orada bir uyku seti için terk edilmiş arkadaşlıklar çölünde
sırt sırta vermiş iki akbaba olarak uçuyoruz
omuzlarımızda “Das Kapital” ve “Mein Kampf”
ve ezberimizde “Şer Çiçekleri”
bir yalana arka çıkmanın bedelini
bir diğerinin altında kalarak ödüyoruz
seküler dualar adıyoruz
adımızın anılmadığı parlamentolara
adımızın anılmadığı antları tekrarlarken
vatandaşlık numaramızla at yarışı oynayıp
vatansız kalıyoruz tekin olmayan bir hayalin peşinde
biz ki yirmi dört ayar altın
parmaklıklı kafesimizde
sevinçten yirmi dört saat parmaklarını şıklatan çoğunluğuz
biz ki işporta tezgâhlarından tamah ettik
“TÜRKİYE’DE GERİ KALMIŞLIĞIN TARİHİ”ne
biz ki bir “ah” ettik mi
karşıki dağlar alışveriş merkezi olur
ya da toplu konut kooperatifi
ve biz ki
zekatı ödenmemiş zekamızla
avlıyoruz bizi bekleyen yemleri
ve yakalanıyoruz daha taksitleri bitmemiş
küçük mavi çiçekli uyku setimize
orada frambuazlı çörekler için terk edilmiş arkadaşlar çölünde
sürünüyoruz iki başlı çatal dilli bir yılan olarak
sırtımızda “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ”
midemizde Ortadoğu, Hindistan, Afrika ve Çin
biz ki bir kez biz olamamış bir benler kalabalığı
olarak yürüdük sahnede
kimin bayrağını salladığımıza dikkat etmeden
gurur duyduk astığımız kumaştan
hiçbir şey duyamayan kulaklarımıza inat
bağırdık sesimizi duyurmak için
bronz heykellere
ve döküldüğümüz kalıpsızlıkta
bıraktık kendimizi
benliklerimizle derinleştirdiğimiz
sıradanlığın uçurumuna
orada sallama ısırgan otu çayı için terk edilmiş sevgililer çölünde
kırılmış düşlerden ve kadri bilinmemiş rüyalardan akan kan
sızıyor kumulların arasından
ve ölümsüzlük otunu kaybeden Gılgamış
hadi canım! arslanbenzer'in 2006 ve 2007 yıllıklarında şiirleri var. adam arslanbenzer'in yıllıkları hakkında yazı yazıyor, arslanbenzer de teşekkür mahiyetinde adamın eski kitaplarından şiir alıyor demekki!
en son kırklar, edebiyat ortamı ve dergâh'ta hayaletini gördük.
Kız kardeşi için istanbuldan Ankara'nın soğuk caddelerine yani memur şehrine gitmek zorunda kalan ve şimdilerde Gerçek Hayat Dergisinin Yazı İşleri Müdürü olan şahıs. Şiir yazmayı neden bıraktı bilmiyorum ama iyi yaptı sanırım bırakmakla.
"yukarıda kalmışların ahteri nerede"
A. Baha Yılmaz
I
ölümün de bir rengi var
mum ışığında eriyen sesi
korkuların da bir sınırı var elbet
II
gün ışır, atlar kişner, kaybolur kader yıldızı
çünkü alageyiğin ahı avcısından ağır çeker
ve bir sessizliğin eceli diğer sessizlikle bildirilir
ölümün elbisesi sessizce giydirilir diriler içinde
III
çünkü geyiğin öldüğü yerdir durduğum
atların uzaklara baktığı yer
yani yağmurun dinlediği makam
karla seyreldiğim mevki
bembeyaz bir kağıdı buruşturup
mürekkep lekelerinden arındığım mekan
IV
hatırlanan bir şeydir ölüm
hatırlatılan
(terzilerin bilmediği
sayılara sığmayan)
çünkü sabittir hayatın rengi
ölümün rengiyle
ve ölümün rengi
yalnız hayatın rengiyle kaimdir bize
“ZUR JUDENFRAGE
orada bir uyku seti için terk edilmiş arkadaşlıklar çölünde
sırt sırta vermiş iki akbaba olarak uçuyoruz
omuzlarımızda “Das Kapital” ve “Mein Kampf”
ve ezberimizde “Şer Çiçekleri”
bir yalana arka çıkmanın bedelini
bir diğerinin altında kalarak ödüyoruz
seküler dualar adıyoruz
adımızın anılmadığı parlamentolara
adımızın anılmadığı antları tekrarlarken
vatandaşlık numaramızla at yarışı oynayıp
vatansız kalıyoruz tekin olmayan bir hayalin peşinde
biz ki yirmi dört ayar altın
parmaklıklı kafesimizde
sevinçten yirmi dört saat parmaklarını şıklatan çoğunluğuz
biz ki işporta tezgâhlarından tamah ettik
“TÜRKİYE’DE GERİ KALMIŞLIĞIN TARİHİ”ne
biz ki bir “ah” ettik mi
karşıki dağlar alışveriş merkezi olur
ya da toplu konut kooperatifi
ve biz ki
zekatı ödenmemiş zekamızla
avlıyoruz bizi bekleyen yemleri
ve yakalanıyoruz daha taksitleri bitmemiş
küçük mavi çiçekli uyku setimize
orada frambuazlı çörekler için terk edilmiş arkadaşlar çölünde
sürünüyoruz iki başlı çatal dilli bir yılan olarak
sırtımızda “İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ”
midemizde Ortadoğu, Hindistan, Afrika ve Çin
biz ki bir kez biz olamamış bir benler kalabalığı
olarak yürüdük sahnede
kimin bayrağını salladığımıza dikkat etmeden
gurur duyduk astığımız kumaştan
hiçbir şey duyamayan kulaklarımıza inat
bağırdık sesimizi duyurmak için
bronz heykellere
ve döküldüğümüz kalıpsızlıkta
bıraktık kendimizi
benliklerimizle derinleştirdiğimiz
sıradanlığın uçurumuna
orada sallama ısırgan otu çayı için terk edilmiş sevgililer çölünde
kırılmış düşlerden ve kadri bilinmemiş rüyalardan akan kan
sızıyor kumulların arasından
ve ölümsüzlük otunu kaybeden Gılgamış
birey olarak zarif ve naif biri.
hadi canım! arslanbenzer'in 2006 ve 2007 yıllıklarında şiirleri var. adam arslanbenzer'in yıllıkları hakkında yazı yazıyor, arslanbenzer de teşekkür mahiyetinde adamın eski kitaplarından şiir alıyor demekki!
en son kırklar, edebiyat ortamı ve dergâh'ta hayaletini gördük.
Kız kardeşi için istanbuldan Ankara'nın soğuk caddelerine yani memur şehrine gitmek zorunda kalan ve şimdilerde Gerçek Hayat Dergisinin Yazı İşleri Müdürü olan şahıs. Şiir yazmayı neden bıraktı bilmiyorum ama iyi yaptı sanırım bırakmakla.
MALUMAT HANENİN SON KATİBİ
"yukarıda kalmışların ahteri nerede"
A. Baha Yılmaz
I
ölümün de bir rengi var
mum ışığında eriyen sesi
korkuların da bir sınırı var elbet
II
gün ışır, atlar kişner, kaybolur kader yıldızı
çünkü alageyiğin ahı avcısından ağır çeker
ve bir sessizliğin eceli diğer sessizlikle bildirilir
ölümün elbisesi sessizce giydirilir diriler içinde
III
çünkü geyiğin öldüğü yerdir durduğum
atların uzaklara baktığı yer
yani yağmurun dinlediği makam
karla seyreldiğim mevki
bembeyaz bir kağıdı buruşturup
mürekkep lekelerinden arındığım mekan
IV
hatırlanan bir şeydir ölüm
hatırlatılan
(terzilerin bilmediği
sayılara sığmayan)
çünkü sabittir hayatın rengi
ölümün rengiyle
ve ölümün rengi
yalnız hayatın rengiyle kaimdir bize
SÜAVİ KEMAL YAZGIÇ