteki suçun da varlığını bilerek daha “yüksek” cezalandırmalar tasarlayabilirler.
“semalarımızda sırp uçakları” figürünü, düşünerek bulduysa, bu ismet özel’in vahşet ve yıkıcılık damarlarını sonuna kadar nasıl açabileceğini hesaplayan bir “siyaset”in lanetli zeminine kadar indiğini gösterir; yok eğer bu mecazı şair ilhamının esintilerinde yakalamışsa, ruhunda artık ne denli karanlık rüzgarların estiğinin bir göstergesidir. her iki halde de, artık ‘yazık oldu’ diyemeyeceğimizi, ‘yazıklar olsun’ demenin dahi az geleceğini böylece anladık. şair ve insan ismet özel’in “veda yazısı”nı sunuyoruz.
--- / ---
sivas semalarında sırp tayyareleri uçacak mı?
ismet özel
millî gazete, 8 temmuz 1993
“türkiye’de 12 eylül’den sonra yeni bir askerî müdahale olup olmayacağı çevresinde dönen bir soruşturmaya cevap verirken hatırımda kaldığı kadar şöyle demişti bir zaman önce aziz nesin: “eğer müslümanlar (lafzen şeriatçılar dese gerek) bir tehlike arz ederse orduyu biz çağırırız”. bu sözleri bir günlük gazetede okuduğumda bir kimsenin ilginç olmak uğruna nerelere farkedip şaşırmış ve fakat “biz” dediğinin kimlerden oluştuğunu pek anlayamamıştım.
acaba diyorum bu günlerde cûş ü hurûş ile içine daldığı faaliyet “orduya davetiye” fikrini kuvveden fiile çıkarma isteğinin bir uzantısı mı? bilemiyorum. bilemediğim birçok şey var. eğer birileri bir ordu çağıracaksa, bu nasıl bir ordu olacak? müslüman öldürmekte uzmanlaşmış sırp ordusu bu iş için biçilmiş kaftan değil mi? gözlerimizin önünde bir şeyler oluyor. ülkemizdeki laik düzeni savunan çevreler bile bosna-hersek’te olanların kıbrıs’ta tekrar edilebileceği endişesini dile getiriyor. anlaşılan endişe duyulması gereken bölge kıbrıs’la sınırlı kalmayacak. nerede müslüman varsa oranın icabına bakmayı kendine görev bilen birileri hep çıkıyor. aklıma takılan soru şu: aziz nesin gibilerinin kendilerini güvende hissetmeleri için sırp (veya grek, ermeni, rus veya amerikan) uçaklarını sıvas semalarında görmeleri mi gerekiyor?
müslümanların icabına bakma gayretkeşliği her türlü dolambaçlı yolu deneyebileceklerini düşündürdüğü gibi aziz nesin’in sıvas olayları sonrasında ağzından dökülen laflar “davetiye” fikrinin ne kadar ciddi olduğunu da gösteriyor. başbakan tansu çiller saçlarından, süleyman demirel kravatından sürüklenecekmiş! bu sözler, açık bir kışkırtmanın ötesinde anlamlara sahiptir. müslümanlar haysiyetli, yurtsever, milletin bütününün selametini kapsayan bir siyaset lehine ağırlıklarını koydukça sol görüşler ve bu görüşlerin şampiyonları toplum hayatında hakedilmiş bir yer bulamıyor. sol kendi yerinin ancak ülkeyi batağa sürükleyenlerin yanında olduğunu kabul ediyor. bütün hırçınlık ve habaset de bundan. bir süre sonra çıkıp şunu da söyleyebilirler: müslüman kimliğini sahiplenen türkiye ortaya çıkacağına türkiye hiç olmasın. giderek olayların türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakma ihtimali kuvvet kazanıyor: ya müslüman türkiye veya hiç!
islâmî dönüşümün türkiye için ideal bir toplum tasarımı olmaktan ziyade bir zaruret haline geldiği günden güne daha belirginleşiyor. ülkemizde dünya sistemine teslimiyeti ifade eden bütün politikalar iflâs etmiştir. daha gerçekçi bir dille söylemek gerekirse türkiye islâm’dan uzaklaşmanın rantını yiyememiştir. batılılaşma ülke insanı için bir tuzak yemi olarak kullanılmış, islâm kimliğinden kopma karşılığında vaadedilen ücret ödenmemiş, türkiye elini verdiği için kolunu kurtaramamıştır. millet olarak islâmî bir kararlılık gösterememenin cezasını çekiyoruz. başımızda dolanan belâyı defetmenin yolu sıvas (veya kayseri) semalarına sırp uçaklarını davet etmekten geçmez.”
sivasta şiir, sinema, roman, eleştiri, müzik, tiyatro katledilmiştir.
katlin hiçbirisi elbette alkışlanmaz. dememiz o ki bazı insanlar bir'den çoktur. bir kendileri bir de eserleri...
37 değil 370'tir artık bu öldürülenin hattan bir milyon 370.
ve sayısız sözcük...
ve toplumsal vicdanınız katledilmiştir.
bir ülkenin sanatçısı demek çünkü beraberinde vicdanı demek...
basite indirgenemez. indirgenmemeli...
türkiye'de yapılan bir sürü katliamdan biri.
hatta bazılarından daha küçük bir katliam.
bir diğer özelliği de üzerinde en çok konuşulan katliamdır.
üzerinde çok konuşulmasının tek sebebi de katliamda katledilenlerin "necip türk matbuatı"nda arkadaşlarının olmasıdır.
yani ölenlerin "gazteci" arkadaşları olmasaydı, şimdi neredeyse unutmuştuk olayı.
bu canciger arkadaşları olayı sürekli gündemde tutarak kamuoyu oluşmasını ve dolayısıyla hesap sorulmasını istiyorlar ama bir türlü olmuyor.
bu gidişler herhangi bir netice çıkacak değildir. ancak anma yıldönümlerinde bir grup insan bazı girişimlerde bulunur, sonra mesele bir sonraki seneye kadar tekrar unutulur.
"bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir" diye bir şey var. sadece insan diyor; solcu demiyor, ülkücü demiyor, kürt demiyor, liberal demiyor sadce insan diyor.
tabi herkes sadece "kendi adamı"nın acısını konuşunca, diğer insanları görmeyince olmuyor.
"necip türk matbuatı"nın sayfalarını karıştırınca bazılarının esamesi okunmuyor.
muhafazakarların sivas olaylarına ilişkin her değinmenin ardından başbağlara değinmesinin sebebi, her fırsatta sivas olaylarına değinenlerin nedense bir türlü başbağlarda ölenleri anamamasıdır. hem de başbağlardaki insanlar tam olarak sivastakiler kadar canice ve sebepsizce, üstelik sivas caniliğinin üzerine oturularak öldürülmüşken.. yoksa sebep sivastaki katliamı mazur görmek olamaz. lakin ülkemizin en çok sesi çıkan en az kesimi yine fırsat bu fırsat diyerek muhafazakarların başbağlar vurgusundan yola çıkarak yeşilcilerin veya dincilerin işte böylesine nasıl katliam yanlısı olabileceklerini cümle aleme anlatma çabasına düştü. sivası görmezden geliyormuşuz sanki. eğer gözü dönmüş caniler faturayı benim kardeşlerime kesmeselerdi belki acım bu kadar büyük olmaz ve gözümü sivasa da çevirebilirdim. yok eğer kardeşlerime ağlamak sivası görmezden gelmekse.. evet, görmezden geliyorum.
2 Temmuz 1993 yılında, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'ta bulunan yazar ve sanatçıların kaldığı Madımak Oteli, bir grup insan tarafından kundaklandı: 37 kişi yanarak öldü.
Sivas Madımak Olayı, 2 temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 sanatçı, bilim adamı ve öğrencinin öldürülmesi, oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal'ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin de bu etkinlik nedeniyle, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.
Gün boyu Sıvas halkını çeşitli yöntemlerle kışkırtmaya çalışan ve halkı çatışmaların içine çekmeye çalışan bazı provakatörlerinde etkisiyle olaylar büyüyerek gelişti.
Kışkırtıcıların etkisiyle çoğalan Grubun sayısı akşam saatlerinde 20 bine yaklaştı. Kışkırtılan Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.
Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla hastanelere götürüldü.
Olaylarda 33 konuk, iki otel görevlisi ile iki saldırgan yaşamını yitirdi.
Olaylardan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü tutuklandı, geri kalanlar serbest bırakıldı.
Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara Bir Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 ekim 1993 günü yapıldı. 26 aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, üç sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında üçer yıl, altı sanık hakkında ikişer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
28 kasım 1997'de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezasi verildi. Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, 24 aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999'da usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 haziran 2000'de 33 sanık DGM tarafından yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002'de idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam hükümlülerinin cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.
Sivas Davası, İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk dava olarak tarihe geçti.
Sivas olaylarında şu kişiler hayatını kaybetti: Ozan Nesimi Çimen, yazar Asım Bezirci, şair Metin Altıok, Muhlis Akarsu, şair Behçet Aysan, Muhibe Akarsu, yazar Edibe Sulari, Uğur Kaynar, karikatürcü Asaf Koçak, Erdal Ayrancı, Sehergül Ateş, türkücü Hasret Gültekin, Muammer Çiçek, Gülender Akça, Mehmet Atay, Sait Metin, Carina Johanna, Gülsün Karababa, İnci Türk, Huriye Özkan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt, Handan Metin, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Serkan Doğan, Belkıs Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Menekşe Kaya, Koray Kaya.
svi generi (yazar silindi) - Pzt, 17/03/2008 - 22:13#
admin'in söyledikleri olayı net şekilde ortaya koyuyor;
genellikle yanılgı sahipleri sivas katliamı'nı meşrulaştırmak için hemen ardından gerçekleşen başbağlar katliamı'nı öne sürerler. hemen temel farklara girişelim. birincisi sivas katliamı halk'ın bilfiil ve de televizyonlardan canlı bir şekilde meydana getirdiği toplu yakma olayıdır. halkın gözü dönmüş, o gözü dönen halkın bir kısmının içinde sanıldığı gibi provakatörler olsa bile o gözü dönmüşlükle yakma girişiminde bulunanlara seyirci kalınmıştır. orada bulunan ve seyirci kalan herkes o olaya dahildir. çünkü eğer protesto daysanız ve böyle bir katliam girişimi gerçekleşiyorsa, ya seyirci kalmamalısınız ya da gücünüz yetmiyorsa oradan uzaklaşmalısınız. bu ikisini gerçekleştirmeyen bireyler o katliamdan sorumludur. genellikle muhafazakarların başbağlar katliamı'nı öne sürmesi ise anlaşılır bir durumdur ama o katliamı gerçekleştirenler sol marjinal gruplardandır ki zaten terorist olarak ilan edilmişlerdir. terör eylemi yapan teröristile terör eylemi yapan halk arasındaki fark... işte bütün mesele budur... ismi azad olanların bu ayrımı iyi gözetmeleri gerekmektedir.
not; ayrıca başbağlar katliamı pkk tarafından yapılmıştır. bu konuda firat haber ajansından bilgi alınabilir
trajik bir olay.aziz nesin'in sağ kurtulmuş olması mucizeydi.
halkların hayatlarında bu tür facialar oluyor ne yazık ki.
travmaları da uzun yıllar etkisini sürdürüyor.
2 Temmuz 1993 günü Sıvas'ta gerçekleşen katliamdır.
Kim ne derse desin, ardından ne yaşanmışsa yaşansın TC'nin en vahim katliamıdır. 2'si otel görevlisi, 2'si kendini tutamayıp otelin içine giren güruhtan toplam 37 kişi yakılarak öldürülmüştür.Tanıklıklar bu süre boyunca otel girişinde ciddi çatışmaların yaşandığı bilgisini vermektekdir.
Otel 8 saatlik kuşatmanın sonunda yakılmıştır. Saat 3:00 sularında gaz bidonları otelin önünde toplanmaya başlamıştır. Bu da gösterir ki safterun müzlümanlar sekiz saat boyunca saf hallerinden sıyrılamayıp oteli yakma girişimi içindedirler.
aynı zamanda tarihe aydın katliamı olarak da geçmiştir. otelde asım bezirci, behçet aysan, metin altıok gibi şair ve yazarlar, muhlis akarsu, nesimi çimen gibi ozanlar, yayıncı uğur kaynar, karikatürist asaf koçak da can vermiştir. bu durumda 2 temmuz 93 günü bir otobüs kazası yaşansaydı da bu isimler yitirilseydi de, o günün asla va asla unutulmayacak bir gün olduğunu da gösterir di bize.
sivas katliamı tamamen bir komplo olup insanları bir birine düşürme hamlesidir ya nekadar garip değilmi geçen zaman yazarı tamer bey yazdı zamanın sivas olaylarında birinci elden alevi başı görünen nesin beyin bir mit görevlisi olması çok garip değil mi ayrıca başbağlar bir terörizmdir halka karşı yapılmıştır sivas olayı ise bir kışkırtma sonucu sözüm ona safderun müslümanların bir iki provakatif militana uyup oteli yakmasıdır.
orda olup da içerde ya da dışarda ne yaşandı bilmiyoruz. içerde ölen ve kurtulanlardan iki üç kişiyi tanıdım. acılarını gördüm. şudur demiyorum. bir kin tarlasıdır madımak. eken ekmiştir. gerisi gayretkeşlerin mahsulden ne umduklarıyla ilgili. ama bilin sofraya konacak bir aş değildir bu ve ağzı burar acısıyla. görem seni öyle bir konuş ki aşk olsun. nefret taşınacak pusat değil.
genellikle yanılgı sahipleri sivas katliamı'nı meşrulaştırmak için hemen ardından gerçekleşen başbağlar katliamı 'nı öne sürerler. hemen temel farklara girişelim. birincisi sivas katliamı halk'ın bilfiil ve de televizyonlardan canlı bir şekilde meydana getirdiği toplu yakma olayıdır. halkın gözü dönmüş, o gözü dönen halkın bir kısmının içinde sanıldığı gibi provakatörler olsa bile o gözü dönmüşlükle yakma girişiminde bulunanlara seyirci kalınmıştır. orada bulunan ve seyirci kalan herkes o olaya dahildir. çünkü eğer protesto daysanız ve böyle bir katliam girişimi gerçekleşiyorsa, ya seyirci kalmamalısınız ya da gücünüz yetmiyorsa oradan uzaklaşmalısınız. bu ikisini gerçekleştirmeyen bireyler o katliamdan sorumludur. genellikle muhafazakarların [[başbağlar katliamı ]]'nı öne sürmesi ise anlaşılır bir durumdur ama o katliamı gerçekleştirenler sol marjinal gruplardandır ki zaten terorist olarak ilan edilmişlerdir. terör eylemi yapan terörist ile terör eylemi yapan halk arasındaki fark... işte bütün mesele budur... ismi azad olanların bu ayrımı iyi gözetmeleri gerekmektedir.
Onuda sen ekle arkadaşım, ekledinde neden ekledin diye soran mı oldu.
Burada başlıklar ekleyeni yapılan yorumlarda yapanı bağlar. Özgürlük dediğin de isteyenin istediğini eklemesi yazması değilmidir.
Bu başlık ile anlaşılıyor ki bu site iddia edildiği gibi tarafsız ve herşeyin açıkça konuşulduğu demokratik bir platform değil...
Madem ki sivas katliamı diye bir başlık eklenmiş neden hemen ardından başbağlar katliamı diye bir başlık girilmemiş başlığı ekleyen arkadaşın başbağlar katliamından habersiz olmaması imkansız ki aynı tarihlerde ve Sivas'ın intikamı deniliyordu başbağlar için...
Yani şimdi burada devlet terörü konuşulup tartışılabilir ama etnik terörden söz etmek yasak gibi bir anlayış çıkıyor ortaya...
akıldan,duygudan,insanlıktan nasibini almamış bir grup vahşinin kara damgası.
üç gün sonra (bkz. başbağlar katliamı)
devlet eliyle ölüm tebliği.
ergenekon'un parmağı var.
işte burada önemli bir yazarımızın önemli bir entrysi.
vahşet,insanlık katliami
geri kafalı,yobaz,faşist topluluğu.
Yahudiler naziler tarafından soykırıma uğrayıp ebedi bir dokunulmazlık kazanmışlar. İstediklerini yapar söylerler, "şşt açma ağzını yoksa antisemit misin" derler sonra da.
Sivas katliamı üzerinden de yahudi soykırımı gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor bazıları. "Hooop, açma ağzını seni gidi ibne". İstediğin kadar lanetle, islamcı mısın hiç konuşma, hesap kesilmiş ("islamcılar da ibnelik yapabilir dedirten durum"), senin o sırada Sivas'tan yüzlerce kilometre uzakta olman da, katliamı lanetlemen de fark etmez. İslamdan vaz geçmedikçe o yangının suç ortağısın. Söylediğin her cümle aleyhine kullanılır, ardında sapıkça niyetler aranır. Aslında içten içe "oh olsun" dediğini ispatlayıverirler hemencecik. Alakalı alakasız her fırsatta sanki sen yakmışsın milleti gibi burnuna tutulur. Hadi alın cımbızlarınızı iş çıktı size yine.
semt adi verilen katliamlari da var.
(bkz. bahcelievler katliami)
her sehrin adini tasiyan bir adet katliami mevcut, guzel ve yalniz ulkemde:(
(bkz. ben yalnizim)
kahpe felek sana nettim neyledim
attin gurbet ele parelerimi
akibetin beni sılamdan etti
kestin mümkünümü çarelerimi
aman aman daglar duman (geçti zaman) ben varamam
bir kemlik görmedim hüsn-ü aladan
beklerim mektubun gelsin sıladan
ölürüm kurtulmam ben bu yaradan
dost olan baglasın yarelerimi
aman aman daglar duman,halim yaman, ben varamam...
su dagların arkasını bilirim
iflah olmam ben bu dertten ölürüm
vadem yetmez gurbet elde kalırım
yine ben sarayım yarelerimi
aman aman daglar duman,halim yaman...
bu türkü eşliğinde , saygıyla...
spinoza'nın peygamberliği tanımı gibi bu hal. logos'tan yoksun olan yahudi peygamber tanrı göstergesinin yalan olmadığına inanmak için ikna olmak ister.ikna olmak dedim duyunuz, inanmak değil ikna olmak. kur şimdi bağlantıyı.
sadece bir anlık kandırmacalı aidiyet için ne ferah zamanları feda ediyoruz değil mi! çok ikiyüzlüyüz. eminim madımak'ın altındaki kebabçı'da kebab yerken bile çok üzgündük. öyle mi tanrı!
çakma iç savaş.
birikim’in 51. sayısında (temmuz 93) köşe yazısı gazeteden iktibas edilmişti. "şair ve insan ismet özel’in veda yazısı" olarak ifade edilmişti. şimdi hiçbir yorum katmaksızın bu iki metni yayınlamayı borç bilirim. önce birikim'in sunuş yazısı ardından ismet özel'in yazısı:
birikimin yazısı...
temmuz 1993
“ismet özel’in, 8 temmuz günü millî gazetenin “tepesinde” yer alan, burada sunduğumuz yazısı, türkiye’deki islâmî harekette geleneği temsil eden mnp-msp-rp çizgisinin alışılagelmiş korku ve reflekslerini ifade ediyor. bilindiği üzre, bu çizgi “islâmcı”ların yaptığı “aşırı” bir eylemin bir “ordu müdahalesi”ne bahane edilebileceği korkusunu hep taşıyagelmiştir. o’nun “islâmcı”lara maledilen her “aşırı” eylemi “tahrikçilere”, özellikle de –abd, israil vb. gibi- dış “tahrikçi”lerin eseri olarak göstermeye çalışmasının gerisinde bu “tehlike”yi savuşturma endişesinin büyük payı vardır. özel yazısının başında aziz nesin’in “... gerekirse orduyu çağırırız” mealinde sözler ettiğini bunun için belirtiyor.
ama “her nedense” bu kez “çağrılacak” ordunun “türk ordusu” değil de grek, ermeni, rus, amerikan ordusu olabileceği hattâ sırp ordusunun -“müslümanları öldürmekte uzmanlaşmış” olduğu için- bilhassa uygun düştüğü söyleniyor. ve ısrarla semalarımıza sırp uçaklarını davet edenlerden bahsediliyor.
bu sözler ve vurguda yansıyan, artık korku ve “geleneksel refleks” falan değildir. biri sinik, öteki alçakça iki hesap sırıtmaktadır.
sinik olanı galiba, türk ordusunun özellikle 12 eylül dönemindeki performansıyla “müslüman”lara karşı müdahale çağrılarına pek kulak asmayacağını bilmenim güveniyle ilgili.
ikinci hesaba gelince... önce küçük bir hatırlatma. bu ülkede birilerinin bir “ordu müdahalesi”nden medet umdukları biliniyor. “ordu müdahalesi”ne güvenen bunu –kime karşı olursa olsun- isteyen her kim ise bunu alıp başına çalabilir. birikim’in de dahil olduğu bir kesimin bu alışverişte hiçbir ilgisi olamayacağını da bilen bilir. şimdi söyleyeceğimiz sözler “ordu müdahalesi isteme” ithamının bize de bulaştırıldığını sanmanı kızgınlığı ile asla ilgili değildir. ayrıca gayet iyi bilmekteyiz ki, biz ve daha başkaları ismet özel gibilerin nezdinde o “müdahaleci”lerin farklı türleriyle birlikte aynı cephede sayılmaktayız ve ismet özel gibileri aşağıdaki sözleri bizim o cepheyi savunma adına söylediğimizi iddia edebilirler. böylesi bir savunma gayretimizin olmayacağını iyi bir müslüman şair olarak bildiğimiz ismet özel kendiliğinden anlayabilirdi, ama şimdiki kimliğiyle kendi kendisini ne düşünürse düşünsün denecek kerteye indirgemiştir.
çünkü bu özel, sıvas’ta 37 insanı diri diri yakabilen “insan”ların “bizden ama dinsiz, alevi” diye mütalaa ettikleri insanlara karşı duyduğu caniyane öfkeyi bile yeterli bulmamış olacak ki, bunu bir de “müslümanları katleden sırplar”a karşı duyulan öfkeyle bilemek, bir kat daha arttırmak peşindedir. sıvas’ta 37 insanı yakanlar, bu melun işi yaparlarken, yaktıkları insanların dahil oldukları cephenin sadece dinsiz ve alevi olmak gibi bir “suç”ları olduğunu sanıyorlardı. içlerinden birçoğu bile belki ertesi gün yaptıklarından utanmış, o “suç”un böyle bir cezalandırmayı hak etmediğini bile düşünmüş olabilirlerdi. ama şimdi rp ve ismet özel gibi –hem de şair- akıl hocalarından öğrenmektedirler ki, o yakılanların “sırp uçaklarını semalarımıza davet etmek” gibi bir suçları, bir suça teşebbüsleri de var imiş. öyleyse diri diri adam yakmaktan utanmak bir yana, bir dahaki sefere ismet özel fetvasıyla o öteki suçun da varlığını bilerek daha “yüksek” cezalandırmalar tasarlayabilirler.
“semalarımızda sırp uçakları” figürünü, düşünerek bulduysa, bu ismet özel’in vahşet ve yıkıcılık damarlarını sonuna kadar nasıl açabileceğini hesaplayan bir “siyaset”in lanetli zeminine kadar indiğini gösterir; yok eğer bu mecazı şair ilhamının esintilerinde yakalamışsa, ruhunda artık ne denli karanlık rüzgarların estiğinin bir göstergesidir. her iki halde de, artık ‘yazık oldu’ diyemeyeceğimizi, ‘yazıklar olsun’ demenin dahi az geleceğini böylece anladık. şair ve insan ismet özel’in “veda yazısı”nı sunuyoruz.
--- / ---
sivas semalarında sırp tayyareleri uçacak mı?
ismet özel
millî gazete, 8 temmuz 1993
“türkiye’de 12 eylül’den sonra yeni bir askerî müdahale olup olmayacağı çevresinde dönen bir soruşturmaya cevap verirken hatırımda kaldığı kadar şöyle demişti bir zaman önce aziz nesin: “eğer müslümanlar (lafzen şeriatçılar dese gerek) bir tehlike arz ederse orduyu biz çağırırız”. bu sözleri bir günlük gazetede okuduğumda bir kimsenin ilginç olmak uğruna nerelere farkedip şaşırmış ve fakat “biz” dediğinin kimlerden oluştuğunu pek anlayamamıştım.
acaba diyorum bu günlerde cûş ü hurûş ile içine daldığı faaliyet “orduya davetiye” fikrini kuvveden fiile çıkarma isteğinin bir uzantısı mı? bilemiyorum. bilemediğim birçok şey var. eğer birileri bir ordu çağıracaksa, bu nasıl bir ordu olacak? müslüman öldürmekte uzmanlaşmış sırp ordusu bu iş için biçilmiş kaftan değil mi? gözlerimizin önünde bir şeyler oluyor. ülkemizdeki laik düzeni savunan çevreler bile bosna-hersek’te olanların kıbrıs’ta tekrar edilebileceği endişesini dile getiriyor. anlaşılan endişe duyulması gereken bölge kıbrıs’la sınırlı kalmayacak. nerede müslüman varsa oranın icabına bakmayı kendine görev bilen birileri hep çıkıyor. aklıma takılan soru şu: aziz nesin gibilerinin kendilerini güvende hissetmeleri için sırp (veya grek, ermeni, rus veya amerikan) uçaklarını sıvas semalarında görmeleri mi gerekiyor?
müslümanların icabına bakma gayretkeşliği her türlü dolambaçlı yolu deneyebileceklerini düşündürdüğü gibi aziz nesin’in sıvas olayları sonrasında ağzından dökülen laflar “davetiye” fikrinin ne kadar ciddi olduğunu da gösteriyor. başbakan tansu çiller saçlarından, süleyman demirel kravatından sürüklenecekmiş! bu sözler, açık bir kışkırtmanın ötesinde anlamlara sahiptir. müslümanlar haysiyetli, yurtsever, milletin bütününün selametini kapsayan bir siyaset lehine ağırlıklarını koydukça sol görüşler ve bu görüşlerin şampiyonları toplum hayatında hakedilmiş bir yer bulamıyor. sol kendi yerinin ancak ülkeyi batağa sürükleyenlerin yanında olduğunu kabul ediyor. bütün hırçınlık ve habaset de bundan. bir süre sonra çıkıp şunu da söyleyebilirler: müslüman kimliğini sahiplenen türkiye ortaya çıkacağına türkiye hiç olmasın. giderek olayların türkiye’de yaşayan insanları şöyle bir tercih karşısında bırakma ihtimali kuvvet kazanıyor: ya müslüman türkiye veya hiç!
islâmî dönüşümün türkiye için ideal bir toplum tasarımı olmaktan ziyade bir zaruret haline geldiği günden güne daha belirginleşiyor. ülkemizde dünya sistemine teslimiyeti ifade eden bütün politikalar iflâs etmiştir. daha gerçekçi bir dille söylemek gerekirse türkiye islâm’dan uzaklaşmanın rantını yiyememiştir. batılılaşma ülke insanı için bir tuzak yemi olarak kullanılmış, islâm kimliğinden kopma karşılığında vaadedilen ücret ödenmemiş, türkiye elini verdiği için kolunu kurtaramamıştır. millet olarak islâmî bir kararlılık gösterememenin cezasını çekiyoruz. başımızda dolanan belâyı defetmenin yolu sıvas (veya kayseri) semalarına sırp uçaklarını davet etmekten geçmez.”
sivasta şiir, sinema, roman, eleştiri, müzik, tiyatro katledilmiştir.
katlin hiçbirisi elbette alkışlanmaz. dememiz o ki bazı insanlar bir'den çoktur. bir kendileri bir de eserleri...
37 değil 370'tir artık bu öldürülenin hattan bir milyon 370.
ve sayısız sözcük...
ve toplumsal vicdanınız katledilmiştir.
bir ülkenin sanatçısı demek çünkü beraberinde vicdanı demek...
basite indirgenemez. indirgenmemeli...
türkiye'de yapılan bir sürü katliamdan biri.
hatta bazılarından daha küçük bir katliam.
bir diğer özelliği de üzerinde en çok konuşulan katliamdır.
üzerinde çok konuşulmasının tek sebebi de katliamda katledilenlerin "necip türk matbuatı"nda arkadaşlarının olmasıdır.
yani ölenlerin "gazteci" arkadaşları olmasaydı, şimdi neredeyse unutmuştuk olayı.
bu canciger arkadaşları olayı sürekli gündemde tutarak kamuoyu oluşmasını ve dolayısıyla hesap sorulmasını istiyorlar ama bir türlü olmuyor.
bu gidişler herhangi bir netice çıkacak değildir. ancak anma yıldönümlerinde bir grup insan bazı girişimlerde bulunur, sonra mesele bir sonraki seneye kadar tekrar unutulur.
"bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir" diye bir şey var. sadece insan diyor; solcu demiyor, ülkücü demiyor, kürt demiyor, liberal demiyor sadce insan diyor.
tabi herkes sadece "kendi adamı"nın acısını konuşunca, diğer insanları görmeyince olmuyor.
"necip türk matbuatı"nın sayfalarını karıştırınca bazılarının esamesi okunmuyor.
muhafazakarların sivas olaylarına ilişkin her değinmenin ardından başbağlara değinmesinin sebebi, her fırsatta sivas olaylarına değinenlerin nedense bir türlü başbağlarda ölenleri anamamasıdır. hem de başbağlardaki insanlar tam olarak sivastakiler kadar canice ve sebepsizce, üstelik sivas caniliğinin üzerine oturularak öldürülmüşken.. yoksa sebep sivastaki katliamı mazur görmek olamaz. lakin ülkemizin en çok sesi çıkan en az kesimi yine fırsat bu fırsat diyerek muhafazakarların başbağlar vurgusundan yola çıkarak yeşilcilerin veya dincilerin işte böylesine nasıl katliam yanlısı olabileceklerini cümle aleme anlatma çabasına düştü. sivası görmezden geliyormuşuz sanki. eğer gözü dönmüş caniler faturayı benim kardeşlerime kesmeselerdi belki acım bu kadar büyük olmaz ve gözümü sivasa da çevirebilirdim. yok eğer kardeşlerime ağlamak sivası görmezden gelmekse.. evet, görmezden geliyorum.
2 Temmuz 1993 yılında, Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'ta bulunan yazar ve sanatçıların kaldığı Madımak Oteli, bir grup insan tarafından kundaklandı: 37 kişi yanarak öldü.
Sivas Madımak Olayı, 2 temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 sanatçı, bilim adamı ve öğrencinin öldürülmesi, oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal'ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin de bu etkinlik nedeniyle, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.
Gün boyu Sıvas halkını çeşitli yöntemlerle kışkırtmaya çalışan ve halkı çatışmaların içine çekmeye çalışan bazı provakatörlerinde etkisiyle olaylar büyüyerek gelişti.
Kışkırtıcıların etkisiyle çoğalan Grubun sayısı akşam saatlerinde 20 bine yaklaştı. Kışkırtılan Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı. Taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.
Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla hastanelere götürüldü.
Olaylarda 33 konuk, iki otel görevlisi ile iki saldırgan yaşamını yitirdi.
Olaylardan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü tutuklandı, geri kalanlar serbest bırakıldı.
Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara Bir Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 ekim 1993 günü yapıldı. 26 aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, üç sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında üçer yıl, altı sanık hakkında ikişer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
28 kasım 1997'de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezasi verildi. Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, 24 aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999'da usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 haziran 2000'de 33 sanık DGM tarafından yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002'de idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam hükümlülerinin cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.
Sivas Davası, İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk dava olarak tarihe geçti.
Sivas olaylarında şu kişiler hayatını kaybetti: Ozan Nesimi Çimen, yazar Asım Bezirci, şair Metin Altıok, Muhlis Akarsu, şair Behçet Aysan, Muhibe Akarsu, yazar Edibe Sulari, Uğur Kaynar, karikatürcü Asaf Koçak, Erdal Ayrancı, Sehergül Ateş, türkücü Hasret Gültekin, Muammer Çiçek, Gülender Akça, Mehmet Atay, Sait Metin, Carina Johanna, Gülsün Karababa, İnci Türk, Huriye Özkan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt, Handan Metin, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Serkan Doğan, Belkıs Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Menekşe Kaya, Koray Kaya.
admin'in söyledikleri olayı net şekilde ortaya koyuyor;
genellikle yanılgı sahipleri sivas katliamı'nı meşrulaştırmak için hemen ardından gerçekleşen başbağlar katliamı'nı öne sürerler. hemen temel farklara girişelim. birincisi sivas katliamı halk'ın bilfiil ve de televizyonlardan canlı bir şekilde meydana getirdiği toplu yakma olayıdır. halkın gözü dönmüş, o gözü dönen halkın bir kısmının içinde sanıldığı gibi provakatörler olsa bile o gözü dönmüşlükle yakma girişiminde bulunanlara seyirci kalınmıştır. orada bulunan ve seyirci kalan herkes o olaya dahildir. çünkü eğer protesto daysanız ve böyle bir katliam girişimi gerçekleşiyorsa, ya seyirci kalmamalısınız ya da gücünüz yetmiyorsa oradan uzaklaşmalısınız. bu ikisini gerçekleştirmeyen bireyler o katliamdan sorumludur. genellikle muhafazakarların başbağlar katliamı'nı öne sürmesi ise anlaşılır bir durumdur ama o katliamı gerçekleştirenler sol marjinal gruplardandır ki zaten terorist olarak ilan edilmişlerdir. terör eylemi yapan teröristile terör eylemi yapan halk arasındaki fark... işte bütün mesele budur... ismi azad olanların bu ayrımı iyi gözetmeleri gerekmektedir.
not;
ayrıca başbağlar katliamı pkk tarafından yapılmıştır. bu konuda firat haber ajansından bilgi alınabilir
trajik bir olay.aziz nesin'in sağ kurtulmuş olması mucizeydi.
halkların hayatlarında bu tür facialar oluyor ne yazık ki.
travmaları da uzun yıllar etkisini sürdürüyor.
başbağlar katliamı da madımak katliamı da müslüman işi değildir. gerizekalı işidir. gerizekalılık dinler/ideolojiler arasında en çok mensubu olan din.
müslüman işi demek müslüman işi demektir. müslüman işi müslüman kişi yapar. iş müslümanca değilse müslüman kişi işi değildir.
islamcılar da ibnelik yapabilir dedirten durum.
her iki temmuz günü unutmamak adına.
2 Temmuz 1993 günü Sıvas'ta gerçekleşen katliamdır.
Kim ne derse desin, ardından ne yaşanmışsa yaşansın TC'nin en vahim katliamıdır. 2'si otel görevlisi, 2'si kendini tutamayıp otelin içine giren güruhtan toplam 37 kişi yakılarak öldürülmüştür.Tanıklıklar bu süre boyunca otel girişinde ciddi çatışmaların yaşandığı bilgisini vermektekdir.
Otel 8 saatlik kuşatmanın sonunda yakılmıştır. Saat 3:00 sularında gaz bidonları otelin önünde toplanmaya başlamıştır. Bu da gösterir ki safterun müzlümanlar sekiz saat boyunca saf hallerinden sıyrılamayıp oteli yakma girişimi içindedirler.
aynı zamanda tarihe aydın katliamı olarak da geçmiştir. otelde asım bezirci, behçet aysan, metin altıok gibi şair ve yazarlar, muhlis akarsu, nesimi çimen gibi ozanlar, yayıncı uğur kaynar, karikatürist asaf koçak da can vermiştir. bu durumda 2 temmuz 93 günü bir otobüs kazası yaşansaydı da bu isimler yitirilseydi de, o günün asla va asla unutulmayacak bir gün olduğunu da gösterir di bize.
sivas katliamı tamamen bir komplo olup insanları bir birine düşürme hamlesidir ya nekadar garip değilmi geçen zaman yazarı tamer bey yazdı zamanın sivas olaylarında birinci elden alevi başı görünen nesin beyin bir mit görevlisi olması çok garip değil mi ayrıca başbağlar bir terörizmdir halka karşı yapılmıştır sivas olayı ise bir kışkırtma sonucu sözüm ona safderun müslümanların bir iki provakatif militana uyup oteli yakmasıdır.
orda olup da içerde ya da dışarda ne yaşandı bilmiyoruz. içerde ölen ve kurtulanlardan iki üç kişiyi tanıdım. acılarını gördüm. şudur demiyorum. bir kin tarlasıdır madımak. eken ekmiştir. gerisi gayretkeşlerin mahsulden ne umduklarıyla ilgili. ama bilin sofraya konacak bir aş değildir bu ve ağzı burar acısıyla. görem seni öyle bir konuş ki aşk olsun. nefret taşınacak pusat değil.
genellikle yanılgı sahipleri sivas katliamı'nı meşrulaştırmak için hemen ardından gerçekleşen başbağlar katliamı 'nı öne sürerler. hemen temel farklara girişelim. birincisi sivas katliamı halk'ın bilfiil ve de televizyonlardan canlı bir şekilde meydana getirdiği toplu yakma olayıdır. halkın gözü dönmüş, o gözü dönen halkın bir kısmının içinde sanıldığı gibi provakatörler olsa bile o gözü dönmüşlükle yakma girişiminde bulunanlara seyirci kalınmıştır. orada bulunan ve seyirci kalan herkes o olaya dahildir. çünkü eğer protesto daysanız ve böyle bir katliam girişimi gerçekleşiyorsa, ya seyirci kalmamalısınız ya da gücünüz yetmiyorsa oradan uzaklaşmalısınız. bu ikisini gerçekleştirmeyen bireyler o katliamdan sorumludur. genellikle muhafazakarların [[başbağlar katliamı ]]'nı öne sürmesi ise anlaşılır bir durumdur ama o katliamı gerçekleştirenler sol marjinal gruplardandır ki zaten terorist olarak ilan edilmişlerdir. terör eylemi yapan terörist ile terör eylemi yapan halk arasındaki fark... işte bütün mesele budur... ismi azad olanların bu ayrımı iyi gözetmeleri gerekmektedir.
Onuda sen ekle arkadaşım, ekledinde neden ekledin diye soran mı oldu.
Burada başlıklar ekleyeni yapılan yorumlarda yapanı bağlar. Özgürlük dediğin de isteyenin istediğini eklemesi yazması değilmidir.
Bu başlık ile anlaşılıyor ki bu site iddia edildiği gibi tarafsız ve herşeyin açıkça konuşulduğu demokratik bir platform değil...
Madem ki sivas katliamı diye bir başlık eklenmiş neden hemen ardından başbağlar katliamı diye bir başlık girilmemiş başlığı ekleyen arkadaşın başbağlar katliamından habersiz olmaması imkansız ki aynı tarihlerde ve Sivas'ın intikamı deniliyordu başbağlar için...
Yani şimdi burada devlet terörü konuşulup tartışılabilir ama etnik terörden söz etmek yasak gibi bir anlayış çıkıyor ortaya...