admin Fri, 03/21/2008 - 21:47
Anla artik, anla beni
Unut butun gecenleri
Anla artik, anla beni
Unut butun gecenleri
Bitsin her ÅŸey, butun aÅŸkim
Bunu senden diliyorum
Son mektubu yazarken ben saadetler diliyorum
. Belki sadece işsiz kalmasın diye postacılar. mesele şudur: bilmem hangi tarihte dtp milletvekili sayın aysel tuğluk'un "radikal/ iki/" gazetesinde yayınlanan makalesine hakan albayrak'ın "aysel tuğluk'a açık mektup eleştiris
artık sadece resmi yazışmalar için kullanılan iletişim aracı. BELA DAVULLARI kitabındaki mektupları okudum. bu sabah daha bir hüzünlüyüm sanki.
alopenin odasını okumuş, vapurları dinlemiş üstüne cihangirde bir geceyi sardırmıştım. ayrılık acısını volkmanin sesini açarak bastırmaya çalışıyordum. ne ayrılığı. Vakit gazetesindeki yazılarından önce, Mektup dergisinde yazıyordu. Şimdi www.beroj.com yazarı olup, sitenin en çok okunan yazarlarındandır.
|
zindan iki hece ilhan da!
zindan iki hece ilhan da!
değiştirilmiştir; ZİNDAND
deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir;
ZİNDANDAN İLHAN'A MEKTUP
Zindan iki hece. İlhan'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma İlhan'Im!
Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, almazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün "maruzât"!
Çatık kaş... Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuÅŸ, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyada nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayaÄŸa, dimdik doÄŸrul ve sevin!
İlhan'ım, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!